Alzheimer ve diğer demans türleri

Alzheimer ve demans nedir? Neden ve nasıl ortaya çıkar? Tedavisi mümkün müdür? Bağımlılıktan kurtulmak kolay mıdır? Nüks, tedavinin başarısız olduğunu mu gösterir? Çocukların bir anda ortaya çıkan öfke nöbetleriyle nasıl başa çıkılır? Bugünkü yazılarımızın ana başlıkları... Pazar tekrar buluşuncaya dek keyifli okumalar!

Demans, ileri yaşlarda zihinsel yetilerin birden fazla alanda kaybına sebep olan hastalıkların genel adıdır. Demansa sebep olan hastalığın beyinde yaptığı yıkım sonucunda, kişinin yaşamı boyunca elde ettiği zihinsel becerilerde kayıp gerçekleşir. Bu sürece yaşın ilerlemesi, genetik ve çevresel faktörler ve eşlik eden diğer hastalıklar da etki eder. Demans başlayan bir kişide mesleki performans, mali işlerde bağımsızlık, sıradan aygıtların kullanımı, hobiler, ev işleri, seyahat etmek, kendine bakım gibi günlük yaşam aktivitelerinde kayda değer bir bozulma görülür.

Beynin bilişsel işlevleri çeşitli beyin bölgelerinin kendi içinde ve birbiri arasında oluşturduğu sinirsel ağlar aracılığı ile meydana gelir. Bu sinirsel ağlar arasında dikkat, yürütücü işlevler, bellek, görsel mekansal algı/yapılandırma ve dil işlevleri temel şebekelerdir. Tüm demanslarda bu şebekelerde farklı derece ve biçimlerde etkilenmeler görülebilir. Demanslar, türüne göre, beynin belli bir kısmından başlayıp diğer sistemlere yayılan ilerleyici hastalıklardır. Demanslarda genellikle bir tanesi unutkanlık olmak üzere, en az iki temel işlev birden etkilenir. 

Demansa sebep olan birçok hastalık olup Alzheimer hastalığı tüm demansların üçte ikisinden fazlasını oluşturur ve bu yüzden toplum tarafından da daha iyi tanınır. Bireyde unutkanlık yakınması başlıyor ve/veya becerilerinde eskisine göre kayıp fark ediliyor ise mutlaka bir uzman doktora başvurulmalıdır. Demansın tanısı öncelikle hasta ile görüşme ve hasta yakınlarından alınan bilgiler doğrultusunda nöropsikometrik testler, beyin MR (emar) görüntülemesi gibi yardımcı tanı yöntemleriyle konur. Demansa sebep olabilecek diğer hastalıkların ayırt edilmesi ve eşlik eden diğer bozuklukların saptanması için başka tetkikler de gerekebilir.

Demansın tedavisinde başvurulan ilaç tedavileri maalesef sadece hastalığın ilerlemesini geciktirmekte ve hastanın bilişsel fonksiyonlarında kısmi bir düzelme sağlamaktadır. Hastalığa sebep olan etkenleri ortadan kaldıracak bir tedavi henüz mevcut değildir. Bu nedenle tedavinin erken dönemde başlanması hastanın bellek ön planda olmak üzere zihinsel fonksiyonlarını korumada çok önemlidir. Ayrıca hastalığın ilerlemesiyle davranış sorunları, ajitasyon, uyku düzeninin bozulması, halüsinasyonlar, varsanılar görülebilir. Bu bulguların ortaya çıkması ve şiddeti kişiye göre değişkenlik gösterir. Böyle bir durum ile karşılaşıldığında çeşitli ilaçlar tedaviye eklenir.

Hastalığın ilk evrelerinde kayıplarla yüzleşildiği dönemde, depresif duygudurum ortaya çıkabilir. Aynı zamanda hastalığın ilerlemesiyle ortaya çıkan davranış sorunları, halüsinasyonlar vb. belirtiler açısından psikiyatrik destek çok önemlidir.

Son yıllarda hastaların becerilerini ve belleğini korumak, fonksiyonelliğini artırmak ve günlük yaşam aktivitelerini sürdürebilmesini sağlamak amacıyla çeşitli bilişsel aktiviteleri içeren rehabilitasyon programları uygulanmaya başlanmış ve yararlı oldukları gösterilmiştir. 

 

Bağımlılık-III

Tedavi

Bağımlılık tedavi edilebilir bir sorundur. Tedavinin ilk aşaması, bağımlı olunan maddeden ya da aktiviteden uzak durmak olarak özetlenebilir. Madde kullanımına son verilmesinin hem fiziksel hem de psikolojik sonuçları olur. Fiziksel etkiler arasında bulantı, kusma, soğuk terleme, titreme, kas krampları ve ağrıları, uykusuzluk, kalp atışlarında düzensizlik hatta ateş görülebilmektedir. Duygusal etkiler ise depresyon, kaygı, irritabilite ve duygudurum değişiklikleri olarak sıralanabilir. Madde kullanımına bağlı yoksunluk belirtileri genellikle 3-5 gün arası sürer. Yoksunluk döneminde yaşanan belirtiler kişinin hayatını nadiren tehdit etse de, tedavinin bu ilk etabında kişinin müşahede altında tutulması genellikle faydalı olur. Yatışın gerçekleştiği durumlarda hastaya akut yoksunluk belirtilerini hafifletme amacıyla ilaç uygulaması da yapılabilir. Tedavinin bir sonraki aşaması ise psikoterapidir. Bilişsel-davranışçı ya da kısa dönemli psikodinamik terapiler tedavinin son derece önemli ve kalıcılık sağlayacak kısmıdır. Psikoterapi, hastaların, bağımlı oldukları maddeleri ya da aktiviteleri hangi durumlarda kullanmaya meyilli olduklarını anlamalarına ve bu durumlarda baş etmek için hangi sağlıklı yöntemlere başvurabileceklerini öğrenmelerine yardımcı olur. Terapi, hastaya kendi değerlerinin farkına varma ve etrafında destek sistemleri oluşturma ya da bu sistemlerden daha fazla yararlanma konusunda da yardım eder. Bağımlılık tedavisinde aile terapileri ve kişinin tüm çevresini de tedavinin bir parçası haline getiren sistemik terapiler de düşünülebilir.

Nüks

Nüks, bağımlılığın tedavisinde küçük bir olasılık ya da bir istisna olarak değil hemen her zaman bir kural olarak değerlendirilmelidir. Ancak nüksü bir felaket olarak görmek yerine bağımlılığa dair daha çok şey öğrenme ve bir anda bastıran kullanım ihtiyacıyla daha iyi baş etme fırsatı olarak düşünmek gerekir. Kişi, bağımlılık yaratan maddeyi yeniden kullanmak istediğinde yahut kullandığında, içinde bulunduğu duygudurumları tanımak, onları adlandırmak ve nükse neden olacak durumların ayırdına varmak için bir fırsat yakalar. Bağımlılık tedavisindeki başarıyı siyah-beyaz görmemek gerekir. Nüks asla bir felaket ya da başarısızlık/beceriksizlik olarak değerlendirilmemelidir. Bağımlılık tedavisi, yaşam boyu sürecek bir farkındalık, direnç ve mücadele demektir. Bağımlılıktan kurtulmanın zaman alacağını unutmamak, tedavinin başarısı ve kişinin ruh sağlığı açısından son derece önemlidir. İhtiyacı arttıran durumları ve maddeyi yeniden kullanmayı beynin alışık olduğu yolları izlemesine benzetmek mümkündür. Bu yollar üzerinden defalarca yürünmüş olduğundan, hafızanın, ihtiyaç halinde öncelikle bu yolları hatırlaması son derece normaldir. Önemli olan, yeni ve daha sağlıklı yollar keşfetmektir.

 

O tabak bitecek! mi? 

Yemek savaşları ailelerin korkulu rüyası. Her öğünde, çocukların ne kadar, ne yediği konusunda gerginlik yaşayan, yedirmek için türlü yol arayan ebeveynlerin sayısı hiç de az değil. Gill Rapley ve Tracy Murkett, kitaplarında çocukların yeme alışkanlıklarına farklı bir bakış açısı getiriyor. Sütten kesme aşamasından başlayarak çocuklara yemek yeme konusunda nasıl yaklaşmak gerektiği, yaratıcı çözüm önerileriyle destekleniyor. Yedirmek yerine, yemeyi öğretmek, neyi ne kadar yiyeceği ile ilgili kararlarına güvenmek gibi alışık olmadığımız ancak sağlıklı yöntemler benimsemek kitabın ana fikri.

 

Çocukların öfkesi ile başa çıkmak

Kalabalık bir ortamda, istediği en ufak bir şey olmadığında, size saygısızca bağıran çocuğunuza nasıl bir tepki verirsiniz? Kendi öfkeniz yükselirken, ona sakince yaklaşmak oldukça zor değil mi? Böyle bir durumda çoğu ebeveyn benzer kaygılar yaşar: “Çocuğum hiçbir şeyden mutlu olmayan, şımarık bir insan olacak.”, “Büyüklerine saygısız bir çocuk oldu.”, “Nerede nasıl davranacağını bilmiyor.”, “Herkes ne kadar kötü bir anne olduğumu düşünecek”... Bu deneyimi neredeyse her ebeveynin, hayatlarının belli bir döneminde yaşaması tesadüf olamaz değil mi? Herkes mi kötü ebeveyn?

Öfke nöbetlerinin çocukların fiziksel ve duygusal gelişiminin doğal bir parçası olduğunu bilmek, anne babaların kaygılarını biraz yatıştırabilir. Çocuklar büyürken, fiziksel veya duygusal acıyla karşılaştıklarında öfkeyi içgüdüsel bir korunma mekanizması olarak kullanırlar. Herhangi bir stres durumunda, beynin duygusal bölümü olan limbik sistem aktive olur ve mantıklı bölüm olan prefrontal kortekse erişim büyük oranda baskılanır. Beyin, zaten yetersiz olan işlevsel çözümlere ulaşmak yerine, sadece duyguların gösterilmesine izin verebilecek hale gelir. Bu beyin tutulması anında, duygularını kontrol etmeyi beceremeyen çocuklara en büyük destek, bu konuda daha uzman olan ebeveynlerden gelmeli. Öfke patlaması yaşayan çocuklarla baş etmenin en sağlıklı yolu sakin, planlı ve eleştirel olmayan tepkiler vermek.

Öfkenin doruğa çıktığı o anda, çocuğunuzu terbiye etme refleksinizi baskılamaya çalışın. O anda söylediğiniz hiçbir mantıklı açıklamayı anlamamasının nedeni, şımarık, saygısız veya agresif bir çocuk olması değil, baskılanan prefrontal kortekstir. Yapmanız gereken limbik sistemin sakinleşmesini ve beynin mantıklı düşünebilme becerisini yeniden kazanmasını sağlamak. Ona sıkıca sarılarak, güven vererek, yaşadığı durumun ne kadar zor olduğunu anladığınızı ve onu kabul ettiğinizi söylemek sakinleşmesine yardımcı olacaktır. Bu yaptıklarınız endişelendiğiniz gibi şımarmasına değil, kendini kontrol etmeyi öğrenmesine yardımcı olacak. Kriz durumu geçip, beyin normal işleyişe döndüğü zaman onunla büyüklere saygılı olma veya öfkeyle baş etme yolları hakkında konuşabilirsiniz. Öfke patlaması sırasında çocuğunuza terbiye vermeye çalışmak, yangın sırasında yangından korunma yollarını anlatmaya benzer. Her iki durumda da, önce yangını söndürmeniz lazım.