'Yedi Güzel' ve birkaç 'çirkin'

'Yedi Güzel Adam' dizisi hakkındaki yazım üzerine bazı kadın kullanıcıların ne hidayetleriyle ne de zarafetleriyle bağdaşmayan ifadeleri beni şaşırttı ve üzdü.
'Yedi Güzel' ve birkaç 'çirkin'

‘Yedi Güzel Adam’ üzerine geçen hafta kaleme aldığımız yazıya yönelik belirgin bir tepki yoğunlaşması oldu. TRT 1’de başlayan dizinin, muhafazakâr duygu, düşünce ve tahayyül dünyamızın Maraş-mahreçli önde gelen isimlerini popüler ilgiye açmak gibi takdire değer bir işe soyunduğunu; bununla birlikte bariz bir ‘iktidar projesi’ izlenimi bıraktığını; bunun da bir handikap oluşturduğunu öne sürdük. İlk bölümü ilgiyle izlediğimizi belirttik. ‘Resmiyet’le takviyeli, oldukça şaşaalı tanıtımlara rağmen muhafazakâr toplum kesimlerinin diziye rağbet etmediğinin de altını çizdik (bu ilgisizlik 2’nci bölümde de ne yazık ki devam etti ve dizi total izleyicide reyting listesinin 44’üncü sırasında yer aldı). Hepsi bu…

Bir de edebi-entelektüel hareket olarak Türk muhafazakârlığına bir dönem ilgi duyduğumu, üzerine kafa yorup kalem oynattığımı da diziyi önemsediğimi işaret etme yolunda kaydettim. (Burada şu yazımı meraklısı için zikredeyim: “Gelenekçilikle Karşı-Gelenekçiliğin Gelgitinde Türk ‘Gelenek-çi’ Muhafazakârlığı”, Modern Türkiye’de Siyasi Düşünce [Cilt 5: Muhafazakârlık], İletişim Yayınları. 2003) 

Gelen tepkilerden anlıyorum ki kendimi iyi, daha doğrusu ‘açık-seçik’ anlatamamışım ve bu da yazıya ilişkin sorunlu yorumlara, şahsıma yönelik de sövgülü satırlara yol açmış. Özellikle sosyal medyada son derece zarif bir mütedeyyin profille beliren bazı kadın kullanıcıların ne hidayetleriyle ne de zarafetleriyle bağdaşmayan ifadeleri beni şaşırttı ve üzdü.

Ayrıca bir yazı da e-postayla ulaştırıldı. Gönderen okur, Akın Ozan, “Size cevap veren güzel bir köşe yazısı okumanız dileği ile” şeklinde beni başlangıçta heyecanlandıran bir not da düşmüş. Mektuba eklenmiş yazının Kahramanmaraş Büyükşehir Gazeteciler Cemiyeti Başkanı Abid Vanlı’ya ait olması heyecanımı daha da artırdı. Ancak yazıyı okuduğumda bu heyecan yerini hüsran ve hüzne bıraktı. O YAZI İÇİN TIKLAYIN

Abid Bey’in ‘Gazeteciler Cemiyeti Başkanı’ titri nedeniyle yazısını ilgiye açmak istiyorum. Ama önce, benim gibi onun da yazısında zikrettiği, Başbakan Yardımcısı Beşir Atalay’ın dizinin Kahramanmaraş’taki galasında yaptığı konuşmadan bazı ifadeleri paylaşacağım. Atalay, İçişleri Bakanı olduğu dönemde Kahramanmaraş’a tayin ettiği bir valiyle özel olarak görüştüğünü belirtip şöyle devam etmiş: “Bakın, dedim, Sayın Valim, siz nereye gittiğinizi biliyor musunuz. Siz çok özel bir ile, her şeyden önce benim rahmetli üstadım Necip Fazıl’ın iline gidiyorsunuz. Düşüncenin, şiirin, sanatın seviyesinin yüksek olduğu bir ile gidiyorsunuz.” 

Atalay’ın böyle tanımladığı ilin ‘Büyükşehir Gazeteciler Cemiyeti Başkanı’nın ‘iktidar projesi’ olarak değerlendirdiğim diziye ilişkin tepki yazısındaki ‘seviye’ ise şu:

“Haa bu bir iktidar projesi battı mı…” 

Hiçbir hukuku-muhabbeti bulunmayan biriyle senli-benli olmanın 'edep'le bağdaşmazlığını fısıldayacak bir ‘sufi’ terbiyeden de geçmediği yazının bütününde şahsıma yönelik hitaplarından anlaşılan Vanlı, araştırmadan, soruşturmadan, uzaktan ahkâm kestiğim iddiasıyla ‘seviye’ çıtasını daha da yerinden oynatıyor:

“Neymiş; 2 güzel adam diyen Başbakan Yardımcısı Beşir Atalay, Sayın Abdullah Gül ile Sayın Recep Tayyip Erdoğan’ı işaret etmiş.
Buna kargalarda gülmez. Ben güldüm ama ağzım, dudaklarımla değil.”
(Alıntılarda tashih gerektiren kısımlar aynen, düzeltilmeksizin aktarılmıştır.)

Vanlı’nın ‘seviye’sinin takdirini Kahramanmaraş’ın düşünce, şiir ve sanat seviyesi hususunda hassasiyeti ortada olan Beşir Atalay’a bırakıyorum. Tabii bu ‘seviye’nin ‘Yedi Güzel’ arasında “evvel giden ahbab”ın kemiklerini sızlatmamasını da tüm kalbimle diliyorum!.. 

Bana, arasaydın, sorsaydın, araştırsaydın da kast edilen ‘iki güzel adam’ın gala gecesine katılan ‘Yedi Güzel Adam’ın ikisi (Rasim Özdenören ve Nuri Pakdil) olduğunu öğrenseydin diyen Vanlı’ya, ifadeleriyle şiddet üretmese teşekkür bile ederdim! Ama kulaktan dolma yazmadığımı da belirtmeden geçmeyeceğim. Basına düşen tüm haberlerde Atalay’ın galada yaptığı konuşmada Gül ve Erdoğan için açıkça ‘iki güzel’ ibaresini kullandığını okuyoruz. Tafsilatlı bir örnek:

"İlk defa vatandaşlarımız sandıkta Cumhurbaşkanını seçecek, oy verecek. Bunu tartışıyor Türkiye. İsimler kim. Recep Tayyip Erdoğan, Abdullah Gül ve Türkiye'nin geldiği nokta. Burada bir nokta koyacağız, Türkiye'nin geldiği nokta diye. Rabbimize hamdolsun, emeği geçenlere teşekkür ediyoruz. Bu Yedi Güzel Adamlara, bütün emeği geçenlere, bütün üstadlara, dua edenler ve hamdolsun bu günlere geldik. Türkiye hangisi Cumhurbaşkanı olacak diye bunları konuşuyor. İkisi bir birinden güzel, iki güzel adamda orada. Ben mecliste bir grup toplantısında (Abdullah Gül ve Recep Tayyip Erdoğan) bu iki güzel adam Türkiye'nin yetiştirdiği, nadir yetiştirdiği iki güzel adam demiştim. İkisi de öyledirler. Bunlarda aynı şemsiyeden, aynı çizgiden geldi "

Evet, önceki yazımda belirttiğim gibi (ve muhtemelen bana yönelik tepkilerin arka plânında belirleyici motif olduğunu da kuvvetle tahmin ederek) ‘sol’ bir perspektiften diziyi ilgiyle izlemeye devam edeceğim. Çünkü ‘Sol’un referansı insandır ve o güzel deyişle, insani olan hiçbir şey (hele muhafazakârlık hiç) bize yabancı değildir!..