'Survivor-Sonuç' için söz okurun!

'Survivor Turabi'yi reddedenler kadar oy verenlerin de olduğu üç mektubu, seyirci motivasyonunu daha iyi anlama yolunda da katkı sağlayabileceği düşüncesiyle ilgiye açıyorum.
'Survivor-Sonuç' için söz okurun!

Pazar günkü ‘Survivor-Sonuç’ yazımız ‘siberalem’de bir hayli rağbet gördü ve hararetli tartışmalara yol açtı. ‘Facebook’ ve ‘Twitter’ın yanı sıra, toplumun popüler kültüre de, politik kültüre de ‘ikon’lar türetirken nelere öncelik verdiğine dair önemli ipuçları barındıran değerlendirmeler, e-posta yoluyla da ulaştı bana… Övgülü ve bol sövgülü olanları bir kenara bırakarak, önemli bulduğum ve aralarında ‘Survivor Turabi’yi reddedenler kadar oy verenlerin de olduğu üç mektubu, seyirci motivasyonunu daha iyi anlama yolunda da katkı sağlayabileceği düşüncesiyle ilgiye açıyorum:

“(Onur, ‘the Whitest Boy’) İlk olarak bu tip bir formatta birincinin SMS’le seçilmesi, yarışmada her dakika kural değişikliklerine gidilmesi, sonucu manipüle etme konusunda yapımcıya büyük bir konfor getiriyor. Sürekli surette ‘Halk en doğrusunu bilir’ tutumu, aslında halkı aptal yerine koymaktan öteye gitmiyor. Turabi eğer yarışmayı tüm oyunlar sonunda 1’inci finalist olarak bitirmiş olsaydı sonucun adaletine daha çok inanabilirdim.
Keza, araba ödülünde Acun’un büyük oranda Ahmet Dursun’un üzerine gitmiş olması, Turabi’nin dikkatini dağıtmaktan mümkün mertebe kaçınması da ödülü bu gönüllümüzün kazanmasını sağlamıştı. Acun da bunu sonraki yayınlardan birinde Ahmet Dursun’un ‘Çok üzerime geldin Acun Abi’ sözlerini, ‘Sen zaten yılların milli futbolcususun, senin böyle bir ödüle ihtiyacın yoktu; o yüzden senin üzerine daha çok geldim’ şeklinde cevaplayarak itiraf etti. Bu da tabii biz izleyicilerde ‘Survivor bir hayır kurumu mu, eğer öyleyse Ünlüler takımı kendini neden paralıyor, bıraksınlar tüm ödüller Gönüllüler’in olsun’ şeklinde bir algı yarattı.
Böyle bir televizyon formatı hakkında mesai harcamak ve bunca satır yorum yapmak belki insanlara komik ve gereksiz gelecektir. Ancak bir eğitimci olarak bu tip formatlarda karakterlerin davranışlarının toplumun nasıl bir yansıması olduğunun ve çocukların rol model seçiminde nasıl büyük etkiler yarattığının farkında olmamam elde değil… Her gün çocuklardaki geri dönüşlerini bizzat görüyorum. Ve beyinlerine kazınan ‘kazanan rol model’, insanda en ufak bir memnuniyet ve tebessüm yaratamıyor.
Popüler kültür ürünü diye gülüp geçtiğimiz programın bize verdiği çok fazla siyasi, sosyolojik mesajlar bulunduğunu düşünüyorum. Ve ne acıdır ki bu program sonucunda belki de diskalifiye edilmesi ya da ciddi bir uyarı alması gerektiği kesin olan; her hafta terbiye sınırlarını aşan; kendisine yapılan en ufak bir uyarıda küfür etmekten çekinmeyen; tıpkı bugünkü siyasi akımın büyük oranda nemalandığı mağdur edebiyatından sonsuz ekmek çıkaran; saygısızlığı, tutarsızlığı, duruma göre pozisyon almayı dobralık kisvesi altında insanlara satan bir karakter, el birliği ile göklere çıkartıldı ve ‘Galip’ olarak, ‘Şampiyon’ olarak, ‘Kazanan’ olarak bizlere sunuldu. Üstelik nereden baksanız hak etmediği biçimde gelen bir galibiyetle... Manipüle edildiği çok bariz bir sonuçla…”


“(Onur Topçu) Turabi'nin davranışlarını seyretmek bende bir kendini iyi hissetme durumu yarattı. Şöyle ki bu tipolojideki insanlarla her gün karşılaşıyoruz lâkin çok kısıtlı zamanlarda; mesela otobüste, vapurda yanıma otursalar yerimi değiştiririm, karşıdan (‘Ada'daki gibi kollarını açarak) geldiğini görsem, kaldırımı değiştiririm. Bu yarışma vesilesiyle ilk defa uzun süre maruz kaldım:)
Eller-kollar açık yürünecek; kelime yarıştırarak ucuz ‘ayarbazlık’ peşinde koşulacak; baskı kurmak için gereksiz argo, bol bol kalın ‘A’‘lan’ (Gökhan'ın ‘A'sını ince kullanırken hem de) kullanılacak; yarışma aralarında dinlenme kısmında bacaklarını olabildiğince doksan derece açarak, iki kişilik yer kaplayıp mümkünse ayakkabısı da oturulan yere konacak; birisiyle konuşurken yakınında bile olsa kesinlikle yüzüne bakmayıp yere, ellerine, ayaklarına bakılacak ya da uğraşacak bir şey bulup onunla uğraşırken konuşulacak; eğer olur da göz teması kurulursa, gözler kısılıp dişler ortaya çıkarılıp eziyet çeker bir halde konuşulacak; her mimiğinde muhatabına duygusal şiddet uygulanacak, vs. vs. vs. Büyük ihtimalle bunların birçoğunu farkında olmadan yapıyor. Bu, onun normali olmuş.
Bütün bu hali ve varlığıyla ‘olunmaması gereken insan’ı adeta heykelleştiren Turabi gibi bir kişiyi yakından inceleme şansı verdiği için Acun'a teşekkür ediyorum! Derinlerde bir üzülme, acıma duygusuyla daha çok sosyalleşseydi ne olurdu merakı da var ama o kadar derine inmeye gerek yok. Turabi özelinde değil de bu davranışları rol model alan insanları anlamaya çalışmak için inceledim. Sonuç: Yer değiştirmeye, kaldırım değiştirmeye devam…”


“(Kemal Gülseren) ‘Survivor’ hakkındaki yazınızı okudum. Sanırım farklı düşüncelere sahibiz. Ben oyumu istemeyerek de olsa Turabi’ye verdim. O, fakir kitleleri temsil eden isyankâr bir çocuktu benim gözümde. İyi yetişmemiş, eğitim alamamış, hayatını kazanmak için berduşluğu belki mecburen seçmiş, kabına sığmayan bir Anadolu zorbası idi.
Aslında anladığım kadarıyla öyle profesyonel bir spor hayatı da olduğu söylenemez. Toplam belki birkaç yıl o işlerle uğraşmış, sonra danslar etmiş. Yani anlayacağınız ekmek parası kazanmak için her türlü macerayı yaşamış, kendini ispata adamış, önemli işler yapmaya ahdetmiş...
Doğru, bu insan ‘kuzu’larla bir arada bulundurulmamalı. O, acunun yanlışlığı… Ancak bizim için Turabi’nin orada olması bir tercih durumu değil. Bu nedenle bir veri olarak aldık ve bu fakir Anadolu çocuğuna biraz para kazandıralım dedik. Verdiğimiz oyların gerçek nedeni budur.
Ne onun ahlâk ve tavırlarını tasvip ediyoruz. Ne de onu adadaki başka birine tercih ediyoruz. Hele Gökhan’a asla! Gökhan gerçekten pırlanta gibi bir genç. Yolu açık olur inşallah…
Turabi’ye verilen bu şansı fazla abartmayın. Eğer adam olmazsa bir gün bu ‘cangıl’da belasını da bulur. Meşhur bir söz vardır bilirsiniz; ‘El yumruğu yemeyen kendi yumruğunu balyoz sanırmış.’ Bu durum Turabi için de böyle. Kendisine verilen kredi iki ucu keskin kılıç gibi. Bakalım nasıl kullanacak; izleyeceğiz…
Turabi tercihi, toplumumuzun ezilmişten yana olduğunu, hastalıklılara şefkat ve merhamet sunmaya hâlâ devam ettiğini gösterir bana göre. Hepsi bu…”