Stres mi depresyon mu?

Bu hafta duygusal farkındalık konusuna 'duyguları ortaya çıkaran ve sürdüren faktörleri anlama' basamağı ile devam ediyoruz. Diğer konularımız ise, çocukların yemek sorunsalı ve depresyon-stres ayrımı

Stresli olduğunuzu düşünüyorsanız yalnız değilsiniz. American Psychological Association tarafından yapılan bir araştırmada, çalışmaya örneklem oluşturan yetişkin katılımcıların %72’si çalışmadan önceki bir ay içerisinde en az bir kez stresli olduklarını bildirmiş. 

Stresli olmanıza neden olan durum ne olursa olsun, stres, şiddetini arttırıp bedeninizi ve zihninizi yıpratmaya başladığında kolay ve hızlı bir şekilde daha ciddi bir soruna dönüşebilir. Daha da önemlisi eğer kontrol altına alınmazsa stres kolaylıkla depresyona neden olabilir.

Kronik stres hem beynimizde hem de bedenimizde fiziksel değişikliklere yol açabilir. Nasıl düşündüğümüzü, nasıl hissettiğimizi ve sonuç olarak da nasıl davrandığımızı etkiler ve değiştirir. Stres altındaki kişilerin, aşırı yemek yeme, sigara içme, alkol tüketme gibi sağlıksız ve kendilerine yardımcı olmayacak davranışlara girişme olasılığı daha fazladır; diğer yandan stres altında olan bireyler fiziksel egzersiz ve sosyalleşme gibi önemli aktivitelerden de uzak kalır. Tüm bu etkenlerin birleşmesiyle stres, kısa sürede depresyona dönüşebilir.

Peki, içinde bulunduğunuz durumun yalnızca stres mi yoksa depresyon mu olduğunu nasıl anlarsınız? Temel olarak yanıt, stresin ve depresyonun birbirine benzeyen semptomlarının ne kadar sürdüğünde yatar. Stresli olmak genellikle baskı altında olma ve bunalmış hissetmekle ilintilendirilir. “Stresliyim” demek çoğu zaman korku veya mutsuzluk gibi olumsuz duygularla baş etmekte zorlandığımız durumlarda kullanılan bir genellemedir. Bu duygular genellikle birkaç gün sürer. Ne var ki bu olumsuz duygular, etkin şekilde yönetilemediğinde bunalmışlık hissinden ibaret tekil bir epizottan daha ciddi ve daha uzun süre devam eden kronik bir duygu duruma dönüşebilir. Bu da, stresin depresyona dönüştüğünün göstergesidir.

Depresyon geçici bir olumsuz duygu durumdan daha fazlasıdır. En az iki haftadır aşağıdaki semptomlardan bazılarını kendinizde gözlemliyorsanız yaşadığınız durum stres değil depresyon olabilir:  

• Mutsuz ve umutsuz hissetme

• Enerji, yaşam arzusu ve motivasyon eksikliği

• Diğer insanlardan kendini çekme, izolasyon

• Karar vermekte güçlük

• Huzursuz, ajite ve asabi hissetme

• Her zaman olduğundan daha fazla ya da daha az yeme (iştahta artma ya da azalma)

• Her zaman olduğundan daha az ya da daha fazla uyuma

• Konsantrasyon ve hafızada zayıflama

• Kötü yahut suçlu hissetme

• Öfke ya da hiddet hissetme

• Yaşamdaki zorluklarla başa çıkılamayacağına dair inanç

• Özel hayattaki işlevsellikte problem

• Kronik fiziksel semptomlar (ağrı ya da mide problemleri gibi...)

• Ölüm düşünceleri ya da intihar planları 

Depresyon dünyada en sık görülen ruhsal sorunlardan biri ancak ne mutlu ki tedavi edilebilen bir rahatsızlık. Öte yandan kişinin, depresyonu kendi başına yönetmesi çoğu zaman imkansız, en iyi ihtimalle de oldukça güçtür. Siz ya da bir yakınınız depresyondan şikayetçiyseniz bir uzmandan yardım almanız gerekir. Depresyondayken aksiyon almanın, harekete geçmenin zor olduğunu unutmamak ve sorunun üstesinden küçük adımlarla gelinebileceğini akılda tutmak gerekir.

Çocuklar ve yemek sorunsalı

Anne babaların uyku ve tuvalet eğitimi konularıyla beraber belalı konularından biri de ‘yemek’. Kimi ebeveyn çocuğunun az yediğinden endişelenirken, kimi yemek seçtiğinden şikayetçidir. Bazıları da aburcuburu engelleyememenin sıkıntısını yaşar. Uzmanlar ise yemek konusunda çocuklar üzerinde baskı kurmanın asla işe yaramadığı görüşünde birleşiyor.

New Mexico State Üniversitesi öğretim üyelerinden Collin Payne, ebeveynler tabaklarındaki her şeyi bitirmeleri için çocuklarını zorladıklarında, çocukların yemekle ilgili kendilerini kontrol etmelerine engel oldukları görüşünde. Çocuklar yemek tercihleri konusunda kendi kontrollerini hissetmediklerinde ya hiç yememeye ya da evde olmadıklarında aşırı yemeye başlayabiliyorlar. Özellikle anaokulu çocukları, yaşamları boyunca sahip olacakları yeme alışkanlıklarını edinme dönemindelerdir. Bu süreçte seçme haklarını kullanmayı ve kendilerini kontrol etmeyi öğrenmeleri önemlidir.

Michigan State Üniversitesi’nin araştırmasına göre ise çocukların sağlıklı beslenme alışkanlıkları geliştirmesinde asıl etkili olan zorlamak, ceza veya ödül değil, iyi örnekler oluşturmak. Tüm ailenin uyduğu düzenli yemek saatleri, ufak porsiyonlar sunulması ve çocukların ne kadar yiyeceklerine kendilerinin karar vermesinin, yaşam boyu dengeli beslenme alışkanlıklarının gelişiminde oldukça etkili olduğu sonucuna varılmış.

 M. Murashima, S. L. Hoerr, S. O. Hughes, S. A. Kaplowitz. Feeding behaviors of low-income mothers: directive control relates to a lower BMI in children, and a nondirective control relates to a healthier diet in preschoolers1,3. American Journal of Clinical Nutrition, 2012; 95 (5): 1031.

 

Çocuğum yemek yemiyor.  Carlos Gonzalez

Çocukların ne zaman, ne kadar yemek istediklerini bilecekleri görüşünü savunan çocuk doktoru Carlos Gonzalez, yemekle ilgili ısrar etmek yerine bunu eğlenceli bir paylaşım haline getirmeyi öneriyor. Kitabında, tüm ebeveynlerin zaman zaman yaşadığı iştahsızlık, sebze yememe ve alerji konularına da değiniyor.

 

Duyguların kaynağını anlamak

Duygusal farkındalık ve düzenlemenin en önemli basamaklarından biri de duyguyu ortaya çıkaran ve sürdüren faktörleri keşfetmektir. Duygusal bir durumu ortaya çıkaran ve sürmesine sebep olan faktörleri fark etmek, bu olumsuz yaşantılarla başa çıkmayı ya da onlara göğüs germeyi kolaylaştırır. Duygunun kaynağını anlamaya yönelik bir analiz sonucunda, bu olumsuz duygunun değişip değişemeyeceği, şiddetinin azaltılıp azaltılamayacağını da anlamak mümkün olur. Negatif duyguyu ortaya çıkaran ve sürdüren faktörleri tanımlamak, duyguyu ortaya çıkaran koşulları değiştirme şansını da sunar. Bu sayede bu koşullara bağlı olan yorumlar, varsayımlar, inançlar ve amaçlar da yeniden değerlendirilme fırsatı bulur. Değişimin söz konusu olmadığı durumlarda ise ‘kabul etmek’ duygu durumu düzenleyici bir işlev görür. (Örneğin, bir kaybın ardından yaşanan üzüntünün kabulü.)

Birçok kişi duygularının sebebini fark edemediği ve kavrayamadığı için kendi üzerindeki kontrolü yitirmiş gibi hisseder. Bu da ayrı bir stres faktörüdür. Bu stres, beyinde duygulardan sorumlu amigdala bölgesinin aktivasyonunu arttırırken, prefrontal korteks ve hipokampus gibi bilişsel işlevlerden sorumlu alanların aktivasyonunu baskılar. Bu sebeple, stres düzeyi arttıkça kişinin yaşadığı duyguyu anlama ve analiz etme kapasitesi düşer. Panik atak gibi çok yüksek stres anlarında kişinin yaşadıklarını yorumlayamayarak, kontrolü kaybetme hissi ve hatta aklını kaçırma korkusu yaşaması da bundandır. Bu durumda bir kısır döngü başlar. Amigdala aktivasyonu giderek artarken, anlamlandırma kapasitesi azalır.

Burada kişinin ihtiyacı olan duygusal beceri, duyguların ortaya çıkarıcı ve sürdürücü faktörlerini analiz etmek ve bu kısır döngüyü engellemektir.

Sebepleri ortaya çıkarma amaçlı bu analiz yapılırken, dikkat edilmesi gereken noktalar şöyledir:

-      Yaşamda zorlu anlar genellikle birden fazla duyguyu tetikler. Analiz etmek için öncelikle bunları birbirinden ayırt etmek gerekir.

-  Tekrarlayan olumsuz duygular, genellikle tekrarlayan paternlerden kaynaklanır. Bu paternler farklı durumlar, koşullar ve kişiler ile tekrarlanıyor olabilir.

- Bu olumsuz duygular direkt olarak yaşanan olaylar ya da içinde bulunulan durumlar değil, onlara dair algı ve yorumlarımız tarafından belirlenir.

- Bu yorumlar da ihtiyaçlarımız, arzularımız ve amaçlarımızla karşılıklı bir etkileşim içindedir.

- Duruma verdiğimiz birincil duygusal tepki, ikincil başka duyguları tetikleyebilir ya da ortaya çıkarabilir.

- Duygulara hemen her zaman bedensel duyumlar eşlik eder. Bu bedensel duyumları fark etmek, analiz sürecini kolaylaştırır.

- Duygunun en görünür boyutu, ardından sergilediğimiz ya da sergilemek istediğimiz davranıştır. Bu boyuttan geriye doğru giderek de analiz süreci başlatılabilir.

Kaynak: Berking, M., Whitley, B. (2014) Affect Regulation Training.Springer Science Business Media New York

 

THERAPIAGROUP PSİKOLOJİ&PSİKİYATRİ REHBERİ köşesi Psikiyatrist Dr. Alper Hasanoğlu öncülüğünde; Uzm. Psk. Burcu Gençer, Psk. Ceylan Özge Kunduz, Uzm. Psk. Şencan Taşkale tarafından hazırlanmaktadır.

SORULARINIZ İÇİN: info@therapiagroup.com

Facebook: facebook.com/TherapiaGroup

Twitter: TherapiaGroup

İnternet adresi: www.therapiagroup.com