Bir dönemin sonu... 

Uğrayın o güzel Meşhur Filibe Köftecisi'ne, bir köfte yiyin, fotoğraf çekin, teşekkür edin o duvarlara, ızgaraya... Çıkın o dar merdivenlerden yukarı, pencere kenarında oturup, edin sohbetinizi...
Bir dönemin sonu... 

Aralık ayı; yenilik, umut, güzellik demek benim için. En önemlisi, umut ve güzel temenniler. Gelecek yeni yılın büyük bilinmezliği ve cazibesi de. Güzel şeyler yazacaktım, rengarenk, iç ısıtan...

Ama Cuma sabahı aldığım bir telefon, iç karartıcı haberlerle doluydu. Fazla gerçek, çok hızlı ve acımasız.   

Münevver Erpak’tan gelen telefondu bu. Her ne kadar onun sesini duyduğuma sevindiysem de bu sevincim kursağımda kaldı, -Münevver abladan daha öncelerde bahsetmiştim, Meşhur Filibe Köftecisi’nin 4.kuşak sahibi, 122 yıllık o aile yadigarı işletmesini çocukları ile beraber yürüten...- karar çıkmıştı Yargıtay’dan.

Ve diyordu ki bana, o tok, kendinden emin, üst üste kim bilir kaç sigara içmiş sesiyle, “dava olumsuz yönde sonuçlandı, tahliye ediliyoruz...”

Avukatlarından yeni haber gelmişti. Dava kaybedilmiş, yılların emekleri de suya yazılmış gibi akıp gitmek üzereydi.  İki ay önce konuşmuştuk, daha önümüzde bir-bir buçuk sene var diyordu Cem, dosya arşivdeydi, yavaş ilerliyordu dava, zaman onların lehine işliyordu. Belki de bir babayiğit çıkar da bu Borçlar kanunun 347. maddesinin iptali için çalışırdı, kanun iptal edilirdi veya değiştirilirdi diye hayal de kuruyorduk aynı zamanda.

Zaten bu kanun değiştirilmezse ortada ufak-orta ölçekli işletme kalmayacak ya... Ha, tabii o işletmelerin devam etmesini isteyen de bir avuç insan kaldık zaten.

Geçen gün Kelebek Korse, bugün de Meşhur Filibe Köftecisi’nin haberi...

Ne zaman peki tahliye dedim, kağıt gelince 15 gün içinde dedi. 122 seneyi silmek, 15 gün.

Cem’in bir şaşkınlığı da bu kadar hızlı ilerleyişe idi, arşivde olan bir dosya bu kadar hızlı nasıl karara bağlanır aklı almıyordu. Cem bir yana, İbrahim abi 40 yıllık, Mehmet abi ise dükkanın 50 yıllık personeli, şefi, köftecisi, her şeyi, Mehmet abi, ayaklarım geri geri gidiyor, dükkana zor geldim bugün diyordu. Yüzü kireç gibi beyaz...

40-50 yıl aynı yerde çalışmak, 50 yılını bir aileye, bir işletmeye adamak, o işletmenin ailen olması, o ufak merdivenleri 50 yıldır inip çıkmak, o köftenin tuzunu biberini, kimyonunu, o revaninin kıvamını, o ızgaranın her saniyesini, o duvarların, o dolabın, o masaların, taburelerin her halini, günün her saatini, kapıdan geçenleri, dükkana gelenleri, müdavimleri, esnafı, her şeyi... 50 yıl. Yarım asır.

Müşterilere söylemeye başlamışlar, kapatıyoruz diye...

Meşhur Filibe Köftecisi, Ankara Caddesinin üzerindeki o eski beyaz metal çerçeveli vitrini ile köftesi, piyazı, Hocapaşa Pidecisi’nin fırınında pişen revanisi, Mehmet’i, İbrahim’i, Münevver’i, Cem’i...

Daha önceki yazılarımda yasa belli, iş vicdana kalıyor demiştim. Vicdanın, geçtiğimiz yüzyılda kalan bir mevhum olduğunu unutarak.

Kapatalım bütün dükkanları, unutalım şehrin ruhu olduğunu, şehrin kültürünü, şehri şehir yapan insanları, mekanları. Hem ne lazım ki, açılır onların yerine başkaları, unutur gideriz. Kendimizi.

Uğrayın o güzel dükkana, bir köfte yiyin, fotoğraf çekin, teşekkür edin o duvarlara, ızgaraya, o harika Beko buzdolabına, çıkın o dar merdivenlerden yukarı, pencere kenarında oturup, edin sohbetinizi. Ben yapacağım zira. Yan sokaktaki şubeye -ki yakın zamanda orası tek yer olacak- gitmeye devam edeceğim elbet, ama Ankara Caddesi 34 numaranın yeri baki kalacak, damağımda, hafızamda, anılarımda...

 

 

istanbulfood.com