Zombi kıyametinde kaybolan çocukluk

'The Walking Dead' şu ara hayli revaçtaki 'kıyamet fantezisi'ne dayalı dizilerin en niteliklisi. Kendisine yenilen insanlığın yol açtığı 'zombi patlaması' ürkütücü bir gerçekçilikle kurgulanıyor.
Zombi kıyametinde kaybolan çocukluk

'The Walking Dead’, sezon arası verdikten sonra ‘insanlık ve çocukluk’ başlıklı bir tartışmanın fitilini ateşleyecek mahiyetteki bölümüyle geri dönüş yaptı. Aslında buna daha önce de vurguda bulunulmuş ama bu ölçüde işlenmemişti. ‘Zombi kıyameti’ ortasında yaşam mücadelesi veren bir grup insanın lideri Rick Grimes’ın (Andrew Lincoln) oğlu Carl’a (Chandler Riggs) “Artık çocukluk yok evlât” dediği sahne unutulabilir mi?.. (2’nci sezondaki bu sahneden ilhamla da bir yazı kaleme almıştık: ‘Zombilik varsa çocukluk yok’, Radikal, 20 Kasım 2012).

Carl zaman içinde babasının murad ettiğinden de öteye gitti! Pazartesi gecesi FX’e ekrana gelen 4’üncü sezon 9’uncu bölümde izledik; adeta o unutulmaz Western efsanesi ‘Billy the Kid’ gibi belinde tabanca metruk sokaklarda karşımızdaydı. 9-10 yaşlarındaki Carl, babasını bir lider olarak yeterince güçlü ve ‘acımasız’ olmayıp kendisine güvenenleri hayal kırıklığına uğrattığı için de suçluyor. Ona ihtiyacı olmadığı, tek başına ayakta kalabileceği kanısında aynı zamanda.

‘The Walking Dead’ şu ara hayli revaçtaki ‘kıyamet fantezisi’ne dayalı dizilerin en niteliklisi. Çevresine egemen olsa da kendisini yenemeyen, daha doğrusu kendisine yenilen insanlığın, bir bilimsel yanlışlık sonucu yol açtığı ‘zombi patlaması’ ürkütücü bir gerçekçilikle kurgulanıyor. Dizideki ‘zombileşme’yi isterseniz mevcut ekonomi-politik sisteme metaforik bir gönderme olarak da okuyabilirsiniz!.

Zamanın ve ‘tarih’in durduğu, hatta (zihninizde Francis Fukuyama çağrışımı olursa bu, mesnetsiz sayılmaz!) sona erdiği yerdeyiz. Her yerin zombiye kestiği dünyada minimalleşmiş insanlık günü kurtarma derdinde. Dizinin bölümlerinde ha bire tekrarlandığı üzere eski-güzel günlere dönüş vaat eden bir gelecek umudu da yok. Bu, insanlığın ‘post-historik’ dönemi...

Ve tıpkı ‘prehistorik’ (tarih-öncesi) dönemde kendilerini baskılayan doğa güçleri karşısında olduğu gibi, şimdi ‘yürüyen ölüler’le kapana kıstırıldığı bu ‘post-historik’ dönemde de insanlar sadece ölümcül tehlikelerden korunma ve karın doyurma derdinde. Yer yer geçici konaklamalar olsa da esasen göçebelikle süren avcı-toplayıcı prehistorik yaşama geri dönülmüş sanki! Malûm, prehistoryamızda ‘leş yiyicilik’ de vardır. ‘The Walking Dead’de de bunu akla getirircesine terk edilmiş evlere dalıp arta kalan yiyecekleri talan var!..
Böyle bir ortamda haliyle ne ‘çocukluk’ olur, ne de çocuk kalınabilir. Yine aynen prehistorik dönemde de bunlara rastlamanın pek mümkün olmadığı gibi...

Tarihçi ve sosyal bilimcilerin hep tartıştığı üzere modern-öncesi zamanlar, insan yaşamının sınırları kesinkes konmuş özel bir safhası olarak çocukluğa pek yer vermez. Ne prehistorik dönemin avcı-toplayıcılarında, ne de ‘premodern’ dönemin kırsal-tarımsal yaşam biçiminde çocukluk, modern-endüstriyel toplumlarda olduğu şekil ve ölçüde ayırt edilmekteydi. Çünkü hayat şartları, insan yavrusu bebeklikten çıkıp ayakları üzerinde durabilir hale geldikten itibaren onu küçük de olsa yetişkin dünyasının bir parçası yapmaktaydı.

Modern kapitalist uygarlığın kendi marifetiyle bir zombi yıkımına uğradığı fantezisinden çıkış bulan ‘The Walking Dead’deki kurgu-yaşamda da öyle... O yüzden belinde tabanca zombi avına çıkıp sonra da kendisine yiyecek getiren çocuk yaştaki oğluna (pek isteyerek olmasa da) şöyle seslenen bir baba var karşımızda: “Artık bir ‘erkek’sin Carl... Adam oldun artık!..”

(Not: Yaklaşık iki haftadır bu köşeden uzak kalmama neden olan çok ciddi bir göz ameliyatını kazasız-belâsız atlatıp yeniden kalemi kâğıda dokundurabilir olmamı sağlayan değerli hocamız Prof Dr. Emin Özmert’e bu vesileyle bir kez daha şükranlarımı sunuyorum!)