Mevsimsel Duygudurum Bozukluğu

Havaların soğuması ve günlerin kısalmasıyla ortaya çıkan depresif belirtiler ciddi bir sorunun işareti olabilir mi? Beklenti nedir ve ne işe yarar? Çocuklar da depresyona girer mi? Yeni konularla pazar günü yeniden beraber olacağız. Keyifli okumalar!

Günler kısalmaya, hava soğumaya başladığında birçok kişi kendisini depresyona benzer belirtiler deneyimlerken bulur. Kimileri için bu belirtiler kısa süreliyken kimileri içinse uzun süre devam edebilir. Yaygın olarak sonbahar depresyonu olarak bilinen Mevsimsel Duygudurum Bozukluğu (Seasonal Affective Disorder-SAD) genellikle sonbaharla birlikte başlar ve kış bitinceye dek devam eder. Yorgun ve isteksiz hissetme, önceden keyif veren aktivitelerden zevk alamama, uyku problemleri (aşırı uyuma ya da uykuya dalamama), yeme problemleri (iştahta aşırı artış ya da azalma), cinsel isteksizlik, üzgün / hüzünlü hissetme, kiloda belirgin artış yahut azalma, geleceğe dair umutsuzluk, kimi zaman da intihar düşünceleri gibi belirtilerle kendisini gösterebilir. Belirtilerin şiddeti bireysel farklılıklar gösterse de kişinin sosyal yaşamı, işteki performansı ve genel esenliği çoğunlukla ciddi zarar görür.

Mevsimsel Duygudurum Bozukluğu tıpkı depresyon gibi tedavi edilebilir bir sorundur. Ne var ki mevsime bağlı hissedilen hafif şiddette melankoli yahut hüzün mutlaka Mevsimsel Duygudurum Bozukluğu’nun varlığını göstermez. Hissedilen hafif şiddette bir hüzünse, kendi kendinize alabileceğiniz birtakım önlemler de vardır. Bu önlemler yahut müdahaleler işe yaramadığında vakit kaybetmeden uzman yardımı almak gerekir. Soğuyan havalar ve azalan gün ışığı karşısında depresif hissetmemek için alacağınız önlemlere göz atalım:

Her gün mümkün olduğunca çok gün ışığı alın. Güneşten mahrum kalmak depresif duygudurum için elverişli bir ortam yaratır. Gün içinde bolca gün ışığı almak depresif semptomların hafiflemesine yahut ortadan kalmasına yardımcı olacaktır. Açık havada olma şansınız yoksa bir pencerenin kenarına oturmak ya da gündüz vakti hiç olmazsa 15 dakikalık bir yürüyüş yapmak faydalıdır. Hafta sonlarını spora ayırıyorsanız açık havada yapılan sporları tercih etmeniz de faydalı olacaktır.  

Sağlıklı beslenin. Mutlu eden ve iyi hissettiren yiyeceklerin mutlaka kalorili, yağlı ve şekerli olmasına gerek yok. Hazırlaması kolay, düşük kalorili yiyecekler (bol kremalı bir pasta yerine mevsim meyveleriyle yapılan bir meyve salatası) kendinizi daha iyi hissetmenize yardım edecektir.  

Arkadaşlarınızla ve ailenizle zaman geçirin. Arkadaşlarla ve aileyle kaliteli vakit geçirmek hem depresif belirtilerin şiddetini azaltır hem de depresif duygudurumun getirdiği sosyal izolasyona karşı koruyucu faktör görevi görür. Çocuklarınızla ya da evcil hayvanlarınızla oyun oynamak, arkadaşlarınızla bir araya gelip sıcak bir çay eşliğinde sohbet etmek size kendinizi daha iyi hissettirecektir. Çevrenizdekileri yaşadığınız mevsimsel depresyona dair bilgilendirmek de sizi daha iyi anlamalarına ve size destek olmalarına olanak verecektir.

Aktif olun. Tüm kış eve kapanıp kalmak size daha depresif hissettirecektir. Dışarı çıkın ve sevdiklerinizle dışarıda vakit geçirin. Bir yardım kuruluşunda görev almak, sokak hayvanlarını beslemek, yeşil alanlarda yürüyüşe çıkmak ya da alışveriş merkezleri yerine açık havada alışveriş yapmak gibi… Her sonbahar, yaklaşan soğuk havalarla birlikte depresif belirtilerin de gelmesinden endişe ediyorsanız semptomlar yerleşmeden önce harekete geçmek ve önlem almak işleri kolaylaştıracaktır.

Bir uzmandan yardım alın. Depresif belirtilerle baş edemediğinizde vakit kaybetmeden bir uzmandan yardım almak en doğrusu olacaktır. Uzman bir psikolog yahut psikiyatr Mevsimsel Duygudurum Bozukluğu’nun tanısı ve tedavisi konusunda yetkindir. Psikoterapi ve ilaç tedavisi ihtiyaca göre, kimi zaman tek başlarına kimi zaman da kombine edilerek uygulanabilir.

BEKLENTİLER

Beklenti, herhangi bir konuda gerçekleşmesi istenen veya umulan her türlü olguyu içeren duygudur. "Beklenti" ile "umut" her ne kadar birbirleriyle özdeşleştirilse de; beklenti, umudun olmadığı durumlarda da var olabilir. İstek ve ihtiyaçların karşılanmasına dair olasılık içermeyen durumlarda da beklenti gelişebilir. 

Beklentiler kişinin davranışını şekillendirir ve geleceği tahmin etme konusunda kolaylık sağlar. Beklenti kavramı oldukça geniş bir aralığa sahiptir; ertesi gün güneşin doğacağı beklentisini her gün üzerine düşünmeksizin, olağan şekilde taşırken bir yandan o ay maaşımıza zam yapılacağı beklentisine de girebiliriz. Beklentiler, yaşantısal deneyimler, kognitif stil, ilişki ve iletişim kurma biçimi ve kültürel normlar tarafından şekillenir.

Beklentiler, gelecekle bugün arasında bağ kurmanın düşünsel ve duygusal bir yoludur. Bu da kişiye yaşama motivasyonu ve anlam sağlar. Beklentilere göre davranışlar da şekillendirir. Kişinin hem kendinden, hem de ötekilerden ve dünyanın gidişatından beklentileri vardır.

Beklentiler, geleceğe yönelik doğrulanmama olasılığı da olan hipotezlerdir ve karşılanmadıklarında hissedilen temel duygu genellikle, üzüntü ve öfkenin bir karışımı olan hayal kırıklığıdır.

Ruhsal sorunlar beklentilerin de sağlıksız bir yönde gelişmesine sebep olabilir. Bu yanlış beklentiler bir yandan kişinin iyilik haline daha da olumsuz etki yapabilir.  Örneğin, anksiyete sorunu olan biri olayları olduğu gibi yorumlamak yerine felaketleştirici beklentilere girer ve buna uygun bir biçimde de kaçınmalar geliştirir. Düşünce biçiminin, beklentileri olumsuz yönde şekillendirdiği bir başka durum da depresyondur. Depresyonda kongitif triad (bilişsel üçlü) olarak adlandırılan kavrama göre; kişi kendisi, ötekiler ve dünya ile ilgili negatif bir algı, yorumlama ve beklenti içindedir.

Beklentilerin ön planda ve sahnede olduğu bir diğer konu ilişkilerdir. Gerçekdışı veya karşılanması güç beklentiler ilişkide sorunlara yol açar. Bir yandan ötekine ve ilişkilere dair işlevsel olmayan beklentiler, kişinin olası sağlıklı ilişkiler yaşaması önünde bir engel teşkil edebilir.

References:

1.    Cherry, K. (n.d.). What is expectation confirmation? About.com Psychology. Retrieved from http://psychology.about.com/od/eindex/g/expectconfirm.htm

2.    Meinecke, C. (2011, June 29). Are lowered expectations the key to happiness? Psychology Today. Retrieved from http://www.psychologytoday.com/blog/everybody-marries-the-wrong-person/201106/are-lowered-expectations-the-key-happiness

ÇOCUKLAR DEPRESYONA GİRER Mİ?

Çocuklarda depresyon kendini yetişkinlerden farklı gösterebilir. Bu yüzden anaokulu dönemi çocuklarının depresif belirtileri gözden kaçabiliyor. Örneğin, depresif yetişkinlerde anhedoni (yaşamdan keyif alamama sorunu) kendini evden çıkmama olarak gösterebilirken, çocuklarda oyun oynamak istememe şeklinde ortaya çıkabilir. Depresif belirtiler yıkıcı olmadığından, çocuklar günlük işlevselliklerini sürdürebildiğinden ve yetişkinler gibi üzgün görünmediklerinden bu yaş grubunun depresyon geçirdiği fark edilmeyebiliyor. Ancak araştırmalar gösteriyor ki, küçük yaşta depresif bir ruh durumuna sahip olan çocukların durumu geçici değil kronik olma eğiliminde. Bu yüzden, erken farkındalık ve tedavi oldukça önemli. Küçük çocukların beyinleri değişikliğe daha yatkın ve ufak müdahalelerle etkili sonuçlar almak mümkün. Depresyon belirtilerinin fark edilmesi ve psikoterapiyle, sağlıklı başa çıkma becerileri öğretilmesi, anaokulu dönemi çocuklarının ileride kronik depresyon yaşayan yetişkinler olmasını önleyebiliyor.

Küçük çocuklarda ortaya çıkan belirtileri anlayabilmek için içinde bulundukları gelişimsel dönemi göz önünde bulundurmak gerekiyor. Neşesiz görünmek, suçluluk duygularının yoğun olması, uyku düzenlerinde değişimler, oyundan uzak durma en belirleyici işaretler. Sosyal izolasyon, enerji düzeyinde düşüklük, daha önce ilgilendiği konulara ilgisizlik de önemli belirtiler. Elbette tüm çocuklar zaman zaman bu belirtilerin bir kısmını yaşayabilir. Dikkat etmek gereken nokta çoğunun bir arada ve uzun zaman boyunca yaşanıyor olması. Böyle bir durumda emin olmak için bir çocuk psikolojisi uzmanından destek almak en doğrusu.

-Luby et al. Preschool Depression: The Importance of Identification of Depression Early in Development. Current Directions in Psychological Science, 2010.

OKUMA ÖNERİSİ

Kendine Saygı

Kişiliğimizin en temel boyutlarından biri olan kendimize saygı, her zaman bilincinde olamadığımız ölçüde nazik, soyut ve karmaşık bir olgudur. Bu nedenle, “kendine saygı” kavramını daha iyi anlayabilmek için zaman harcamak boş ve yararsız bir çaba değildir; hatta verimli ve yararlı bir uğraştır. İletişim okurunun Zor Kişiliklerle Yaşamak adlı kitaplarından tanıdığı psikiyatr Christophe André ve François Lelord bu yeni çalışmalarında, aynı benzersiz üslûplarıyla, “kendine saygı” olgusunu tüm yönleriyle (ailede, iş yaşamında, evlilikte vb.) ele alırken, kitabın içeriğini daha da zenginleştiren anket ve değerlendirme sonuçlarıyla, çalışmalarına okuyucularını etkin bir biçimde katmayı başarıyorlar.

 

THERAPIAGROUP PSİKOLOJİ&PSİKİYATRİ REHBERİ köşesi Psikiyatrist Dr. Alper Hasanoğlu öncülüğünde; Uzm. Psk. Burcu Gençer, Psk. Ceylan Özge Kunduz, Uzm. Psk. Şencan Taşkale tarafından hazırlanmaktadır.

SORULARINIZ İÇİN: info@therapiagroup.com

Facebook: facebook.com/TherapiaGroup

Twitter: TherapiaGroup

İnternet adresi: www.therapiagroup.com