'Zombi cehennemi'nden kaçış!

Sizi 'The Walking Dead'in kanınızı donduran ürkütücülükteki hayali dünyasına sokmayı hedefleyen, o dünyanın içinde 'oyuncu' olmaya davet eden bir şov... Bu yaştan sonra çoluk-çocuğa maskara, zombilere de kolay yem olup karizmayı çizdirme korkusuyla son âna kadar gitmemekte kararlıydım. Ama işte o 'kediyi öldüren merak' yok mu, dayanamadım gittim.
'Zombi cehennemi'nden kaçış!

'The Walking Dead s Escape'te aynen dizide olduğu gibi bir atmosfer canlandırılıp sunulmakta.

‘Fox International Channels’, daha doğrusu FX Türkiye sayesinde bir ucundan iliştiğimiz ‘San Diego Comic-Con International’da (SDCC) bir de ‘The Walking Dead’in yaratıcısı, hem çizgi romanın yazarı, hem de dizinin yapımcılarından Robert Kirkman’ın davetiyle ‘The Walking Dead’s Escape’ için geçen cumartesi şehrin görkemli beysbol stadyum kompleksi Petco Park’ın yolunu tuttuk.

Söz konusu etkinlikte aynen dizide olduğu gibi bir atmosfer canlandırılıp sunulmakta. Bu atmosferin bir parçası olmak isterseniz, parkın zombilerin kaynadığı alanlarından, koridorlarından, merdivenlerinden, boşluk ve tünellerinden kazasız-belâsız geçmeyi başarıp insanların topluca korumaya alındığı güvenli bölgeye ulaşmanız gerekiyor! Tabii zombilerin elinden, ısırıklarından, tırmalamalarından kurtulabilmek için sıkı koşmayı, vücut çalımı atmayı, eğilip bükülmeyi, kurnazca ve sessizce saklanmayı, yer yer de onların aralarından süzülerek ‘kaymayı’ becermek zorundasınız!..

Bu, sizi ‘The Walking Dead’in kanınızı donduran ürkütücülükteki hayali dünyasına sokmayı hedefleyen, o dünyanın içinde ‘oyuncu’ olmaya davet eden bir şov…

Bu yaştan sonra çoluk-çocuğa maskara, zombilere de kolay yem olup karizmayı çizdirme korkusuyla son âna kadar gitmemekte kararlıydım. Ama işte o ‘kediyi öldüren merak’ yok mu, dayanamadım gittim.

Gider gitmez de kendimi dehşet bir kalabalığın ortasında kaybolmuş buldum ve etkinliğin yolunu bir türlü tutamadım. San Diego için ‘altın yumurtlayan tavuk’ olan SDCC’de bu sene daha önceki yıllarla kıyaslanamayacak bir ziyaretçi patlaması olmuş. Nüfusu 1,3 milyon olan şehre dört günlük etkinlik boyunca 180 binden fazla insan dünyanın dört bir yanından akın etmiş.

SDCC dünyanın en önde gelen popüler kültür etkinliği. Onun için hayal endüstrisinin ‘Kâbe’si denilebilir!.. Epik, mitik, fantastik, bilim-kurgu tarzlarında çizgi romanlardan sinema, televizyon ve internetteki filmlere, oyunlara, oyuncaklara kadar ortaya çıkmış ürünler, bu ürünleri yaratanlar, bu ürünlerdeki kahramanları beyaz perdede ve ekranlarda canlandıranlar, adeta bir popüler kültür ayinine katılmak üzere farklı ve hayli uzak diyarlardan gelmiş ‘fan’larla buluşuyor, konuşuyor, muhabbet üzere oluyor SDCC’de...

Fakat ‘ayin’e katılmak hiç kolay değil! 1970’ten beri gerçekleştirilen buluşmaya katılım biletleri aylar öncesinden tükendiğinden son dakika misafirleri için yapılabilecek hiçbir şey yok. Tabii Robert Kirkman’dan torpiliniz yoksa!..

Eğer varsa, kalabalıkları yarıp, bilet gişelerini aşıp Kirkman’ın şirketi ‘Skybound Entertainment’ın düzenlediği ‘The Walking Dead Escape’ için ‘Survivor’ kategorisinde (öbür kategori ‘Walker’, yani ‘Zombi’!) diğer adaylarla birlikte katılımcı olarak yerinizi alabiliyorsunuz!..

Evet, bu yaştan sonra ve bir dolu yazıyla demedik lâf bırakmadığım halde ben de bir ‘Survivor’a katıldım böylece! Acun Ilıcalı duymasın!..

‘7.45 pm’ takımının ‘Aksaçlı’sı olarak çevremi dolduran genç mi genç, yüzünden kan fışkıran, taşı sıksa suyunu çıkaracak bir dolu takım (ve de rakip) arkadaşı arasında moral olarak ta en baştan dibe vurmuşken hafifçe arkamı döndüm ki ne göreyim! Bir gün önce katıldığım basın toplantısında panelleri yöneten İngiliz ‘talkshow’ sunucusu Jonathan Ross koca göbeğiyle ve benden hiç aşağı olmayan yaşıyla karşımda!..

Jonathan’la selâmlaştık, tokalaştık ama çok da ‘takılmadık’. Çünkü birazdan ‘hayatta kalma’ mücadelesi vermek için ‘Survivor’da birbirimizle yarışacağız!..


"Ünlü İngiliz televizyon sunucusu Jonathan Ross SDCC 2014'te önce 'The Walking Dead' panelini yönetti sonra 'The Walking Dead Escape'te zombilere yem olmama mücadelesi verdi."

Zombilerin arasına dalmadan önce ‘Birleşik Devletler Güvenlik Kuvvetleri’nin ikaz ve tembihlerine tâbi tutulduk! Hem durumun ciddiyeti ve vahameti konusunda, hem de zombilerden bir ısırık veya tırnak almadan kaçmanın zorunluluğuna dair uyarıldıktan sonra ‘ölüm zonu’na salındık!..

Başta fena gitmedi; aksak ve hantal hareketlerle üzerime üzerime gelen zombilerden kendimi sakınmak çocuk oyuncağıydı sanki… Hatta önümde-arkamda, sağımda-solumdaki gençler gibi ben de onlara dil çıkarıp, ‘gel-gel’ yapıp dalga geçmekten geri kalmadım! Fakat ne kadar erken davranıp ‘yakıt’ı tükettiğimi üst üste gelen ve giderek zorlaşan etaplarda kan-ter içinde nefes nefese kalınca anladım.

Bir ara nefesim kesildi, iki büklüm oldum ve üzerime gelen zombilere onları insafa getirmek istercesine yalvaran gözlerle baktım! Nafile, tırnağı yedik, ısırılmaya ramak kalmışken de can havliyle itiş-kakış kaçıp dilimiz bir karış dışarda koşmaya devam ettik.


"Zombilerin elinden kurtulup 'Tyreese', 'Carl', 'Carol', 'Maggie', 'Glenn'in yanına kaçtık! ('The Walking Dead Escape', SDCC, 2014)"

Sona doğru biz (daha doğrusu ben!) bittikçe zombiler daha da çoğaldı. Birlikte hareket ne mümkün, herkes kendi başının çaresine bakma derdine düştü. Ne yalan söylemeli, bir ara hemen önümde adeta tank gibi koşan Jonathan’a arkadan şöyle okkalı bir çelme takıp düşürerek onu zombilere yem etmeyi, böylece daha rahat yol alabilmeyi dahi düşünmedim değil!.. 

Neyse, neticede bizim zombilerimiz dizide izlediklerimize nazaran hem daha beceriksiz, hem de ‘tecrübesiz’ oldukları için çıkış noktasına, ‘güvenli bölge’ye ulaşmayı başardık. Kıpkırmızı bir surat, terden yapış yapış olup keçeleşmiş bir pantolon, su gibi olmuş bir tişörtle ve tıknefes halde…

Kısacası hayal endüstrisinin anaforuna kendimizi bıraktık, eğlendik, eğlendirildik, hepsi bu!..