The Walking Dead: Elveda korkunç kıyamet, merhaba güzel ölüm!

Zombi kıyameti içinde titrek bir mum ışığı nev'inden bir gelecek, daha doğrusu 'yaşam' ümidini hâlâ söndürmemeye gayret eden birkaç iyi insanın maceralarını izliyoruz The Walking Dead'de...

‘The Walking Dead’ (TWD) ölümle ara verdi, ölümle geri döndü! Ve güzel mi güzeldi!..

Dizinin 5’inci sezonunun ilk yarısını yıllardır kendisini berrak, tertemiz ve pırıl pırıl bir ‘su perisi’ gibi izlediğimiz, giderek de sessiz-sedasız bağlandığımız Beth’i (Emily Kinney) kaybederek kapatmıştık. Sezon arası-sonrası FX’te başlayan dizi, kalan 8 bölümünün ilkini yine bizi eleme boğan bir başka kayıpla açtı! Koskoca bir bedenin içinde aynı ölçüde kocaman, iyilik dolu bir yürek taşıyan Tyreese de (Chad Coleman) bir anlık boş bulunmanın bedelini canıyla ödedi.

Zombi kıyameti içinde titrek bir mum ışığı nev’inden bir gelecek, daha doğrusu ‘yaşam’ ümidini hâlâ söndürmemeye gayret eden birkaç iyi insanın maceralarını izliyoruz TWD’de… ‘İnsanlık hali’ ile bir hesaplaşma, insan-doğa ilişkisinin (birinci lehine ve ikincinin felaketi pahasına) bozulan dengesiyle sorgulayıcı bir yüzleşme ve insan dünyasının ‘zombileşme’sine yol açmış ekonomik-toplumsal işleyişin dolaylıca eleştirisi olduğu düşünülebilecek dizinin son bölümü, yaşamla ölüm arasındaki incecik çizgide ‘insanın özü’ne dair bir muhasebe denemesi olarak şekillendi. Hikâyenin bir ‘katıksız iyi’ karakteri olan Tyreese’in ‘insan olma’ tercihinin ölümün eşiğinde ve hayatta iken onunla yolu kesişmiş ama artık hepsi ‘ölü canlar’ tarafından sigaya çekilişini izledik.

Tyreese, iyi bir adamdı. Bu yüzden kötülüğün ete-kemiğe bürünüp ortalıkta kol gezdiği bir dünyada yaşamasının ‘kural ihlâli’ olduğu, bu sezonun ilk bölümünde zaten yüzüne vurulmuştu. Hatırlayalım: Kahramanlarımız ‘Sığınak’ sanıp tuzağa düşürüldükleri, aslında insan etiyle karnını doyuran bir ‘yamyam’ grubunun kampı olan ‘Terminus’ta boğazlanmanın eşiğindedir. Carol (Melissa McBride) arkadaşlarını kurtarmak için Terminus’a sızarken Tyreese başkahramanımız Rick’in (Andrew Lincoln) bebek kızı Judith’le bir kulübededir ve yanlarında da Terminus’tan bir tutsak vardır.

Tyreese’in kötülükle sıkı sıkıya sarmalanmış bir dünyada adeta ‘kardelen’ misali bir ruh ve kişilikte olduğunu fark eden tutsak, ona şunları söyler: “Bebekleri kurtaran türden bir adamsın. Okyanusun ortasında teknesiz mahsur kalmışken çapayı tutmak gibi… Hâlâ hayattasın ama ellerini kirletmek zorunda kalmadığın belli. Görüyorum, iyi bir adamsın.”

Bu sözlerle bir anlamda kendisini baskı altına almaya çalışan adam karşısında Tyreese, elbette hiç inandırıcı olmayan bir ‘diklenme’ sergiler: “Neler yapmış olduğuma dair en ufak bir fikrin yok.”

Adam zekidir ve Tyreese’in çok muhtemel ki canavarlaşmış bir dünya ortasında bir bebekle birlikte kalmışlık ‘zafiyet’ini bastırmaya yönelik ‘çıkış’ını acımasızca iade eder: “Sen iyi bir adamsın. O yüzden bugün öleceksin. Bebek de bu yüzden ölecek.”

Dizi, yarattığı fantastik atmosferi inandırıcı kılma yolunda bizi sık sık acılara boğmaktan kendini pek sakınmaz tabii ama kalbimizi de gözetir ve onu uç noktalarda zorlamaz! O yüzden o kesitte bebek Judith, Tyreese ve kahramanlarımız, yamyam cehenneminden kazasız çıkarken belâyı yamyamlar bulur.

Fakat işte sezonun 8’inci bölümünde ‘su perisi’ gibi hayallerimize sinmiş Beth’i kurban verdikten sonra onu izleyen 9’uncu bölüm de Tyreese için yolun sonu oldu. Ölümün eşiğinde onun yoluna ‘karşıcı’ çıkanlardan biri (Beth gibi ‘iyi, temiz ve masum’ ölülerin yanı sıra önceki sezonların efsane ‘kötü’sü Vali’ye de [David Morrissey] ek olarak) kulübede konuştuğu tutsak adamdır. Ve şimdi o, kendi düşüncesinin doğrulandığı noktasından Tyreese’i sıkıştırmaktadır; ondaki iyiliğin ‘yanlışlık’la bağını kurarak ve Tyreese’in tüm yaşam pratiğini bu bakımdan kusurlu saymaya yeltenerek:

“Sana söylemeye çalışmıştım. Sıradakinin sen olacağını söylemeye çalıştım dostum… Sen bebekleri kurtaran türden bir adamsın. Beynime bir kurşun sıkmış olsaydın; kız kardeşinin yaptığı gibi beni kesip biçmiş olsaydın Gareth izinizi sürebilir miydi? Orada olduğunu onlara söylememiş olsaydım belki Gareth peşinize düşmezdi. Belki Bob da ölmüş olmazdı. Belki onun hayatta olması Beth ile yaşananları değiştirirdi. Domino etkisi işte! Belki şu anda ısırılmış olmazdın. Eğer beni öldürmüş olsaydın, bir sürtük gibi yalan söylemeseydin bu, yaşananları değiştirebilirdi.”

Bunlara ek olarak Vali de Tyreese’e en acımasız şekilde yüklenir: “Sevdiğini öldüren kadının karşısında oturdun, onu affettin.”

Tyreese bu sözlere, hayatını bir ‘iyilik hatası’ sayma yolundaki bu saldırılara, ‘can havliyle’ diyemeyiz de güçlü bir ‘son nefes’le şöyle patladı: “Kim olduğumu biliyorum. Yaşananları ve şu anda olanları biliyorum. Sen, ölüsün. Her şeyinle bir ölüsün! Ve henüz her şey bitmedi! Onu affettim çünkü henüz bitmedi. Ben sırtımı çevirmedim. Haberleri dinlemeye devam ettim ki yardım etmek için elimden ne geliyorsa yapabileyim! Pes etmiyorum. Duydun mu beni, pes etmiyorum! Benim gibi insanlar, benim gibiler, yaşayabilirler!..”

Rick ve diğerleri yetişse de çok kan kaybetmiş olan Tyreese’i hayata tekrar bağlamayı başaramadı. Tyreese’i cehennemî bir hayatın içindeki tüm ‘kötülük problemi’ne rağmen onun gibi ‘iyi’ kalabilmiş Beth’in kılavuzluğunda (onun, “Artık her şey yolunda Tyreese! Bunu bilmelisin” sözleri eşliğinde) ölüme yolcu ettik!.. Yaşarken öyle ya da böyle, fıtratları gereği yahut hâl ve şartların sonucu kötülüğe mal olmuş ‘ölü canlar’ ise artık sahneden çekilmişlerdi.

Hayat ne kadar ölümcülleşip buna bağlı olarak da kötücülleşirse kötücülleşsin sen ‘iyi’ kal, iyilik üzere yaşa! Ve ‘ölüm’e, ölümün güzelliğine de inan!.. TWD, 5-9’dan kalan bir hisse bu…