Survivor-4: Kim dursun, kim durmasın, kim bâki?

Bu seneki 'Ünlüler', bekleneni vermekten çok uzak. Üç ünlü sporcu kadın yarışmacının ikisi, Duygu ve Serenay, başarısız performanslarıyla sporculuk karizmalarını da ciddi ölçüde çizdirdi.
Survivor-4: Kim dursun, kim durmasın, kim bâki?

‘Survivor’ı epey ihmal ettik. Hiç boş bırakmaya da gelmiyor, ortalık son hafta fena karıştı! Tabii hemen tahmin edilebileceği gibi başrolde ‘Gönüllüler’den Turabi var. Bu defa ‘Ünlüler’den Gökhan Keser’le gerilim yaşadı ve kavganın da neredeyse kıyısından dönüldü. Olayın en dikkat çekici yanı, Acun Ilıcalı’nın doğrudan araya girip olaya müdahale etmesi ve Turabi’ye karşı bariz bir ‘tekdir’ girişiminde bulunmasıydı.

Bu yılki ‘Survivor’ üzerine önceki yazılarımızda Turabi’nin tavır ve davranışlarına dikkat çekmiş, Acun’un bu noktada sıkıntı yaşama ihtimalinden söz etmiştik (internette son yaşananlara ilişkin o yazılarım üzerinden bazı değerlendirmeler okumak da içimde hoş bir duygu yarattı). Gelgelelim ‘Şov’un ihtiyaçları açısından Turabi’nin kolaylıkla/hemencecik vaz geçilebilecek bir figür olmadığını da belirttik. Hatta farklı bir kalıba bürünebilse şampiyonluk şansının yüksek olduğunu öne sürdük.

Çünkü Turabi bu seneki ‘Survivor’un tartışmasız en ‘spektaküler’ (‘temaşa edilir’) yarışmacısı. Aynı ölçüde göz dolduran başka isim yok. Bu seneki ‘Ünlüler’, bekleneni vermekten çok uzak. Üç ünlü sporcu kadın yarışmacının ikisi, Duygu ve Serenay, başarısız performanslarıyla sporculuk karizmalarını da ciddi ölçüde çizdirdi diye düşünüyorum. Bu, özellikle Duygu Bal açısından böyle. Tolga Karel, ‘Yaprak Dökümü’nde karşımızda belirdiği Oğuz karakteri ne ise hemen hemen o!.. Ve sonuçta Oğuz’u izlerken ne hissettiysek, daha doğrusu onu ne kadar sevdiysek (!), şimdi ‘Survivor’da Tolga’yı izlerken de kitlede benzer bir hissiyat mevcut denilebilir.

Bir zamanlar Beşiktaş seyircisinin takım başarısızken stadı “Ahmet Dursun, gerisi gitsin!” diye inlettiği Ahmet de çekici olmaktan çok itici bir profil sergilemekte. Parkurlarda pek göz doldurmadığı gibi, daha kötüsü ilişki ve diyaloglarda hayli sevimsiz… O yüzden şimdi ekran (ve SMS) başındakiler, statlardaki o eski taraftarlardan farklı olarak hiç de Ahmet ‘dursun’ demeye niyetli görünmüyor.

Gökhan Keser derseniz, doğrusu Turabi’ye son diklenişine kadar ha var-ha yok, fark etmez konumundaydı. Performansı iyi ama bir ışık saçtığı söylenemez. Merve, tartışmasız ‘Ünlüler’in yüz akı. Fakat onda da ‘şeytan tüyü’ eksik sanki! Göze hoş gelir, seyre değer, ‘şov’un ihtiyacı olan bir sıra-dışılık hiç mi hiç yok onda da…

Bu hafta elenen İsmail Baki’ye en sonda döneceğimizi belirtip ‘Gönüllüler’e geçelim. Tabii orada ‘Ünlüler’den ‘sürgün’ Duygu ve Akın’ı bir ara kategori olarak düşünmek mümkün. Duygu’ya değindik; Akın için ise tam bir ‘joker’ denilebilir. O, performans açısından vaz geçilmez ama ilişkilerde sorunlu biri. Gönüllüler-Ünlüler arasında mekik dokuması bu yüzden. Yine de şu ara ‘Gönüllüler’i uçurup ‘Ünlüler’i dibe vurdurduğu kesin…

‘Gönüllüler’de Turabi ve de Sahra, şovun beklentilerine en yatkın karakterler. Sahra bir arkadaşını diskalifiye sürecine sokacak kadar kışkırtıcı ve rakip takımdaki sporcu hemcinslerini çileden çıkartacak kadar da hırs ve hınç küpü olarak sivrildi. Şovumuzun ‘antagonist’ yani ‘kötü’ başrolü denilebilir… Turabi tam öyle değil. Tüm o hoyrat, saldırgan, zorba önceliklerine rağmen hatırı sayılır bir kitleye ‘harbî delikanlı’ geldiği için daha ‘melez’ bir başkarakter… Diğer bir deyişle, kızanı, nefret edeni çok ama belli ki seveni daha da çok…

Turabi’nin başta çok bariz olan ‘döverim-gömerim’ci tavrı nedeniyle kulağına kar suyu kaçırılıp giderek kendisine çeki düzen verdiği ileri sürülebilir. İyi de oldu çünkü o böyle biraz daha sevimli hale geliyor. Öyle ki bazen o ‘zorba kabuk’ içinde kıstırılmış bir ‘şirinlik’ var dense yeridir!.. Fakat işte son hafta o yine ‘cozuttu’.

Turabi’nin sorunu şu ki o ‘harbî delikanlı’ kimliği ‘zorba kabuk’la titreşim içinde. Dolayısıyla ne hiçbir meydan okumaya kayıtsız kalacak kadar yumuşak bir şirinliğe gerileyebilir, ne de diskalifiyeyi an meselesi yapacak öfkeli diklenmelere ilerleyebilir. Kaderini bu ikilemi aşma yolunda geliştireceği formül belirleyecek.

İsmail Baki’ye üzülerek veda ediyoruz ama üzülmemiz elenişine değil. ‘Survivor’da izlerken, bir komedyen olarak onu benimsemiş insanlarda bir ‘kırılma’ oldu. Sahnedekinden çok farklı bir yüzle adadaydı ve herhalde onu bu kadar yakından tanımak istemezdik! Eminim o da kendini bu kadar yakından açık etmek istemezdi. Karşımızda yarışmalarda yetersiz, o yüzden genelde yedekte, suskun, gergin ve suratı hiç gülmeyen bir adam vardı. O da bir noktadan sonra “Benim burada ne işim var” demiştir diye tahmin ediyorum. İsmail zihnimizde, yavaş yavaş ama kararlıca, bir ‘komedyen’ olarak yıldızlaşma yolundaydı. Sanırım bu ‘yavaşlık’tan mütevellit telaşlı bir sabırsızlıkla ‘Survivor’a takıldı. Keşke böyle ‘aceleci’ olmasaydı!..