Ah balık, vah balık, canım balık!

Cezalar kesilsin, kötü olanlar parmakla gösterilsin, paralar ödensin, rızkından bana ne, değil ki bu! İşler eski ahlakına döner mi, bilmem. Devir ahlak değil ticaret, günü kurtarma devri.
Ah balık, vah balık, canım balık!

Havanın yemek yemek için bile sıcak ve boğucu olduğu 1 Eylül’de balık sezonu açıldı, vira bismillah dendi, ağlar atıldı. Biz balık severleri de tatlı bir bekleyiş, bir heyecan aldı.

Takip eden günlerde Beşiktaş Balık Pazarı’nda ve Kadıköy Balık Çarşısı’nda gezindim, tezgahlara baktım, balıkçılarla konuştum. Balık tezgahları daha sakindi henüz.

Balık yoktu ki. Ama hamsi haberciydi iyi günlere, boldu. Hamsi olursa, balık da olur, hamsi tüm balıkların besinidir. Çipura, levrek, minakop, hamsiyle ağa takılan azıcık gümüş, istavrit ve hamsiden az daha ufak tekirler de göze çarpıyordu. Serçe parmak misali. Gene başlamıştık.

Çingene palamudu daha yağını, boyunu almamıştı, enseler ince, duruşları çelimsiz, tezgahlara göre boyları da değişiyordu. Yan yana duran iki balıkçı, iki boy palamut, bende merak. Bazılarının uzatma balığı, bazıları gırgır balığı olduğunu öğreniyorum sorarak.

Uzatma balığı ne diye sordum adını yazmayacağıma söz verdiğim, balık aldığım dükkanlardan biriydi konuştuğum. Uzatma balık, balıkçıların akşamdan attıkları ağlara yakalanan balıklar. Ağlardan kurtulmak için debelenirken, çırpınırken kırılıveriyor kemikleri. ‘Kuyruğundan tutup kaldırdığın zaman dik durmaz, belden kırılır’ diyor. ‘Palamutlar daha küçük, kemikleri narin’ diyor. Sabaha kadar ağların arasında çırpınsam benim de belim kırılır.

O kırılan yere kan toplanıyor, et hem yumuşak oluyor, keserken dahi dağılıyor. hem de o kan toplanan yer tam balığın ortasında olduğu için ayıklanamıyor, atılamıyor ve yerken acı bir tat veriyor diyor.

Gırgır balığı ise, balıkçı sabah 4’de çıkıyor, ağı atıyor, zaten balığın yeri belli, ‘Bir saat sonra çekiyor ağları’ diyor. ‘Zaten büyüyecek bir on güne kadar’ diyor. Balık sürülerini cinslerine kadar bulan sonarlar ile zaten herkes balıkçılık yapabilir oldu. Eski balıkçılıktan bahsetmiyoruz.

Tezgahtaki palamutlar Sinop tarafından gelenler. ‘Palamutta olduğu gibi istavrit, hamsi, lüferin de en lezzetlisi hep Karadeniz’den gelendir’ diyor. ‘Şile palamudunu bekleyeceğiz daha zamanı var’ diye de ekliyor.

‘Peki hamsi nasıl oluyor da bu kadar bol bu mevsimde’ diyorum, geçen sene hamsi olmadığını, onun için bu sene bol olduğunu, geçen sene ise hep buzhane hamsisi sattıklarını söylüyor, ‘Bunlar taze’ diyor.

Ben hamsinin soğuk havada, ilk kar suyu denize düştükten sonra, eti sıkılaşıp daha da bir yağlanınca yenilmesini makbul gördüğümden, lezzeti nasıl diye merak ediyorum, zira eti pek yerinde görünüyor. ‘Yedim ben, çok vasat değil, lezzeti yerinde’ diyor, ben yemediğim için yorum yapamıyorum, merak ediyorum.

‘Peki neden satılıyor bu bebe balıklar’ diyorum, sıra ona gelmişti. ‘Balık yok’ diyor. Nasıl yok, hani balık deryaydı, hani boldu?

‘Adam balığın ufağını tutmuş kasası 50 liraya, büyüğünü tutmuş kasası 150 lira, ben de kazanmak zorundayım, hangisini alabilirim, hangisini satabilirim’ diyor. Anlıyorum, ama... ‘Balıklar gelecek nesillere de kalsın, bir masalmış denmesin’ diyorum. Peki, balıkçı satamayacağını bilse avlar mı? Hale giren her kasanın bir alıcısı var. A dükkanı almazsa B dükkan alıyor, o da almazsa K dükkanı.

‘Kayıkla gelmiş 97 kasa balık var, 4 kasası ufak, 97 kasayı satıyor, o 4 kasayı almazsan, diğerlerini satmıyor’ diyor.

‘Kumkapı sahil kısmına geliyor balıklar, kayıkları orada teftiş etseler’ diyor, ‘Denize açılmalarını da geçtim, yavru balık tutan kayığa maddi ceza uygulasalar’ diyor, bakın bir daha tutuyorlar mı... ‘Katili engelleyeceksin sen’ diyor, aslında verdiği mecazi örnek tam da yerli yerine oturuyor, katilin ailesini değil, kendini temizleyeceksin... Ağaca kurt girmiş, kurtulmak için dalları kesiyorsunuz, halbuki ağacı kökten kesmeniz lazım.

‘Su Ürünleri ve Sahil Güvenlik’ diyor, onlarda başlıyor bu iş, ‘Su Ürünleri esnafın canını yakmayacak’ diyor. ‘Üç kere esnafa ceza yazacaklarına bir kere balıkhaneye ceza kesilsin, bir daha tutabiliyorlar mı’ diyor.

Daha da neler anlatıyor... ‘Daha yeni başlıyoruz’ diyor, daha neler göreceğiz!

Bunlar bir balıkçının hikayesi, kim bilir diğerlerinin söyleyecek neleri var...

Cezalar kesilsin, kötü olanlar parmakla gösterilsin, paralar ödensin, rızkından bana ne, değil ki bu! İşler eski ahlakına döner mi, bilmem. Devir ahlak değil ticaret, günü kurtarma devri.

Arkadan bağırışlar geliyor, mevsim balığı bu olmalı bu, hamsiye atıfta bulunuyorlar...


istanbulfood.com