Travma sonrası stres bozukluğu

Bugünkü konularımız birbiriyle son derece ilintili olan yas, travma ve Travma Sonrası Stres Bozukluğu (TSSB). Sevilen kişinin ya da nesnenin kaybı ardından yaşanan ve farklı aşamalara sahip bir süreç olarak yasın işlevini ve ne anlama geldiğini konuştuğumuz Yas başlıklı yazımızı travmanın çocuklar tarafından nasıl yaşantılandığını ve travmayla başa çıkabilmeleri için anne babaların çocuklara nasıl yardımcı olabileceğini anlatan Çocuk ve Travma başlıklı yazımız takip ediyor. Ardından Travma Sonrası Stres Bozukluğu'nu, belirtileri, nedenleri ve son olarak da tedavi yöntemleriyle masaya yatıran yazımız geliyor. Pazar yepyeni konularla buluşuncaya dek, keyifli okumalar!

Travma sonrası stres bozukluğu kişide korku, dehşet ve çaresizlik hisleri yaratan, fiziksel ya da ruhsal zarar veya zarar verme tehdidi içeren olayların tetiklemesiyle ortaya çıkan bir ruh sağlığı bozukluğu. Yakın zamana dek kaygı bozuklukları kategorisinde yer alan TSSB, artık başlı başına bir kategori oluşturuyor. TSSB’yi tetikleyen travmatik olaylar arasında şiddet, saldırılar, doğal ya da doğal olmayan afetler, kazalar, işkence, tecavüz ve savaş gibi olaylar yer alıyor. TSSB çocuklar da dahil olmak üzere hemen her yaş grubunu etkileyebiliyor. İstatistikler, travma sonrası stres bozukluğunun erkeklere oranla, kadınlarda daha fazla görüldüğünü belgeliyor. Aynı aile içinde görülme olasılığının da daha yüksek oluşu, TSSB’nin genetik kökenlere de dayalı olduğunu düşündüren bir bulgu. TSSB genellikle depresyon, madde bağımlılığı ya da kaygı bozukluklarıyla birlikte görülüyor. Eş zamanlı bu sorunların tanısı ve tedavisi TSSB’nin de tedavisini kolaylaştırıyor. TSSB tanısı koyabilmek için, belirtilerin travmatik olaya maruz kalındıktan sonra en az bir ay süreyle devam etmesi gerekiyor.  Maruz kalındıktan hemen sonra ortaya çıkan belirtiler süreğen olmadığında akut stres bozukluğu tanısı konması daha olası.

Semptomlar

TSSB yaşayan birçok kişi travmatik olayı sadece hatırlamakla kalmayıp yeniden yaşamakta.  Özellikle de travmayı hatırlatacak olaylar ya da nesnelerle karşı karşıya kaldıklarında… Travmatik olayın yıldönümü de bu yeniden deneyimlemeyi tetikler nitelikte. TSSB yaşayan kişiler duygusal hissizlik, uyku bozuklukları, kaygı, yoğun bir suçluluk duygusu, depresyon, irritabilite ve öfke patlamaları yaşarken birçok kişi de travmatik olayı anımsatan olaylardan, nesnelerden ve düşüncelerden kaçınma yoluna gider.  

En belirgin TSSB semptomlarından bazıları şöyle sıralanabilir:

*Travmatik olaylara dair kabuslar

*Travmatik olaylar adeta yeniden yaşanıyormuşçasına davranmak ya da hissetmek (flashback’ler)

*Travmatik olay hatırlatıldığında yoğun duygusal tepki vermek

*Travmatik olay hatırlatıldığında yoğun fiziksel tepki vermek (kalpte ritim bozukluğu, kalp çarpıntısı, terleme, nefes almakta güçlük, bayılacak gibi olma hissi, kontrol kaybı hissi vb.)

*Travmatik olaya dair düşüncelerden, konuşmalardan ya da hislerden kaçınma; olayı anımsatacak kişilerden, mekanlardan ya da aktivitelerden kaçınma

*Travmatik olayın önemli bir kısmını anımsamakta zorluk

*Duygusal hissizlik, “duygusal uyuşma”, umarsızlık, duygusal kopma

*Gündelik aktivitelere dair isteksizlik

*Uyku problemleri (uykuya dalamama, uykudan uyanma vb.)

*Konsantrasyon sorunları, kolayca irkilme

Nedenler ve tedavi

TSSB’nin nedeni tam olarak bilinemese de psikolojik, genetik, fiziksel ve sosyal faktörleri bir arada düşünmek gerekiyor. TSSB kişinin stres karşısında verdiği tepkiyi değiştiren bir bozukluk. Çocuklukta tacize ya da cinsel istismara veya fiziksel şiddete uğrayan ya da geçmişte TSSB geçirmiş kişiler TSSB yaşamaya daha açık oluyor. Kişiyi TSSB’den koruyan faktörler arasında ise aile ve arkadaş desteği, benzer bir travmatik olay yaşayan kişilerden oluşan bir destek grubu, travmatik olay karşısında kişinin aldığı aksiyon, bir başa çıkma stratejisine sahip olmak gibi etkenler yer alıyor.  

TSSB tedavisi öncelikle detaylı bir değerlendirmeyle başlar. Bu değerlendirmeyi kişinin ihtiyaçlarını göz önünde tutan bir tedavi planı takip eder. TSSB için başlıca tedavi biçimleri arasında psikoterapi, ilaç tedavisi ya da her ikisi birden gelir. TSSB tedavilerinde her hangi bir terapiste değil bu konuda uzmanlaşmış kişilere başvurulması çok önemlidir. Psikoterapi travma mağdurlarını ve yakınlarını TSSB ile ilgili eğitmeyi de içerir. Terapi sürecinde travmaya dair anılar tam olarak yok olmasa da bu anılarla nasıl baş edileceği öğrenilir. Maruz bırakma (exposure) yöntemi TSSB’de sıklıkla kullanılır ve kişiye güvenli bir ortamda korkularıyla yüzleşme ve onları kontrol etme konusunda yol gösterir. Zihinsel imgeleme, yazma, travmatik olayın olduğu yeri ziyaret gibi yöntemler maruz bırakma yönteminin adımlarını oluşturur. Kısa dönemli psikodinamik psikoterapi ise yine güvenli bir ortamda travmatik olayın sebep olduğu duygusal çatışmaların çalışılmasını içerir. Grup terapisinde ise benzer travmatik olaylar yaşayan kişiler grubun güven verici ortamında travmaya dayalı utanç, suçluluk, şüphe, öfke, korku ve kendini suçlama gibi olumsuz duygular üzerine çalışır. Yöntemi ne olursa olsun TSSB tanısı konmuş kişilerin konularında uzman terapistlerle çalışması hem travmaya bağlı sorunlarını hem de TSSB’ye eşlik eden başka ruh sağlığı sorunlarını aşmalarında yardımcı olacaktır.

ÇOCUK VE TRAVMA

İnsanın yaşamsal bütünlüğünü tehdit eden her türlü tehlike psikolojik travmaya neden olabilir. Çocuklar şiddet olaylarını yaşadıklarında, televizyondan izlediklerinde, hatta bu olaylara tanık olduklarında, olay karşısında hissedecekleri korku, çaresizlik veya dehşet travmatize olmalarına neden olabilir. Bazı çocuklar kendi kaynaklarıyla bu olumsuz duygularla ve güvende olma hissinin zedelenmesiyle baş edebilirken bazıları daha ciddi sıkıntılar yaşayabiliyor. Araştırmalara göre travmatik bir olayla karşılaşan her beş çocuktan biri, Travma Sonrası Stres Bozukluğu (TSSB) yaşıyor. Görülme sıklığı fazla olan bu rahatsızlıkla başa çıkabilmek için, travmaya maruz kalan çocukları önleyici yöntemlerle desteklemek en doğrusu.

Pennsylvania Üniversitesi, Klinik Psikiyatri Uzmanı Steven Berkowitz çocuklara travmadan sonra stres müdahalesinde bulunmanın etkisini incelediği araştırmasında 7-17 yaşları arasındaki çocuklarla çalışmış. Müdahale, çocuk-ebeveyn iletişimini geliştirmek, daha yakın ve güvenli bir ilişki sağlamak ve başa çıkma becerilerini geliştirmek üzerine verilen eğitimlerden oluşuyor. Ayrıca aileler travma sonrası çocuklarda gözlenebilecek davranışları tanımak ve çocukları nasıl destekleyebilecekleri konusunda bilgilendiriliyor. Müdahale edilen çocukların %73’ünde TSSB belirtilerine rastlanmadığı, araştırma sonuçlarıyla destekleniyor.

Çocukları hayat akışındaki dehşet verici olaylardan korumak maalesef her zaman mümkün olmuyor. Ancak ebeveynler, travma sonrasında çocuklarına sağlayacakları destekle olumsuz psikolojik sonuçları azaltabilirler.

- Konuyla ilgili çocuğunuzla konuşmaya vakit ayırın, sorularını yanıtsız bırakmayın ve açıklamalarınızı yaşına uygun düzeyde tutmaya özen gösterin.

- Çocuğunuzun konu ile ilgili olumsuz duygularını görmezden gelmeyin. Korku, kaygı, öfke yaşamanın normal ve kabul edilebilir olduğunu ona anlatın.

- Sıra dışı olaylar yaşayan çocukların en büyük kaygısı artık güvende olmadıklarıdır. Bu sebeple günlük rutinleri korumaya çalışın.

- Felaket haberlerinin sıkça işlendiği haber programlarını izlemesini engelleyin. Zaman zaman yetişkinler için bile uygun olmayan görüntülerle karşılaşmaları çocuklarda aşırı kaygıya yol açabilir.

YAS

Yas

Shakespeare yas sürecinde iken bir saatin on saate denk geldiğini söyler bize. Dakikalar, saatler, günler yavaşlamış gibidir. İnsanoğlunun kayıpların ardından yaşadığı, bir sürece yayılan ve farklı aşamaları olan bir duygu halidir yas. Sevilen kişinin ardından “yas tutmak” yaşanması gereken doğal bir süreçtir. Belirgin bir takım aşamaları olsa da her birey yası farklı şekillerde ve sürelerde yaşar.

Kişi yas tutma sürecinde bu kaybı önce kabullenme sonra da başa çıkmaya dair aşamalardan geçer. Yas sevilen ya da bağ kurulan kişilerin ölümünün ardından yaşandığı gibi; boşanma, iflas, ayrılık, bir organın yitimi gibi kayıplara dair de yaşanır. Yas sürecinde öz bakım, iş yaşamı, aile ve sosyal ilişkileri yürütme gibi günlük yaşam işlevlerinde bazı aksamalar görülebilir.

Kişinin hayatına normal ve sağlıklı devam edebilmesi için yasını tutarak bu süreci tamamlaması gerekmektedir. Bu kayba adapte olarak, yaşamının bir parçası haline getirerek bununla yaşamayı öğrenir. Yas tutmak kaybedilen kişiyi unutmak anlamına gelmez. Sadece kaybı ve bununla ilgili duyguları kabullenmek, başa çıkabilmeyi ve bu duygularla yaşamı sürdürmeyi öğrenmek anlamına gelir.

Yas sürecinin nasıl geçeceği, kaybedilen kişinin kim olduğuna, onunla olan ilişkinin niteliğine, kayıp şekline (kaza, hastalık süreci ya da saldırı sonucunda) ve sosyokültürel faktörlere bağlıdır. Yas sürecinde geçilen aşamaların olağan ve sağlıklı bir başa çıkma sürecinin parçası olduğunu bilmek genellikler kişileri rahatlatır.

Hepimiz yakınlarımızı kaybederiz, bunun doğal bir süreç olduğunu daha çok küçükken yaşayarak öğreniriz. Ancak kaybın doğal afetler, toplumsal olaylar ve terör neticesinde olması bireye yas sürecinin dışında bir travma yaşatmaktadır. Tüm yas süreçleri bu durumda daha zor atlatılmakta, profesyonel yardıma daha çok ihtiyaç duyulmaktadır. Ülkemizde ani ve toplu halde ölümler maalesef ki çok sık yaşanmakta, aileler birden fazla kayıpla başa çıkmaya çalışmaktadır. Yas süreci ile başa çıkmada en önemli unsurlardan biri ölüm sebebinin ve şeklinin bilinmesi, bir cenaze töreninin yapılabilmesi, bir fail var ise bulunması hatta cezalandırılmasıdır. Tüm bunlar olmadığında bireyin doğal başa çıkma süreçleri de sekteye uğramaktadır. 

Yas ve başa çıkma sürecinde geçilen aşamaları şöyle özetleyebiliriz:

Şok ve Uyuşma: Kayıp ilk öğrenildiğinde yaşanan donakalma ve uyuşma halidir. Bu süreçte kişi bir şey hissedemediğini söyler ve bunu kendisi de garipseyebilir.

İnkâr ve inanamama: Bunu kaybın ilk aşamasında hepimiz dile getiririz. “İnanamıyorum”. Var olan kişi veya kişilerin yokluğuna bir anda adapte olamaz ve bu yokluğu kabullenmek için zamana ihtiyaç duyarız. Kaybedilen kişinin olduğu rüyalar en çok bu dönemde görülür.

Arzu etme: Kaybedilen kişinin varlığını arzulama aşamasıdır. Bu aşamada karşılıksız kalan bu arzunun devamında, öfke ve yalnızlık duyguları hissedilir. Ölen birine duyulan kızgınlık, kişinin kendini daha da kötü hissetmesine yol açabilir. Ancak bu da diğerleri gibi doğal bir süreçtir ve yaşamak için kendinize izin verdiğinizde zamanla azalacaktır. Kayba bir travma eşlik ettiğinde bireyin en çok sorduğu soru ise “Neden ben?” ya da “Neden biz?” olur.

Çaresizlik: O kişiyi geri getiremeyecek olmak ve kaybın sonuçları ile başa çıkmakta zorlanmak bu duyguyu hissettirebilir. Bireyin ölüm şekli ve yukarında bahsedilen güçlükler çaresizlik duygusunun çok daha yoğun yaşanmasına sebep olur. Bu sürece bazı durumlarda pişmanlık ve suçluluk duyguları eklenebilir. ‘Keşke’ içeren cümleler kurulabilir.

Kabullenme ve hayatı düzenleme: Kaybedilen kişiye dair özlem devam etmekle birlikte, bir yandan gündelik yaşam aktiviteleri ve günlük duygu duruma geri dönülür. En başta söylediğimiz gibi bu bir unutma yaşantısı değil, doğal bir adaptasyondur. Bu adaptasyonun sağlanabilmesi için yukarıdaki aşamaların sağlıklı bir şekilde atlatılabilmesi gerekir. Aksi halde ‘komplike yas’ adı verilen, çözümlenememiş bir yas süreci başlar. Bu süreçte psikoterapi desteği faydalı olacaktır.

OKUMA ÖNERİSİ

Psikoloji: Zihin ve Davranışlarımızı Anlamak için Çizgibilim

Normal nedir? Zihnimiz nasıl çalışır? IQ testleri zekayı ne kadar doğru ölçer? Çocuğunuza ceza vermek neden işe yaramaz? Sevgilimizi neye göre seçeriz? Peki ya Freud kim?
Nigel Benson’ın yazdığı, Aysun Yavuz’un Türkçeleştirdiği kitap, bu soruların ve psikolojiyle ilgili merak ettiğiniz daha pek çok şeyin cevabını veriyor. Geçmişten bugüne psikolojinin gelişimi ve kullandığı yöntemler, sürü psikolojisinin davranışlarımız üzerindeki etkileri, bilinçdışı, libido, Pavlov’un köpeği ve çok daha fazlasını bulacağınız bu kitapta ayrıca Biyopsikoloji, Hümanist Psikoloji gibi farklı ekollerin yorumları ve Freud, Pavlov, Bandura, Maslow, Skinner gibi önemli psikologların teorileri de, Nigel C. Benson’ın akıcı anlatımı ve çizimleriyle beraber yer alıyor.

 

THERAPIAGROUP PSİKOLOJİ&PSİKİYATRİ REHBERİ köşesi Psikiyatrist Dr. Alper Hasanoğlu öncülüğünde; Uzm. Psk. Burcu Gençer, Psk. Ceylan Özge Kunduz, Uzm. Psk. Şencan Taşkale tarafından hazırlanmaktadır.

SORULARINIZ İÇİN: info@therapiagroup.com

Facebook: facebook.com/TherapiaGroup

Twitter: TherapiaGroup

İnternet adresi: www.therapiagroup.com