'Suskunlar'ın susmama riski

Suskunlar sezon finalinde verdiği ataerkillik-karşıtı kültürel-ideolojik mesajla bitti aslında. Onu 'endüstriyel' olarak sürdürmek, yeni açılımlara bağlı

‘Suskunlar’ geçen sezon en beğendiğim diziydi. Çocuk tacizi gibi iç yakıcı ve kasvetli bir konuyu elinden geldiğince konformizmden uzak, radikal ve politik perspektiften işleyerek alnından öpülesi bir finalle noktaladı. Ama yeni sezona (tempo, çekim ve sürprizli akışlar yerinde olsa da) riskli bir başlangıç yaptığı kanaatindeyim. Bu bir bakıma başarının bedeli ve geçen sezonun o muhteşem finali, hatta final mesajıyla bağlantılı. Hatırlayalım, ‘Takoz’ İrfan’ı (Mehmet Özgür) tacizine uğramış çocukların insafına terk ettiği, simgesel önemi büyük sahnede Ecevit’in (Murat Yıldırım) kendi kendine söylediklerini: “Erkekliğin değil, çocukluğun senin tek hazinen! Onu koru, onu sev!..”

Dizi aslında burada bitti. Ama ‘kültürel’ (ideolojik) anlamda bitti. ‘Endüstriyel’ olarak bitmediği ise aşikârdı. Bu kadar zor konuda ‘reyting canavarı’na boyun eğdirmiş dizinin, ona emek veren herkesin fazlasıyla hak ettiği üzere yeni sezon(lar) beklentisi kaçınılmaz ve anlaşılırdı. Zaten dizinin diğer ‘kötü’sü Gazanfer/Gurur (Berk Hakman) geçen sezonun son sahnesinde “Bu iş bitmedi” diyerek tüyoyu verdi.
Fakat Gazanfer’in dizide ‘kötülük kontenjanı’nı tek başına dolduramayacağı da belliydi. Dizi tarihimizin gelmiş geçmiş en ‘kült’ kötülerinden olmaya aday ‘Takoz’ İrfan yukarıda betimlendiği şekilde, onunla mükemmel bir ikili oluşturan hapishane müdürü Sait (Reha Özcan) de nedamet getirtilerek sıfırlanmıştı. Onların boşluğunu doldurmadan soluklu bir çalışma sunmak hemen hemen imkânsızdı. Finalde yeni sezonun ‘kötülük kontenjanı’ için seçenek diye işaret edilen ‘Çete Başı’ Yılmaz Gruda da ‘İşler Güçler’e kaybedildi. Böylece ‘sektör’deki ekonomik hareketlilik, diziyi karakter açısından handikapla karşı karşıya bıraktı diye düşünmek de mümkün.

İki seçenek vardı. Ya yeni ‘kötü’ler bulunacak ya da eski ama ‘imha edilmiş’ kötüler ‘ihya edilecek’ti. Her ikisi de yapılmış görünüyor. Öncelikle ‘Takoz’ ve Sait yeniden aramızda. Risk de burada: Sezon sonunda onların ‘bitirilmesi’ kültürel-sembolik anlamda çok tesirliydi. Şimdi onlara yeniden zindelik kazandırmak, hem geçen sezonu yadsımak, hem de inandırıcılık hissinde zafiyet üretmek demek. Biraz da hayli uğraşla kazanılmış ‘politik’ formasyondan bir ‘apolitik deformasyon’a kayma tehlikesi demek...

Telafi yolunda bir parça ‘kötülük’ çözümlemesine yeltenerek mesela ‘Takoz’un geçmişi irdelenebilir. Önceki sezonda bu, Gazanfer örneğinde yapıldı biraz. Bu sezonda da İrfan üzerinden ‘kötülüğün özel tarihi’ne mercek tutmak, diziye seçkinleştirici bir açılım sağlayabilir.
Dizi, ‘kötülük kontenjanı’nı eskilerin ihyasının yanısıra müthiş bir ‘femme fatale’ bularak da doldurmuş görünüyor. İlk bölümün yeni ve en sürprizli karakteri Nisan’la karşımıza çıkan Pelin Akil, bu yönde çok güçlü bir ‘hayat aşısı’ diziye... Geçen sezon ‘Kurt Kanunu’ndaki Ballı Naciye rolünde olduğu gibi ‘Suskunlar’da da aynı ölçüde sıcak, çekici, cezbedici... (Gazanfer’le ateşli öpüşmeye akan sahnedeki yüzü zor unutulur!) Burada da seyri daim kılma yolunda büyük katkı yapacağına kuşku yok.

‘Suskunlar’a dair ‘seyir defteri’mizde an itibarıyla olanlar bunlar. Yeni sezonda başarı diliyoruz.