Tesettür, rol ve sol

Tesettürlüden oyuncu olmaz" iddialarının belki şu an gerekçeleri vardır ama gelecekte garantisi pek yoktur. Oyunculuk haram diyenler kadar helâl diye düşünenler de çıkacaktır

Geçen haftaki ‘tesettürlü aktris arama’ işgüzarlığıma ‘Sol’dan da eleştiri geldi. BirGün’de Uğur Kutay, yazdıklarımın önce vahimliğini, sonra saçma sapanlığını, nihayet abesle iştigalini kendi perspektifinden temellendirmiş. Kutay, ‘Müslümanlar’ oyunculuğa fersah fersah uzak demekte. Bu, aslında bazı ‘dini bütün’ kadın okurlarla bir buluşma noktası. Tesettürlü kadın, “benim inancım buna mani; o yüzden istemiyorum”, Kutay ise (önceki yazılarına yönlendirme de yaparak) “sizin inancınız (dünya görüşünüz) buna mani; isteseniz de olmaz” diyor.

Ben, ‘Müslümanlar’ diyerek böyle yekpare, yeknesak ve homojen değerlendirmelerde bulunamıyorum. Akademik ömrüm, İslâm-içi farklılık, karşıtlık ve çatışma dinamiklerini gözlemleyip yorumlayarak geçti. Burada ‘İslâm’ı hayata geçirme’ konusunda birbiriyle itişip kakışan pozisyonlar vardır. İkinci yazıda değindiğim, tesettürü mahremiyetten çok teşhire araç eden pratiklere (defile, reklam, vb.) karşıt bakışlar, küçük bir örnek. Bunlar öyle konulardır ki bir Müslüman tesettürlü kadınla bir ateist sosyalisti ‘tüketim kapitalizmi’ reddiyesinde de buluşturabilir.

Ama tabii bazılarını da ‘tüketim kapitalizmi’ni benimsemede buluşturabilir. O yüzden “tesettürlüden oyuncu çıkmaz” iddialarının belki ânın içinde gerekçeleri vardır, ama gelecekte garantisi pek yoktur. Kutay tesettürlü kadını neden tesettürlüler oynamıyor sorusundan hareketle kışkırtmaya çalıştığım tartışmadaki bir eleştiriyi de tekrarlıyor. Eşcinsel rolü için eşcinsel, ‘zengin’ için zengin, ‘engelli’ için engelli oyuncu aramak gerekecek diyor. Bunu baştan karşılama yolunda metne sıkıştırdığım cümle ona da yetmemiş. Devamla, türbanlıyı eşcinselden, engelliden üstün kılan şeyin ne olduğunu açıklamamı istiyor. Bu çıkarsamaya vardığı yerde ben tesettürlü olma halini bir değersel ‘üstünlük’ değil, bir olgusal ‘zemin’ olarak ayırt ediyorum. Dikkat çekmek istediğim, bunun mesleki, fiziksel, kişisel, tercihsel pek çok başka kimliği içinde barındırabilen bir ‘yaşam alanı’ olması. Yani tesettürlü fakir, tesettürlü zengin, engelli ve hatta (‘Al-Fatiha’ hareketi gibi) eşcinsel insanlar olması. Hoşgörülü-hoşgörüsüz, serinkanlı-hissî, psikopat olan-olmayan tesettürlüler olması. Nihayet oyunculuk haram diyenler olduğu kadar helâl diye düşüneceklerin olması...

Bu ‘üstünlük’ çıkarsamasından hareketle dinsel dizileri “sanki yüksek gerçeklik dozu gerektiren ‘hakikat temsilleri’ olarak gördüğümü de söylüyor. Ben görmüyorum, ama bunları üretenlerin böyle gördüğünü düşünüyorum. Bu dizilerin değişik dozlarda İslâmi yaşam biçimini mesajlayan akışı var demem ondan. ‘Hakikat temsili’, misyonerce kutsallık arayışı varsa burada var. Zaten o yüzden tanıdığım, dünya görüşünü bildiğim oyuncuların bu ‘hakikat temsilleri’nde istemeyerek rol almalarını sorunlu buluyorum. Kutay’ın örneğinden gidersek, 76 yaşındaki Yıldız Kenter’in lösemili oğlan çocuğunu canlandırırken ‘içtenliksiz’ olduğu söylenebilir mi? Herhalde hayır. Çünkü ortada ideolojik, propagandist ve misyonerce bir ‘temsil’ hedefi yok.

Abes bulduğu Konca Kuriş ve ikna odalarında canı yanmış kızları oynayıp oynanamaya dair ‘Müslümanlar’a sorularıma gelince... Bunlara “oyuncu her rolü oynar” diye karşı çıkılsa anlarım. Ama Kutay türbanlı hiçbir oyuncu Kuriş’i canlandırmak istemez, çünkü Hizbullah’ı göstermek gerekir diyor. Peki Kuriş, dindışı, Müslümanlığa uzak bir kadın mıydı, yoksa bu kesimin içinden miydi? Ve Türkiye’deki Müslümanların hepsi Hizbullahî İslâm anlayışının mı destekçisi?.. Burada da yekpare bakış işlerlikte gözüküyor.

İkna odalarına ilişkin onun “bu hastalıklı bazı Kemalistlerin tekil uygulamalarının sonucuydu” yorumuna katılmıyorum. Koskoca bir 28 Şubat ‘tümel’ gerçeğini nasıl yok sayarsınız?! O dönemi Türkiye’yi koskoca bir ikna odasına dönüştürmüş şimdiki iktidara gönderme yaparak hafife almak tabii kişisel olarak hakkınızdır. Ama bunun da bana yönelik seferber edilmesini ‘yanlış hedef’ saydığımı, bu defa ben bir yazıma yönlendirme yaparak (Kemal’in Türkiyesi’nden Tayyip Türkiyesi’ne) belirtip noktalayayım.