Duygular kontrolü ele geçirirse-II

Bugün, kontrolü ele geçiren duygulardan bahsetmeye kaldığımız yerden devam ediyoruz. Ardından bir süredir devam ettiğimiz 'Grup Terapileri' konumuzu sonlandırıyoruz. Son olarak da anaokulu modellerinden söz etmeye Montessori ile başlıyoruz. Çarşamba yeniden buluşuncaya dek keyifli okumalar!

Duygular düşünce ve davranış biçimini etkiler. Duyguların farkına varmak ve onları nasıl kontrol edeceğinizi anlamak, sağlıklı bir ruhsal yaşam için esastır. Aksi takdirde duygular kişiyi kontrol etmeye başlar. Kişinin kontrol edemediği duygulardan geçen yazımızda bahsetmeye başlamıştık ve ilk olarak öfke, kaygı ve engellenme hislerinden söz etmiştik. Şimdi gelin, kişiyi kontrol eden diğer duygulara göz atalım.

4. Üzüntü, içinize kapanmanıza yol açar
Üzgün hissettiğinizde kendinizi dış dünyadan izole etmek, kabuğunuza çekilmek isteyebilirsiniz. Ancak arkadaşlardan ve aileden uzaklaşmak sıkıntıyı ve hüznü daha da arttırabilir. Televizyon karşısında, koltukta yalnız başına oturmanın insanı neşelendirdiği nadirdir. Kendinizi üzgün ve hüzünlü hissettiğinizde, içinizden gelmese bile diğerleriyle iletişime geçmeyi ve birlikte zaman geçirmeyi deneyin. Başka insanların yanında olmak, kişinin dikkatini başka yöne vermesine yardımcı olur, kişiyi rahatlatır ve sonuç olarak kendisini daha iyi hissettirir.

5. Korku, kendinizi durdurmanıza yol açabilir
Korku, rahatsız edici bir duygudur ve kişinin hayattaki amaçlarına ulaşmasına engel olabilir. Dolayısıyla, bu olumsuz duygudan kaçınmak için çok fazla çaba sarf etmek ve işlevsel olmayan birtakım yollara başvurmak son derece doğaldır. Arzu ettiğiniz bir işe başvurmaktan, sırf reddedilme korkusuyla vazgeçebilirsiniz ya da uzun süredir kendi işinizi kurmak isteyip başarısız olma korkusuyla bir türlü harekete geçemeyebilirsiniz. Engel olduğu ne olursa olsun, korkuyla yüzleşmeyi denemek gerekir. Yeterince pratik yaparak sizi korkutan şeyleri yapabileceğinizi görebilirsiniz; bu da özgüveninizi arttırır.  

6. Heyecan, riskleri göz ardı etmenize sebep olabilir
Çabanızı sabote eden ve kontrolü ele geçirebilen, yalnızca olumsuz duygular değildir. Heyecan da sorun yaratan bir duyguya dönüşebilir. Herhangi bir şeye dair heyecan duyuyorsanız, duygularınız olası riskleri göz ardı etmenize ve başarı şansınızı olduğundan fazla algılamanıza yol açabilir. Örneğin, sizi çok heyecanlandıran bir ev için bütçenizi fazlasıyla aşan miktarda kredi almaya girişebilir yahut kendi işinizi yapma konusunda çok heyecan duyup net bir planınız olmadan maaşlı işinizden ayrılmaya karar verebilirsiniz. Kısacası, kişiye iyi hissettirebilen bir duygu da tıpkı olumsuz duygular gibi verilecek kararları fazlasıyla etkileyebilir. Herhangi bir konu sizi heyecanlandırıyorsa, bu konuda karar vermeden önce artıları ve eksileri iyice gözden geçirmek için kendinize zaman tanımak iyi bir fikirdir.

7. Utanç, saklanmanıza yol açabilir
Utanç, kişiye ortadan kaybolmayı istetecek kadar kuvvetli bir duygudur. “Yer yarılsaydı da içine girseydim.” yahut “Yerin dibine battım.” benzeri ifadeler utançla ilgilidir. Kişi, hatalarından ve yaptıklarından utanç duyduğunda bunları örtmeye çalışabilir ya da utandığı yönleri sebebiyle kendisini bir maskenin ardına saklamaya girişebilir. Ne var ki tüm bu çabalar kişiye daha fazla zarar verir. Utançla baş etmenin en temel yolu utancın sebep olduğu sırları konuşulabilir hale getirmekten ve kişinin kendisini tüm yönleriyle kabul edebilmesinden geçer.

GRUP TERAPİLERİ IV

Grup terapisi uzun yıllardır diğer psikoterapi türleri ile kombine edilerek uygulanmaktadır. Bu uygulama biçimleri zamanın ruhu, toplumsal ihtiyaçlar, bilimsel açılımlara paralel olarak günden güne değişmekte ve gelişmektedir. Günümüzde terapi odasında en çok konuşulan konulardan biri yürümeyen ya da bitirilemeyen ilişkilerdir. Üstelik bu yalnızca sevgililik ve evlilik ilişkisini değil aile, arkadaşlık ve iş ilişkilerini de kapsamaktadır. Bu nedenle bireyin iç dünyasına odaklanan psikanalitik ekol dahil olmak üzere neredeyse bütün psikoterapi ekolleri ilişkisel bir bakış geliştirmişlerdir. Bu ilişkisel bakış açısı Interpersonal (Kişiler arası) Odaklı Grup Terapilerinin gelişmesini de sağlamıştır.

İlişkilerin yapısı her iki tarafın geçmişten getirdiği yükler, bağlanma stilleri, aile içi dinamikler, değerler ve kültürel kodlarla şekillenir. Ancak bireylerin iç dinamikleri haricinde kişiler arası ilişki bir sistem olarak değerlendirildiğinde, bu sistemin dinamiği bireylerden ve ikili ilişkiden bağımsız olarak kapsayıcı biçimde ele alınmak zorundadır. Bu nedenle ilişki sorunlarının, bireylerin ilişki içindeki ihtiyaçlarının, duygu ve davranışlarının şimdi ve burada ortaya çıkmasını sağlayan grup psikoterapi ortamında ele alınması faydalı olmaktadır. Son dönemde yapılan kişiler arası ilişki araştırmaları, ilişki odaklı grup terapisinin etkinliği konusunda önemli veriler sunmaktadır.

Terapi odasında sık konuşulan bir diğer konu da hayatta amaç ve anlam arayışıdır. Klasik terapiler bireyin olumsuz duygu ve davranışlarını değiştirmeyi planlarken, yeni kuşak terapiler zorlukların ve olumsuz duyguların yaşamın bir gerçeği olduğu üzerinden hareket eder ve öncelikle bunları olduğu gibi kabul edebilme deneyimi üzerine yoğunlaşır. Buradan doğan ihtiyaçla bilişsel ve davranışçı terapiler ‘şimdi ve burada’ ya odaklanan, kabul ve kararlılığa dayanan bir açılım yapmışlardır. ACT (Kabul ve Kararlılık) Odaklı Grup Terapisinde, grup dinamiğindeki tedavi edici etmenler ile kabul ve kararlılık terapisinin amaçları örtüşerek etkili bir sürece dönüşmektedir. Kabul ve kararlılık terapisinde varoluşsal ve deneyimsel kaçınmayı önlemek amaçlanır ve bu amaçla ‘mindfulness’ gibi yaşantısal teknikler uygulanır. Grup terapisindeki varoluşsal etmenler ve ‘şimdi ve burada’ yaşantısı, bu teknikleri uygulamak için oldukça uygun bir ortam sağlamaktadır.

Peki, hayatın zorlukları değiştiremeyeceğimiz gerçekler ise bunlar karşısında nasıl daha dayanıklı ve esnek olabiliriz? Burada Resilience (Ruhsal esneklilik ve dayanıklılık) kavramı karşımıza çıkar. Grup terapileri bireyin başa çıkma mekanizmalarını, geri bildirim, sosyal destek ve sosyal öğrenme yolu ile geliştirerek, ruhsal esneklik ve dayanıklılığa katkı sağlamaktadır.

Kaynaklar:

1- Flaxman, P., Acceptance and Commitment Therapy 2011, Routledge

2- Johnson, B., Understanding Group Therapy, http://www.apa.org/helpcenter/group-therapy.aspx

FARKLI ANAOKULU MODELLERİ–I: MONTESSORI

Çocuklarla ilgili daha fazla araştırma yapıldıkça, gelişim süreçleri hakkında yeni bilgilere ulaşıyoruz. Bu bilgiler ışığında her geçen gün eğitim modelleri de değişiyor. Sağlıklı bireyler olabilmeleri için nelere ihtiyaç duyduklarını daha iyi anlamaya başlıyor ve okul işleyişlerini bu gereksinimler doğrultusunda düzenleyebiliyoruz. Anne babalar, son yıllarda pek çok farklı anaokulu felsefesi ile tanıştılar. Montessori, Waldorf, Reggio Emilia, Froebel ülkemizde de uygulanan teknikler. Peki isimlerine aşina olduğunuz bu yöntemler neleri savunuyor, çocuklara nasıl bir eğitim vermeyi hedefliyor?

Artık çoğu kişinin bildiği Montessori yöntemi 1900’lerin başında İtalya’da Maria Montessori tarafından geliştirildi. Öğretmenlerin patron değil rehber rolünde olduğu, çocuk merkezli ve oyun odaklı bir yöntem Montessori. Öğrenilmesi istenen konular için yapılmış özel oyuncaklar çocukların deneme yanılma yoluyla öğrenmelerine olanak sağlıyor. Örneğin bazı oyuncaklar ancak belli şekilde bir araya getirilirse sonuç alınıyor. Bu sayede çocuklar birinin öğretmesine veya ona doğru yaptığını söylemesine ihtiyaç duymadan kendi başına keşfedebilmeyi deneyimliyor. Her çocuğun öğrenme hızının ve merakının farklı olduğu bilgisinden yola çıkan Montessori’de çocuklar neyle oynayıp ne öğreneceklerine daha çok kendileri karar veriyor. Aktiviteleri öğretmenlerin belirlediği, hangi oyuncakla ne kadar oynanacağına dahi karışılan alışılmış eğitim sisteminden bu anlamda oldukça farklı.

Bir diğer önemli fark, yaş gruplarını sınıflara ayırmak yerine aynı sınıfta farklı yaşta çocukların birlikte olması. Böylece her çocuk kendinden büyükler ve küçüklerle bir arada olmayı, onlardan öğrenmeyi ve onlara öğretebilmenin verdiği yeterlilik hissini deneyimleyebiliyor. Ayrıca her sene aynı öğretmenle devam etmek çocuklara bir tanıdıklık ve güven hissi veriyor. Montessori yönelimli anaokullarını tercih eden ailelerin çocukları bağımsız olmayı, diğer insanları desteklemeyi, kendi hızlarında öğrenmeyi deneyimliyor. Bu okullarla ilgili dikkat edilmesi gereken nokta öğretmenlerin gerekli eğitim ve sertifika süreçlerinden geçmiş olması. Montessori adını kullanan her okul felsefenin tüm yönlerini benimsememiş olabiliyor.

OKUMA ÖNERİSİ

Psikiyatri : Kısa Bir Giriş

Psikiyatri büyüleyicidir çünkü bilinç, seçim, motivasyon, özgür irade ve ilişkiyle, kısacası insanı insan kılan her şeyle ilgilenmektedir. Sık sık yasaklayıcı bir jargon altında (ruh hali yerine “duygudurum”, endişe yerine “kaygı”, korku yerine “fobi”, düşünme yerine “biliş”) gizlense de betimlenen koşullar hâlâ hemen tanınır durumdadır. Tom Burns imzalı bu kitapta psikiyatrinin ne olduğu temel kavramlar ve eleştirel değerlendirmelerle birlikte tarihsel gelişim dinamiği bağlamında ele alınıyor. Psikiyatrinin hâletiruhiyesi ve olası geleceği üzerine değerlendirmeler bilimsel akıldan kopmadan derinlikli, öğretici ve keyifli bir şekilde yapılıyor.

 

 

THERAPIAGROUP PSİKOLOJİ&PSİKİYATRİ REHBERİ köşesi Psikiyatrist Dr. Alper Hasanoğlu öncülüğünde; Uzm. Psk. Burcu Gençer, Psk. Ceylan Özge Kunduz, Uzm. Psk. Şencan Taşkale tarafından hazırlanmaktadır.

SORULARINIZ İÇİN: info@therapiagroup.com

Facebook: facebook.com/TherapiaGroup

Twitter: TherapiaGroup

İnternet adresi: www.therapiagroup.com