Burdur, Isparta, Ağlasun

Burdur'un bilinen tatlarından Burdur şiş, haşhaş helvası, kenevir helvası, ceviz helvasını tattım birkaç saatlik durağımızda. Kabak helvası ise başka sefere kaldı. Isparta'da oğlak kaburga, şimdiye kadar yediklerimin en akılda kalanlarındandı

Bizim gönlümüzde seyahatin yazı kışı, soğuğu sıcağı, uzağı yakını yoktur. Hal böyle olunca kış vakti ne yapacaksınız oralarda diyenlere tabii ki kulak asmayarak yollara düştük. İstikamet Sagalassos idi. Denizli havalimanında başlayan 3 günlük kaçamak Isparta, Ağlasun, Burdur ve Sagalassos ile sürdü.

Denizli Çardak Havalimanı’na iniyoruz, buz gibi bir rüzgar, kulak kesen cinsten, soğuk, temiz, diri bir hava. Denizli ters tarafta kaldığı için onu bir sonraki ziyarete bırakıp Burdur’a direksiyon kırdık. Ovalar, platolar, dağlar, o göz alıcı alan, etrafımız çevreleyen doğa her seferki gibi sarmaladı bizi.

Göller bölgesindeki Burdur, bazı kaynaklara göre eski adıyla Limobrama, yani göl kenti, güneyden ve doğudan Batı Torosların uzantıları, kuzeyden Burdur gölü, batıdan Acıgöl ile çevreli ve turizme ilk açılan mağaralarımızdan İnsuyu Mağarası’nı da sınırları içinde bulunduruyor. Burdur’da  ayrıca muhakkak gezmenizi önereceğim, Burdur Arkeoloji Müzesi bulunuyor.

Burdur’un bilinen tatlarından Burdur şiş, haşhaş helvası, kenevir helvası, ceviz helvasını tattım birkaç saatlik durağımızda. Kabak helvası ise başka sefere kaldı. Burdur şiş yani, şiş köfteyi hazırlayan bilenen birkaç lokanta, kebapçı var, ben Özsarı Kebap Salonu’nda yedim. Pide üzerinde servis edilen şiş köfte fena değildi ama öyle aklımı başımdan filan almadı. Esas tuzsuz köy peyniri ile hazırladıkları ve üzerine neredeyse bir kalıp tereyağı koyarak servis ettikleri peynirli pide aklımda kaldı. Tereyağı faktörü.

Yörenin helvalarını Gazi Caddesi’nde sıra sıra dükkanlarda bulmak mümkün, benim tercihim Bur Berk Şekerleme oldu, ürünlerinde glikoz, kimyasal veya katkı maddesi kullanmıyorlar. Ceviz helvası şeker, irmik ve meşhur Burdur cevizinin eşit miktarlarda kullanılması ile yapılıyor. Nefis bir tat. Haşhaş ve kenevir helvası ise Dimrit üzümünden yapılan pekmez ile tatlandırılıyor. Kavrulan haşhaş, özel tokmakla, haşhaşın yağı çıkana kadar dövülerek, Dimrit pekmeziyle karıştırılıyor.

Hepsinden birer kutu alıp yola koyulduk, Ağlasun’a doğru.

Otelimiz, Sagalassos Lodge Spa’ya varıp odamıza çıktığımızda manzaradan nefesimiz kesildi, sağ tarafımızda sabahları sis inen, bacaları tüten, geceleri bir siluet misali masalsı  Ağlasun köyü, sol tarafımızda Sagalassos’un bulunduğu Ağlasun Dağları… Sabahları buna uyandık, geceleri yıldızlara bakıp, kurtları dinledik.

Otelde geçirdiğimiz zamanda, şöminenin yanında kitap da okuduk, lobideki çalışma odasında keyifli yazılar da yazdık. Garsonumuz Emre’nin annesi Şerife Hanım’ın yaptığı yemeklerle, yeni tatlar tanıyıp karnımızı doyurduk. Sülük aşı, bol tereyağlı el açması makarna, Göce sarması, ince bulgurlu, vişne kurusu olan yaprak dolması, kömbe, bol ceviz ve çökelekli hamur mezesi olarak anlattı Emre ikram ederken yemekleri. İyi ki Sagalassos Lodge’da kaldık ve iyi ki harika yemekler yaptılar bize, zira Ağlasun’da yemek yenilecek doğru dürüst bir tane yer yok.

Sabahları bol tereyağlı, sanki daha önce hiç yumurta yememişiz tadındaki sahanda yumurtaları çok özlüyorum bu yazıyı yazarken. Emre’nin halasının, haneleri için kışın kullanılmak üzere yaptıkları domatesli topak tarhanadan azıcık alıp getirme imkanı da buldum, şimdi soğuk İstanbul günlerinde, o tarhanadan içtikçe o duman tüten evleri hatırlıyorum…

Cuma günleri Ağlasun’un pazarı var. Dalından kopmuş ayvalar, nar, limon, Dinar sarımsağı, köylü teyzenin yetiştirdiği ve kuruttuğu Alaşeker fasulye, yörenin meşhur cevizleri, kese yoğurdu, taze peynir, yumurta, kilerden salça, tarhana, İslamköy’ün ekşi mayalı ekmeği, meyve, sebze ne istersen, plastikçi, kıyafetçiler de dahil. En pahalı sebze meyve arasında limon var, o da kilosu 2 lira. Mandalina filan 75 kuruş, Şenol amcanın dışı yağlı, boğaz almaz dediği ayvalar ise 1.5 liraydı. Bavulda taşınabilecek ürünlerden bir potpuri bizimle İstanbul’a geldi.

Isparta’nın yazılı kaynaklarda mutfağı daha ön planda. Valilik, Isparta Mutfağı, “Geleneksel Tatlarımızdan Seçmeler” kitabı geçen sene hazırlayıp basmış. Ama kitap ne kadar ağız sulandıran lezzetlerle dolu olursa olsun, evlerin dışında o yemekleri bulamıyorsunuz tüm Anadolu kentlerinde olduğu gibi, ancak çarşı yemeklerinden tadabiliyorsunuz, o da meşhur tandır kebabı. Tandır kebabı kuzu, keçi ve oğlaktan hazırlanabiliyor. Üzüm hoşafı ile sunuluyor.

Bir öğlen Ferah Kebap’ta tandırda kuzu kaburga ve şiş köfte yedik. Üzerine de ikram ettikleri kendi üretimleri, yerli susamdan tahinden yaptıkları helva ve süt kaymağı ile servis edilen kadayıfa hayır diyemedik. Ferah Kebap kadar huzurlu, misafirperver, güler yüzlü bir işletmede bulunmayalı yıllar olmuştu, hem midem hem ruhum aydınlandı.

Bir diğer adresimiz ise 1851’den beri hizmet veren Kebapçı Kadir oldu diğer gün. 4. kuşak Hüseyin Açıkalın, kendi bulduğu yöntemlerle tandır kebabını bir üst seviyeye çekmiş. Oğlak kaburga, şimdiye kadar yediklerimin en akılda kalanlarındandı. Özel fırının saatler önce ısıtılması sonrasında şişe takılmış kuzu, oğlak veya erkeç kaburgaları fırın duvarına paralel olarak diziliyor, altında ise su dolu bakır tavalar. Yaklaşık, 2 saat alevde, 1.5 saat korda pişiyor. Nar gibi kızarıyor, ete dokundun mu kemikten düşüyor. Tırnak pide, soğan ve yeşil biber ile enfes bir tat. Bir de kabune pilavı var, soğan, nohut, pirinç, kuzu kaburga etlerinden yapılan. Ama illa ki tandır kebabı ve Dimrit üzümünden ve baharatlardan yapılan üzüm şırası.

İplikçi Camii’nin yanında her gün kurulan köylü pazarından Isparta’nın Tosman Kara helvasından bulup alıyoruz. Bu helvayı, Ispartalı Uğur Ersöz hazırlayıp satıyor. Cevizli pekmez helvasının eski adı Tosman Kara. Un, pekmez -Dimrit üzümünden- ceviz, haşhaş, kenevir ile yapılıyor, tam kışlık ürün, yiyeni üşütmüyor. Bir de Isparta’daki muşmulalara bayıldım, hani derim ya eski tatlar yok, var aslında ama büyük şehirde değil, Anadolu’da.

Peki ya Sagalassos… Sagalassos bir rüya. Ülkemizde en az bilinen ama en ihtişamlı ören yerlerinden. Yukarı Agora’yı gezerken, Dor Tapınağı’nın önlüne geldiğinizde o suyun sesi iyice belli oluyor ya, su sesini takip edip, o ihtişamlı çeşmeye ulaşıyorsunuz. Restorasyonunun 13 yıl sürdüğü Antoninler Çeşmesi’nin önünde bir saate yakın oturdum, suyun sesini dinleyip, su ve Dionysos temalı süslemelere, heykellere dalıp gittim. Çeşmede kopyalarının yer aldığı Nemesis, Apollo, Asklepios, Koronis heykellerinin asılları da Burdur müzesinde sergileniyor.

Yetmedi üç gün, gül mevsiminde gene gidilecek, lavanta tarlaları gezilecek, göller etrafında dolaşılacak, o kış mavisi gökyüzünün, bir de yaza dönerken ki rengine dalınıp gidilecek.

 

istanbulfood.com