Taptaze bir 'postmodern folklorizm' örneği: 'Emanet'

'Emanet'de 'gelenek-töre' dendiğinde bu topraklarda ilk akla gelen ne varsa, 'modernist' aklın 'tu-kaka' ettiği her şey, 'postmodernist' aklın göreliliği mutlaklaştırmış ikliminden alınan güçle 'değer'lendirilip fantastikleştiriliyor.
Taptaze bir 'postmodern folklorizm' örneği: 'Emanet'

Fox TV’nin yeni yayın dönemine siftah dizilerinden ‘Emanet’, muhafazakâr ‘yeni-normal’ olarak tanımladığımız süreçte ‘garanti’ bir iş. Dizi film piyasamızda en bilindik, popüler ve kolay kolay vazgeçilemeyeceği anlaşılan bir türün bu sezonda da yaygın örneklerinden bir diğeri…

Bu türü ‘ağalık dizileri’ olarak tanımlamaya yatkınız ama ben bu yazıda onu değerlendirme yolunda farklı bir tabiri işlerliğe sokmak istiyorum. ‘Postmodern folklorizm’ bu…

‘Folklorizm’den kastım, folk (kırsal/tarımsal) kültüre değer atfı, onu yüceltme, hatta yer yer fetişleştirip fantastikleştirme… Bu tür dizilerde ‘folklorizm’ yapılmakta.

‘Folklorizm’in bizde mazisi parlaktır. 1960 ve 70’li yıllarda bu ülkede edebi-sanatsal çerçevede ve siyasi-ideolojik (‘sol’) motivasyonla karşımıza çıkan bir başka iyi bilinen örneği var. Ama dizilerdeki, o ‘folklorizm’den farklı ve bu farkı işaret etmek için de ‘postmodern folklorizm’ uygun bir niteleme diye düşünmekteyim.

1960-70’lerde kendini dışavuran ‘folklorizm’in eleştirisi de yapılabilir, yapılmalı ve yapıldı zaten… Ancak bu yazı çerçevesinde onu bir karşılaştırmaya gitme yolunda betimsel mahiyette değerlendireceğiz. O yıllarda roman, öykü, şiir, tiyatro, sinemada bol miktarda örneğini gördüğümüz ‘folklorizm’, sol, sosyal demokrat, sosyalist ‘modernleşme’ arayışında işlevselleştirilen bir akımdı. Bu bir yandan ütopik ve ‘romantik’ bir dinamizme sahiptir. Ama diğer yandan da (belki paradoksal görünebilir) onun bir gerçekçilik, daha net söylemek gerekirse ‘toplumcu gerçekçilik’ iddiası vardır.

Şimdi dizilerde karşımıza çıkan ‘folklorizm’ ise ütopik olmaktan ziyade ‘distopik’, ‘romantik’ olmaktan çok da ‘pragmatik’ bir postmodern zamanın ürünü… Burada gerçekçilik iddiası yerine bir ‘gerçeksi’lik ameliyesinin olduğu söylenebilir.

Aradaki farkı önceki hafta ele aldığımız ‘Yılanların Öcü’ dizisi ile bu diziye ilham oluşturmuş Fakir Baykurt’un aynı adlı romanı ve romandan uyarlama Metin Erksan filmi arasındaki karşılaştırma üzerinden de netleştirebiliriz. Baykurt’un eseri de, Erksan’ın filmi de ‘modern-politik’ bir folklorizm örneği olarak değerlendirilebilir. ‘Yılanların Öcü’ dizisi ise ‘postmodern-apolitik’ bir folklorizm örneği…

‘Emanet’ de öyle. ‘Gelenek-töre’ dendiğinde bu topraklarda ilk akla gelen ne varsa, ‘modernist’ aklın ‘tu-kaka’ ettiği her şey, ‘postmodernist’ aklın göreliliği mutlaklaştırmış ikliminden alınan güçle ‘değer’lendirilip fantastikleştiriliyor dizide. Kan davası, kumalık kurumu ve ‘levirat’ (kayınbirader evliliği) vurgusu kombine halde karşımızda mesela… Keza ‘folk kültür’ün gündelik hayat akışına damgasını vuran, zengin bir adet ve tören repertuvarıyla karşımıza çıkan temel ‘geçiş dönemleri’ olarak ‘doğum-düğün-ölüm’ üçlemesi de ilk iki bölümün örgüsünde en belirgin motiflerdi.

Yine bilindiği üzere, ‘folk’un fantezisi bu dizilerde her zaman şehirli-modern kültürle ‘terbiyelenerek’ üretilir. Geleneksel olanla modern olan arasında ‘köprü’ karakterler yaratılır. O yüzden ‘Emanet’te de ağa konağına gelin olacak ‘şehirli’ kadın, bir ‘turist rehberi’ olarak aktive ediliyor. Aynı konağın bebekken öldü sanılan erkek vârisi, ‘bürokratik modernleşme’mizin öncü kurumu ‘Ordu’nun bir üyesi olarak karşımızda. Onun yanına da bankada ‘portföy yöneticisi’ olarak çalışan bir sevgili yerleştiriliyor.

1960-70’lerin politik-sol ‘folklorizm’inde de ‘modern’ figürler (en belirgin şekilde ‘öğretmen’ olarak) eksik değildir. Fakat arada ‘kritik’ bir fark vardır. Onlarda bu figürlere ‘geleneksel’ olan, özellikle de ‘folk kültür’ün (ağalık düzeni gibi) politik asimetrileri karşısında ‘dönüştürücü’, halkı-köylüyü uyandırıcı bir misyon yüklenirdi.

Dizilerimizdeki ‘postmodern folklorizm’ ise daha ziyade bu asimetriyi, eşitsizliği, tabakalaşmayı onayıp meşrulaştıran bir kurgusal akışa sahiptir. Modernliğin temsilini üstlenen karakterler, ‘premodern’, kırsal, feodal, töresel, geleneksel, vs. olana karşı ‘dönüştürücü’ işlev yüklenmekten ziyade onunla hemhal, ona teslim ve onun yeniden üretimine destek bir pozisyonda belirirler karşımızda.

Ayrıca hiç eksik olmayan bir başka tematik kesit, kırsalın zengin konakları içerisinde hizmete koşulmuş ‘Aşağıdakiler’in ‘iğdiş edilmesi’dir. Onlar, ekseriya, bir heyecan kasırgası içinde gerilim dolu, soluk soluğa akan diziyi izlerken yorulup bunalan seyirciyi ‘teneffüse çıkarmaya’ yönelik diyalogları, ilişkileri ve edimleriyle mizah malzemeleri olarak kurguya katılırlar. Bu da ‘Emanet’te gayet sarih şekilde mevcut…

Tabii ki bu söylenenler ‘Emanet’e özgü değil. Halihazırda diğer kanallarda da, hatta aynı kanalda benzer format ve içerikte başka diziler var. Yine de ‘Emanet’, söz konusu türü örnekleme ve bu yazıda işlerliğe soktuğumuz kavramı açma yolunda temsil gücü yüksek bir yapım olarak göründü bana. Kayda değer bir klişe olduğunu düşünüyorum.