"Yahu bu bizim Kolombo değil mi?"

Engin Günaydın'ın güçlü yorumuyla seçkinleşen 'Galip Derviş' karakterini seyircinin 'Monk-çakması' olmaktan çok 'Kolombo-çağrışımı'yla değerlendirdiğini öne sürmek mümkün.
"Yahu bu bizim Kolombo değil mi?"

'Galip Derviş’ için ‘Monk’ dezavantaj diye düşünülebilir mi bilmem. Ama onun hiç beklenmedik bir büyük avantajı ‘Kolombo’ olmuş gibi görünüyor.

‘Revenge-İntikam’dan sonra ‘Monk-Derviş’ uyarlamasını sunan Kanal D’nin risk aldığına kuşku yok. Sezon içinde birkaç ay arayla üst üste iki uyarlamayı ekrana sürmenin ‘zafiyet’ hissi yaratması an meselesi çünkü. Nitekim net’te ‘çakma diziler’ başlığıyla bu izlenimin dile dolanıp ‘geyiğe vurulduğu’nu fark ediyoruz.

Fakat dizi sektörünün buhranda, seyircinin ise realite-yarışma şovlara (üstelik onların ‘çakma’lığını da sorgulamadan) gark olduğu bir televizyon ikliminde ‘Galip Derviş’, ortalığı tozu-dumana katacak ölçüde değil belki ama yine de ses getiren bir başlangıç yaptı. Bunda tabii ki en büyük pay sahibi, birazdan değineceğimiz üzere Engin Günaydın. Ama ondan önce işaret edilmesi gereken bir başka ‘motif’ var. Dizi, ortalama televizyon seyircimizin özellikle yetişkin ve yaşlı kuşaklarının zihninde bir ‘efsane’yi yankıladı. Unutulmaz ‘Komiser Kolombo’yu…

‘Monk’ın Türkiye’de ortalama televizyon seyircisine ulaşabildiği, herkesin bu diziden haberdar olduğu söylenemez. ‘Galip Derviş’in ilk bölümünü izler izlemez seyircinin zihninde ‘Monk-çakması’ algısından çok ‘Kolombo’ çağrışımı oluşması bundan olsa gerek. 70 küsur yaşındaki ‘Tonton’ kayınvalidemin gözleri ışıl ışıl “Kolombo’yu yapmak istemişler değil mi?” yorum-sorusu, bunun hoş bir örneği. 1970’lerin siyah-beyaz TRT günlerinin o sakar ve sarsak görünümlü ama aslında zehir gibi zekâya sahip (müteveffa Peter Falk’ın müthiş performansıyla hayat bulmuş) ‘Komiser Kolombo’sunu anımsatan ‘nostaljik’ dinamik, ‘Galip Derviş’ için bir avantaj oluşturdu.

‘Columbo’ çağrışımı yanlış değil. ‘Monk’ın bir ‘Columbo’ güncellemesi olduğuna dair de eleştirmen yorumları vardır. Dizinin yaratıcıları da bir esin ve etkileşim kaynağı olarak, tabii ‘Sherlock Holmes’, ‘Müfettiş Clouseau’, ‘Dedektif Poirot’ ile birlikte ‘Columbo’nun da ‘Monk’ın altyapısında bulunduğunu belirtirler. Ama sıralanan dedektif-polisiye dizilerin hiçbiri bizim buralarda ‘Columbo’ kadar aşinalaşıp sevilmedi ve içselleştirilmedi. Seyircinin ‘Galip Derviş’i “Yahu bu bizim Kolombo” diye karşılaması bu yüzden…

Ve evet, bunda baş etmen de Engin Günaydın’ın oyunculuğu. Daha önce ‘İntikam’ için de yazmıştık, bire bir uyarlamalarda oyuncu performansının başarıyı belirlemede aslî önemi var. ‘İntikam’da ‘Kolombo’ benzeri bir aşina çağrışım olmadığı gibi bir de ‘Revenge’in internetteki sıkı, ‘fanatik’ izleyici kitlesi söz konusuydu. O yüzden ‘yuha’lar eşliğinde geldi ekrana, ama ‘dizi dökümü’nün yaşandığı bir ortamda tutunmayı başardı. Burada da Beren Saat’in katkısı inkâr edilemez.

‘Galip Derviş’ de tutunur, tutunmaktan öte ‘fenomen’leşirse bu, Engin Günaydın’ın eşsiz performansının sonucu olacaktır. Çünkü onun sayesinde dizi, bir uyarlama olmanın ötesine geçiyor ve ‘yerlileşiyor’. Günaydın, kimsenin ‘çakma Monk’ demesine de, “Kolombo’nun yerini tutmuyor” diye hayıflanmasına da imkân bırakmayan ‘özgün’ bir karakter çıkarmış ortaya. Algı Eke’nin katılım ve katkısı da olağanüstü, bu iki ‘protagonist’ pozisyona eklemlenen ‘Komiser’ ve ‘Başkomiser’ rollerinde Ersin Korkut’la Orhan Güner’in performansları da mükemmel. ‘Monk’ dörtlüsünden daha sevimli oldukları bile söylenebilir. Uyarladığını ‘içererek aşmak’ diye ben buna derim!..