Bayram okumalarım...

Evde kalınca mutfak ve kütüphane arasında, online ve matbu dergilerle, biriken makaleler içinde geçti bir bayram tatili...

Bayram demek anneannem ile bayram demekti benim için, uzun yıllar önce onu Alzheimer’dan kaybedince, bayramlar da benim için anlamını yitirdi. Mendiller, şekerler, fakirlere dağıtılan kurban eti, hiç durmayan kapı zili, aşırılan şekerler, çikolatalar, anılarımda kaldı.

Aile ve konu komşuyla bayramlaşmak devam ededursun, bayram kalabalığında seyahat etmeyi de sevmeyince sevmiyoruz, eh o zaman gene bir bayramda daha İstanbul’un, evin keyfini sürelim dedik.

Evde kalınca da mutfak ve kütüphane arasında, online ve matbu dergilerle, biriken makaleler içinde geçti bir bayram tatili… Mahallede de çıt çıkmıyordu, bir tek karşı apartmandaki komşumdan sızan eski Türk filmleri replikleri…

Ne kadar biriktirmişim dergileri… Yemek ve Kültür’den başladım 40. sayı ve geçen hafta çıkan 41. sayı ile. İlk sayısından beri muntazaman takip ettiğim dergi bence Türkiye’de en iyi iki dergiden. Yemek ile ilgili konuşuyorum. Alınmayın. Coğrafi topraklarımızda yemeğin gerçek hakkını, kaybolan kimliğini, makaleler, söyleşiler, çeviriler, karikatürler ve Musa Dağdeviren’in kaleme aldığı unutulmuş yemek tariflerinin hınzırlığı ile çevreleyen.

Türkçe dildeki ikinci dergim ise Metro Gastro. O da Nilhan Aras’a emanet. Sayı sayı bir il mutfağını işleyen dergi sadece bundan ibaret değil elbette, yemeğin değdiği her alan, hayatımızın her yönü, ustaca kaleme alınıyor, edebiyat, tarih, politika, ekonomi, sinema… Her yeni sayıda aynı hisler sarıyor, evet o yöreye gideyim, o evlerde yemek yiyeyim!

Fool, gene ilk sayıdan beri takip ettiğim, uluslararası yemek kulvarında çok eski olmasa da bence en kuvvetli yerlerden birine sahip bir dergi. Hele son sayısında Mehmet Gürs ile gezdikleri Anadolu var ki, fotolara mı bakarsınız, onların kaleminden bizim topraklarımızı, yemeğe, malzemeye yaklaşımımızı okursunuz bilemem. Duruşu, tasarımı, akıl dolduran yazıları ile bitmesini istemediğim bir dergi. Lucky Peach, en haylaz dergilerden. 

 

Saveur, en uzun zamanlı takip ettiğim yemek dergisi herhalde, 2. sayıdan itibaren, 177. sayısı olduğunu düşünürsek... Rafımdan eksik olmayan, son senelerde ise maalesef postacıların dergiyi benden çok sevmesinden dolayı artık bana ulaşmayan, bundan dolayı da ipad versiyonu ile avunduğum.

Bir de sabun köpüğü kıvamında dergiler var, Kinfolk mesela. Yani benim için sabun köpüğü, yemeğin o bej tonlarda o kadar temiz sunulmasına bir türlü alışamadım, tarz meselesi, soğuk geliyor bana, yemeğin o gerçekliğini bulamıyorum.

Yemek ve kadını işleyen Cherry Bombe, yemek tariflerin bazlı harika fotoğraflı Gather Journal, kendisi minik ama makaleleri ile Fire and Knives ve Gin & It. Daha da neler.

Wired, zaten vazgeçilmez dergimizdir evde. Amerika baskısı ayrı, İngiltere baskısı ayrı güzel. Sadece yemek ve kültür dergisi okumuyoruz değil mi. Sonra aylık en sevdiğimiz İstanbul Art News. İnternette online olarak takip ettiğim seyahat, kültür, tasarım blogları, yabancı gazeteler, Monocle, Medium, Magma, Design Sponge, Sidetracked, Fathom, 12 hrs, The Funnelogy Channel, Travelling Light, The New Potato, Sprudge, Yeşilist yazmakla bitmez, birinden girip diğerinden çıktım, da itiraf edeyim hala bitiremedim.  

Pelin’in Sakatat kitabını geçen hafta yazmıştım, bir de Ottolenhgi’nin son kitabı olan Nopi var, onu da geçen hafta İstanbul’ a gelen Sami Tamimi hediye etti. Diğer kitaplarından oldukça farklı Nopi. Restoranlarının kitabı. Ottolenghi’ nin kalbimize mutfağımıza taht kuran modern Akdeniz, Ortadoğu tatları var ama bir tık daha farklı, biraz daha hazırlaması özen isteyen, daha çok vaktinizi alabilecek olan. Plenty, Plenty Too, Jerusalem’den bu yönde ayrılıyor, tabii size de Nopi’de yediğiniz ve beğendiğiniz yemekleri evde hazırlama keyfini veriyor.

Mutfağa girince bir de eski tarif kitaplarını karıştırdım. O güzelim pırasaları ne yapsam diye. 1926 yılında Ermeni harfli Türkçe olarak basılan, o yıllardaki Türkiye’de bir etnik mutfağında neler piştiğinin güzel bir kanıtı olan, hala kimin tarafından yazıldığı bilinmeyen 2010 yılında Aras tarafından Türkçe olarak basılan Mükemmel Yemek Kitabı’ndaki tariflere göz attım. Pırasalara oradan bir tarif bulayım dedim, gerçi hepsi bildiğim usullerdi ama olsun. Pırasa oturtmada aklım kaldıysa da, ne evde kıyma yoktu, ne de kıymalı sebze yemekleri pişirme huyum. Ekşili pırasada karar kıldım. Onları pişerken de diğer tariflere daldım. Yumurta yemekleri bölümdeki işkembeli yumurta, kaymaklı yumurta, et suyunda yumurta ve mucuru yakın zamanda uygulamak gerek diye düşünüyorum.

Kapama diye başlayıp, haşlama diye biten bir kuzu kol ile, İsabella üzümlerinden kurduğum sirke ile bayram tatilinin sonuna geldim.