'Yalan Dünya'nın reyting gerçeği

'Yalan Dünya'nın reyting sıralamasındaki yerinde başka bir dizi olsa muhtemelen yayından kalkma riski bulunabilir. Ama işte dizi hâlâ ayakta ve kâr-zarar açısından 'artı'da...
'Yalan Dünya'nın reyting gerçeği

Hanidir dikkatimi çeken bir nokta var: ‘Yalan Dünya’ reytinglerde total izleyicide oldukça, AB grubu izleyici kategorisinde de belirgin biçimde gerilemiş olsa da hâlâ yabana atılmaz miktarda reklam alıyor. Biraz üstünkörü de olsa karşılaştırdım; daha yukarıda, hatta zirvede olan yapımlara baktım, bunların bazısında ‘Yalan Dünya’nın aldığı kadar reklam yok.

Aklıma gelen ‘hipotetik’ düşünceleri sınama yolunda konuyla ilgili ve yetkili bir isimle görüştüm. Söyledikleri, genelde düşündüklerimdi. Evet, dizi reyting sıralamasında önceki iki yıla göre aşağılara inmişti. Ama reklam akışında büyük bir sorun yoktu. Çünkü (burası çok önemli) gayet oturmuş bir izleyici kitlesi vardı dizinin ve bu, “satın alma gücüne sahip”, yani reklam verenin tam da karşısına çıkmayı arzu ettiği bir kitleydi. O yüzden reklam veren, dizinin izlenme oranlarındaki ‘niceliksel’ duruma bakmıyor, izleyen kitlenin ‘niteliksel’ durumuna bakıyordu.

‘Yalan Dünya’nın reyting sıralamasındaki yerinde başka bir dizi olsa muhtemelen yayından kalkma riski bulunabilir. Ama işte dizi hâlâ ayakta ve kâr-zarar açısından ‘artı’da; ve bunda da onu ‘kaç insan’ın izlediği değil, ‘hangi insan’ın izlediği belirleyici!..

Kültürel-ideolojik takıntılar temelinde geçen sene uygulamaya konulan yeni reyting ölçüm sisteminin iktisadi açıdan nasıl da ‘bindiği dalı kesmek’ olduğunu düşündüren bu veri üzerinde biraz daha duralım!..

Yeni reyting düzenlemesi, iktisadi rasyonaliteden çok politik manipülasyona dayanmakta. Eski düzenlemede AB grubu izleyicinin, ağırlıklı olarak iyi (yüksek) eğitim almış ‘seküler’ orta-üst sınıflardan müteşekkil olması siyasi iktidarı rahatsız etmekteydi. Esasen satın alma gücü ve daha önemlisi ‘tüketim eğilimi’ yüksek kitleyi işaret eden bu AB grubunda Başbakan’ın kendisiyle yapılan bir röportajda “Bizim ne kültürümüzü, ne de İslâm’ı yansıtıyor” dediği dizilerin yaygınlığı söz konusuydu (ki büyük ihtimalle aynı değerlendirme kapsamına ‘Yalan Dünya’ da girecektir).

Eğitim düzeyinden çok gelir düzeyini dikkate alan yeni düzenleme, bu izleyici profilini değiştirdi ve ona muhafazakârlıktan da öte mutaassıplık ‘aşısı’ yaptı. Sonuçta AB grubunda reytingi iyi olan bazı diziler de tepetaklak oldu.

Ama şu nokta göz ardı edildi. Türkiye’de ‘geç-kapitalizm’in tüketime endeksli ve harcamaya yatkın anlayışına denk düşen ‘kültürel’ oryantasyona da en çok bu ‘seküler burjuvazi’ sahip. Dolayısıyla ‘tüketim kapitalizminin kalbi’ demek olan reklamların en büyük alıcı kitlesi bu insanlar...

Dolayısıyla durum şu: Reyting ölçüm sistemindeki yeni düzenlemeyi muhafazakâr kültürel dokuya göre yaptığınızda en çok izlenen yapımlar sıralamasında arzu ettiğiniz yönde değişme sağlıyorsunuz. Ama bu defa ‘reklam verenin arzusu’nu karşılayamıyorsunuz. Aşağılara inen ‘Yalan Dünya’nın izleyicisi reklama daha duyarlı iken yeni reyting sisteminde yukarılara tırmanan dizileri izleyenlerin reklama yaklaşımı da ‘muhafazakâr’ gibi görünüyor!..

Belki acı bir gerçek ama “ticari televizyonculuğun esası, kanalların, potansiyel izleyicilerini reklam verenlere satmasından ibaret” (J. Gray ve A.D. Lotz, ‘Television Studies’, 2012, s. 57). Reyting yoluyla da reklam veren, hangi kanalın hangi programlarında izleyici potansiyeli yüksek, onu bilmek istiyor. Ve ilginç olan şu ki bizde kanalın ‘sattığı’ seyirci, reklam verenin elinde patlayabiliyor! Çok izleniyor diye reklam verilen bazı programlardan ‘tüketici verimi’ alınamıyor artık. Dolayısıyla da, yine yetkilisi söylüyor, “Yalan Dünya’dan çok daha iyi reyting alan bir iş, onun kadar reklam taşımıyor kanala”.

Bu durumda reklam veren, ‘niceliğin’ zarar ettirdiğini fark edince reytingle yetinmeyip giderek seyircinin ‘tüketici niteliği’ne bakma noktasında kendine yeni bir yol haritası mutlaka çizecektir.

İşte size şu ‘yalan dünya’nın bir gerçeği!..