Aynı tas, aynı hamam...

Yaşlı sahipleri, çocukları dükkanı devam ettirsin istemişler, ama çocuklar bu işi devam ettirmek istemeyince, üzüle üzüle kapatmak zorunda kalmışlar köfteciyi. 1974 yılında kurulan Nuruosmaniye Köftecisi artık yok.

Yok oluyor, bizi biz yapan şeyler birer birer.  Bu sonları, hikayeleri yazarken, içim buruk, geri dönülmez bir yolda olduğumuz gerçeğini sindirmeye çalışıyorum.  Siz okumaktan usanmış olabilirsiniz, ama esnaf deyince benim için ayrı bir yer tutuyor hepsi, şimdiye kadar anlamışsınızdır zaten yazılarımdan, ama sonu geliyor hepsinin, tahminimden de hızlı bir şekilde hem de...

Tramvaydan Çemberlitaş durağında inip Nuruosmaniye’ye doğru yürümeye başladık.

Sağ kolda minicik bir köfteci var-dı. Derme çatma, eski, dökük, etraftaki esnafa cızbız köfte yapardı, tezgahında da bir bulgur pilavı bir sulu yemek olurdu hep. Çemberlitaş Köftecisi. Kapanmış. Bomboş, terkedilmiş eski mutfak ekipmanları, kapalı kapılar arkasında duruyor. Yerine ne gelecek bakalım, dönerci, kuyumcu, baklavacı, baharatçı dükkanımsı işletme?

Garip bir gündü zaten, dur bakalım dedim. Yürümeye devam ettik, bir dönerci, bir kuyumcu, iki kuyumcu, bir lokumcu, iki lokumcu, iki dönerci, zaten her vitrin aynı, hep aynı vitrinin önünden geçiyormuşum hissi.

Nuruosmaniye Caddesi’nin köşesine geldiğimde zımba gibi yerime çakıldım. Karşı kaldırımdan yeşil demir panjurları kapalı olan dükkana bakıyordum. Biraz aşağı yürüdüm, biraz yukarı, acaba dedim, yanlış yerde olabilir miyim? Arkadaşım, paralel sokakta olmasın dedi. Ama yıllardır gittiğim, her o tarafa düştüğümde önünden geçtiğim, dükkanın önünde sıra bekleyenleri gördüğüm bir köftecinin de konumunda yanılacak değildim ya, evet orası, ama yok. Kapalı o yeşil panjurlar. Dükkanın önüne gidip komşuları halıcıya sordum.

Neredeler, neden kapalı, ne oldu?

Yaşlı sahipleri, çocukları dükkanı devam ettirsin istemişler, ama çocuklar bu işi devam ettirmek istemeyince, üzüle üzüle kapatmak zorunda kalmışlar köfteciyi. 1974 yılında kurulan Nuruosmaniye Köftecisi artık yok. Kiracı da değillermiş orada, mal sahibiymişler. Şimdi kiraya vereceklermiş. Konuştuğum halıcılar yüzümün ifadesini görüp, evet biz de çok şaşırdık, bu dükkan dururken şoförlük yapılır mı dedi biri, diğeri de, ben 9 yaşımdan beri vardı burası diye ekledi...

Yerdeki talaş tozu, köftelerinin tadı, o güzel ızgara, ustaların ızgara başında köfte pişirme halleri, beyaz önlükleri, yanlış hatırlamıyorsam melamin tabakları gene anılarda kaldı. Bakalım yerine ne açılacak, kim kiralayacak o harika dükkanı...

Mahallelere özgü işletmeler yok oldukça, ve yerlerine birbirinin benzeri işletmeler açıldıkça, şehir bir parçasını daha kaybediyor.

Kapalı Çarşı’ya Nuruosmaniye kapısından girip kuyumcular arasında yürürken de aynı manzaranın yaygınlaşmış olduğunu gördük. Kuyumcular arasında floresan ışıklı, baharat, elma çayı, kutu lokum satan dükkanlar kaplamıştı etrafı. Kalabalıktı Kapalı Çarşı, zaten bu giriş en kalabalık olandır, ama çoğu dükkanın içi boştu, kuru kalabalık dediğimiz bir durumdu.

Ama ya o hediyelik eşyacılar, aynı İstanbul tişörtünü satan karşılıklı dükkanlar, aynı nazar bozcuklu bileziği satan onlarca dükkan, ve evet o baharat-lokum-cezve-zarflı Türk kahvesi fincan takımı-elma çayı satan dükkânlar, üstüne üstüne geliyordu insanın. Nereye kafamı çevirsem aynı ürün satılıyordu dükkanlarda...

Tahtakale’deki bıçakçım, Kalite Bıçak’a uğradığımda da, başka bir tatsız haber aldım. Son kalan el yapımı, kiraz saplı muhteşem yerli üretim bıçakların artık plastik sapa döndükleri haberi. Tam hamle atıp durdukları yerden çıkartıp, gururla arkadaşıma gösterecektim ki, Aygün, yok dedi artık üretmiyorlar sizin sevdiklerinizi! Gitti benim bıçaklar.

“İki köfte”- “bir bıçak” için üzüldüğüm doğrudur, ama olay köfte de değil, bıçak da. Zira her kaybettiğimiz değer ile geri dönülmez bir tekdüzelik içine giriyoruz. Görmüyoruz bu değişiklikleri, umursamıyoruz çoğu zaman, fark etmiyoruz bile.

Unutmayın, gidenin yerine daha iyisi gelmiyor! Biz, tüketici olarak daha iyisini talep etmiyoruz, aramıyoruz, önümüze sürülene hayır, istemem bunu demiyoruz!

Gene söylüyorum, sevdiğiniz esnafa bir merhaba demeye uğrayın, sonra çok geç olabilir...

 

istanbulfood.com