Yarışma ve dizilerin 'ekonomi-politiği'

Muhteşem Yüzyıl'a karşı iktidarın tepesinden başlatılan taarruz, alt kademelerde 'kraldan çok kralcı' karşılıklar bulmakta gecikmedi.

Televizyon tarihinin ilk büyük skandalı Amerika’da bir yarışma-şovda patladı. 1956’da ‘Twenty-One’ adlı bilgi yarışmasında savaş gazisi Herb Stempel’e, uzun süreli rakibi Columbia Üniversitesi İngilizce okutmanı Charles Van Doren’e karşı ‘kaybetmesi’ için para teklif edildi. Çünkü Van Doren halkın gözünde Stempel’den daha popülerdi ve onun elenmesi ciddi seyirci kaybına yol açacaktı. Stempel parayı aldıysa da sonra durumu ifşa etti. İnceleme sonucu Van Doren’e cevapların önceden verildiği de ortaya çıktı.

Şu aralar ‘prime-time’da dizileri tahtından eden, kanaldan kanala pıtrak gibi yayılmış bizim yarışmalarda da böyle bir ‘patlak’ vuku bulur mu? Bulmaz, çünkü genciyle yaşlısıyla, talebesi hocasıyla yarışmacılar tel tel dökülüyor. Sonra bilgiden ziyade gösteriye dönük fantezi yarışmalar revaçta. ‘Yetenek Sizsiniz’ gibi ‘realite’ formatındakiler de ayrı bir kulvar.

Yarışma-şovların televizyon endüstrisinde randımanı hep yüksek oldu. Üretimi ucuz, star gereksinmiyor (olsa da olur olmasa da) ve iyi para getiriyor. Ama uzun vadede de sıkıcılar. O yüzden ekranlarda dönemsel iniş-çıkışları oluyor.

Şimdi bir yükseliş dalgası söz konusu. Çünkü dizi sektöründe hem ekonomik bakımdan ipin ucu kaçtı, hem de ‘politik’ bakımdan balta taşa vuruldu! ‘Muhteşem Yüzyıl’a karşı iktidarın tepesinden başlatılan taarruz, alt kademelerde ‘kraldan çok kralcı’ karşılıklar bulmakta gecikmedi. En son, dizinin yayından kaldırılmasına yönelik kanun teklifi gündemde.

Tabii ‘sermaye’ ürkektir. Hem bu açık politik inisiyatifin, hem de reyting sistemine yönelik, örtük ama kokusu hissedilen politik manipülasyonların kanal sahibi ve yöneticilerini tedirgin etmesi kaçınılmaz. O yüzden ortalık bir anda yarışmalara kesti.
Yarışmaların politik bakımdan steril oluşu da hem siyasetin hem ticaretin işine gelir. ‘Siyaset’ onları sever, çünkü etliye sütlüye karışmazlar. ‘Ticaret’ de onları sever, çünkü varlık temelini oluşturan rekabet, tüm topluma bir kültürel kod olarak şırınga edilir onlarla. Sonuçta yapılan, ‘para fetişizmi’ değil midir?..

Fakat dediğimiz gibi bu, uzun vadede sıkar. Her akşam yarışma izlemekten gına gelir. ‘Para’nın birilerine gidip gitmemesinden ibaret, imrenme, kıskançlık, hatta hınç yaratan bir izlenceden hayal âlemine uçmak istersiniz.

O yüzden diziler erimeyecektir. Evet orada ‘hayal üretimi’ açısından bir ‘enflasyon’, tekdüzelik, giderek de tıkanıklık oluştu. Ama aşılacak, çünkü insanın hayalgücü sınırsız, hayal arzusu sonsuz.

‘Mutaassıp’ siyasetin kurguyla, hayalle işi ise en büyük sorun. Çünkü (dindar motivasyon doğrultusunda) talep edilen, hep ‘orta yol’ veya mazbutluk olacak. Kurguda ‘orta yol’, ölüm demek. Mazbutluk, hayata uysa da hayale uymaz. İster masalda, ister romanda, ister filmde olsun kurgu, alışılmadık, aykırı ve aşırıya yöneldiği oranda çekici en çok. Bunu yasaklamak hayalden yoksunlaşmak. Bedeli de siyaseten sıkıcı, ticareten sınırlayıcı olmak.

Böyle bir yoksunlaşmaya imza atma eşiğinde sorulması gereken şu: Başbakan’ın tepkisine, onunla itaat ilişkisi içinde olanlar derhal iştirak edip harekete geçerken, onunla ‘liyakat’ ilişkisi kurmuş yüzde ellilik kitle neden itibar etmeyip hâlâ ‘Muhteşem Yüzyıl’ı kararlılıkla izlemeye devam etmekte?!