Töre ve din: Ayrılan yollar

Samanyolu televizyonunun dizisi 'Küçük Gelin', din ve töreyi 'tefrik etme' yolunda İslâmi-muhafazakâr perspektiften bir çalışma. Ben bunu 'burjuva' bir girişim olarak da nitelendirmeyi teklif ediyor ve bunu tartışmaya açmak istiyorum.
Töre ve din: Ayrılan yollar

‘Küçük Gelin’in önemi, törenin karşısına dindar-muhafazakâr kesimden ilk kez kararlı ve tok şekilde yükselen bir ses olarak çıkmasında. Buna pek alışık ve aşina değiliz.

Türk basınında, sinemasında ve tabii televizyon dizilerinde töre sorunu çok işlendi, eleştirildi, reddiyelere uğratıldı. Ancak bunlar genelde seküler-modern zihinlerin, aynı doğrultuda düşünce ve yaşam biçimini benimsemiş kesimlere seslenen ürünleridir. Üstelik töre sorunu bunlarda hemen her zaman dinle ilişki ve etkileşim içinde olduğu hissettirilerek, yani dinden beslenmekte algısı üretilerek sunulur. Kısaca din ve töre, birbirinin tamamlayıcısı olarak anlaşılmış ve açıklanmıştır.

Samanyolu televizyonunun dizisi din ve töreyi ‘tefrik etme’ yolunda İslâmi-muhafazakâr perspektiften, tematik olarak çarpıcı, kurgusal olarak çekici, oyunculuk olarak da etkileyici bir çalışma. Ben bunu ‘burjuva’ bir girişim olarak da nitelendirmeyi teklif ediyor ve bunu tartışmaya açmak istiyorum.

Dinle törenin yolu, zamanda ve mekânda çok buluşmuştur; dolayısıyla töreden büyük ölçüde dini de anlayan seküler-modern katmanlara çok fazla kızmaya hakkımız yoktur. Özellikle kabile ve köy toplumlarında inanç-mit-töre iç içedir. Bunların ayrışması esas itibarıyla modernleşmeyle, şehirleşmeyle, cemaat örgütlenmesinden cemiyet örgütlenmesine geçişle ve bu örgütlenmenin bam telini oluşturan bireyleşmeyle olmuştur.

Türkiye’de dindarlık uzunca bir süre Cumhuriyet’le önü açılan modernleşme çığırının kıyısında ve dışında kalan, cemaatçi toplumsal örgütlenmenin mevcut olduğu kırsal-geleneksel kesimlerin kültürel dokusunda başat öge olarak karşımıza çıktı. Aynı toplumsal örgütlenme içinde ‘cemaat hukuku’ olarak töre de hayatın akışını belirleyen temel düzenektir.

Böyle bir yaşam tablosu içinde seküler-modern kesimler, töreye her baktıklarında hemen yanı başında dinselliği de veri olarak tespit etmiştir. O yüzden düne kadar töre cinayetlerini, kan davalarını, okutulmayıp çocuk yaşta evlendirilen kızları, bunlara bir ‘faktöriyel’ olarak dini de ekleyerek ele alıp dert etmek onlara mahsustu. Doğrusu 1980’lerden itibaren yükselen İslâmi hareket bünyesinde de bu konuda pek net bir tavır sergilenmemiş, aksine ikircikli kalınmıştır. Büyük ihtimalle seslenilen hedef kitle evreninde töreyle dini ayırt etme girişiminin psiko-kültürel parçalanma ve huzursuzluklar eşliğinde tepkilere yol açabileceği endişesindendir bu.

Ama bugün Türkiye’de dindar-muhafazakârlığın töre ile yollarını gayet kararlı ve özgüvenli biçimde ayırabileceği bir noktaya geldiğini görüyoruz. ‘Küçük Gelin’de izleyiciyi büyüleyici bir performansla kendisine bağlayan kız çocuğu (Çağla Şimşek), seküler burjuvazimizin öncülüğünde yıllardır devam eden ‘Baba Beni Okula Gönder’ kampanyasının tanıtım spotlarından çıkıp gelmiş gibi adeta!..

Peki, neden böyle oldu? Çünkü İslâm, daha doğrusu Müslümanlar Türkiye’de burjuvalaştı. Kırsal-geleneksel yaşam biçimini terk edip şehirli-modern ve ‘profesyonel’ bir hayatın içine girdiler. Gezi olayları boyunca gördüğümüz üzere, kimlik ve kültür (yaşam biçimi) bağlamında yılların husumetiyle ve tabii rövanşist duygular eşliğinde dehşet verici bir nefret kutuplaşması yaşadıkları seküler kesimle aslında ‘modernleşme’ bağlamında aynı yolun yolcusu oldular. ‘Cemaat’ yaşantısından çıkıp ‘cemiyet hayatı’ yaşar oldular.

Bu yeni, ‘burjuva’ Müslümanlığın “Baba beni kocaya verme! Ben okumak istiyorum” diyen kızın sesini duymada seküler kesimlerden geri kalmayacağı, hatta bu bakımdan da bir rekabetin karşımıza çıkacağı umulabilir. Seküler töre-karşıtlığı karşısında bir ‘helâl’ töre-karşıtlığı mesela!..

‘Töre’nin işi şimdi çok daha zor. Çünkü din artık arkasında değil karşısında…