Survivor-5: Duygu'suz Sahra'nın yükselişi

Bir 'orta yol' bulmaya çalışarak şunu: Ünlü biri açısından 'Survivor', mümkün mertebe kalıcı, iz bırakıcı bir performansa imza atılabilirse olumlu sonuç verir, ancak...
Survivor-5: Duygu'suz Sahra'nın yükselişi

‘Survivor’ ünlü kategorisindekiler için bir ‘ateşten gömlek’tir. Onun toplumda tanınır-bilinir olanların şöhret kariyerlerine katkısından ne kadar söz edilebilir, emin değilim. Şovun sahibi, Acun Ilıcalı ile de tartıştık bunu. Tabii o, bu konuda daha olumlu ve iyimser…

Bir ‘orta yol’ bulmaya çalışarak şunu söyleyeyim: Ünlü biri açısından ‘Survivor’, (şampiyonluk şart olmasa da) mümkün mertebe kalıcı, iz bırakıcı bir performansa imza atılabilirse olumlu sonuç verir ancak... Mesela Nihat Doğan gibi finali görebilmeniz iyidir. Ya da Ümit Karan gibi yaşınızla karşılaştırıldığında hayli yetkin bir performans çıkarıp, insan ilişkilerinde hasbelkader hatasız yol alıp, sinirlerinize de hâkim olmasını bilerek finali zorlayabilirseniz yine ‘yırtarsınız’.

Hatta iz bırakmak için ‘realite’ içerisinde uzun soluklu bir varlık göstermeniz bile şart değil. Pascal Nouma, Nihat’la yaptığı dehşetengiz (‘efsanevi’ de denilebilir!) kavga sonucu diskalifiye olsa da ‘Survivor’ın unutulmazları arasına girdi. Nouma’nın deli-dolu karakteri açısından bu davranış çok alâkasız değildi; sahalardaki Nouma ile örtüşen bir görüntüydü. O yüzden Nouma ‘Survivor’dan gittiyse de karizması yerli yerinde kaldı.

Bunlar olmadığı zaman ‘Survivor’ bir şöhrete mezar bile olabilir. ‘Mezar’ mecazı çok ağır olduysa şöyle dengeleyelim: ‘Survivor’, toplum nezdinde yapıp ettikleriyle makbul, müsbet ve müstesna yere sahip olmuş şöhretler için insanların gözünde ‘büyü bozucu’ bir istenmedik işlev kazanabilir. Bu durumdakiler için şova iştirak, fahiş bir hatadır.

Bu seneki tablo ‘Ünlüler’ kategorisi açısından biraz o boyutta. Gidenlerden İsmail Baki’ye önceki yazıda değindik. Komedyen imajında ‘Survivor’daki silik ve gergin görüntüsüyle açılan gediği onarmak için hayli çaba sarf etmesi gerekecek. Bu hafta da hanidir “Geliyorum” diyen kaza gerçekleşti ve milli voleybolcu Duygu Bal’a veda ettik! Seyirci, ünlülük ve ünlülere yönelik bir ‘hınç gönüllüsü’ olarak ‘sıradan’lığın bağrından kopup gelmiş Sahra’ya, ömrünü voleybola ve Türkiye’yi bu dalda başarıyla temsile adamış Duygu’dan daha çok prim (oy) verdi.

Zor koşullarda yetersizlik, parkurlarda başarısızlık ve ruhsal-duygusal dayanıksızlık, ‘Survivor’ öncesinde gerek sportif yönüyle gerekse ‘estetik’ görünümüyle toplum nezdinde (özellikle gençler açısından) imrenilen bir ‘model’ konumunda olduğu söylenebilecek Duygu’yu bitirdi. Kanımca o da haftalardır bu üzücü durumun farkındaydı. Moral-psikolojik çökkünlüğünün, hatta dibe vuruşunun bir nedeni de “Survivor hataydı” düşüncesi olabilir diye tahmin ediyorum.

Konuyu değiştirelim! Sona yaklaştıkça ‘Survivor’da Turabi’nin şansı artarak devam ederken ilginç şekilde ona sürpriz bir rakip belirmeye başlıyor. Sahra bu…

Sahra, ilk başlarda seyircinin sempatisini toplayan bir yarışmacı değildi. SMS oylamasında sonlardaydı. Fakat şimdi yükselişe geçmiş görünüyor. Seyirci onu Turabi ve Yiğit’in ardından 3’üncü sırada emniyetli bir yere oturttu.

‘Gönüllüler’in en güçlü kadın yarışmacılarından Berna’yı diskalifiye ettirip takımına zarar veren; karşı takımın kadın yarışmacılarının kâbusu olan; kendi takımının geri kalanına da antipatik gelip şu aralar bir ‘yalnız’ı oynayan Sahra’nın yükselişi nasıl açıklanmalı?..

Şu olabilir: Başlangıçta bu seneki ‘Survivor’da zorbalığıyla gözdeleşen, tabii memleketimin ortalama ‘erkeklik’ beklentilerine hitap eden ‘harbî delikanlı’ havasıyla da yükselen Turabi ile çok yakındı Sahra… Onun gölgesi altına girdikçe silikleşti, (bazılarına yukarıda değindiğimiz) yaptıklarıyla da sevimsizleşti. Sonra ‘keser döndü-sap döndü’, Turabi ile ‘papaz’ oldular. Sahra giderek Turabi’nin hışmına uğrayıp hedefi haline geldikçe de karşı saldırıya geçti. Sanırım bu, beklenmedik bir etki yaptı ve Turabi’den nefret eden, ağırlığını da kadın izleyicinin oluşturması muhtemel bir kitlenin koruma kalkanına soktu onu.

Eğer öyleyse demek ki iktidar yandaşlığı kişiyi hiç kılarken, iktidara diklenmek, rakip çıkmak kayda değer kılıyor. Özdemir Asaf’ın dizelerindeki gibi: “Bir şeyden yana isen sen belki varsındır//Ama bir şeye karşıysan sen gerçekten varsındır!..”

Not: Hayatımın en zor yazısını yazdım! Soma faciası ve trajedisi karşısında televizyon program analizini sürdürme durumunda kalmayı içim kaldırmadı, hiç istemedim. Fakat editoryal gereklilik ve ilkeler nedeniyle bundan kaçamadım… Sonuçta büyük bir yürek burulması eşliğinde bu vahim olayda hayatlarını kaybeden işçilerimize rahmet, yakınlarına sabır ve metanet, yaralılara da acil şifalar diliyorum!..