İçimizdeki köy...

Her köy kelimesine aldanmamak lazım. Gerçek köylünün, alasıyla hazırlanmış ürünün de hakkını yememek!
İçimizdeki köy...

Köy kelimesinin inanılmaz bir pazarı oluştu son yıllarda. İçinde köy kelimesi geçen cümleler nostaljik olarak mı, şehrin yükünü üzerimizden aldığı için mi, yoksa bize saflığı çağrıştırdığı için mi bilinmez… Ama üzerinde köy kelimesi yazınca elimiz ona doğru mu gidiyor…

Bitmeyen Kahvaltı… Köy kahvaltısı… Bu tanımlamaya takılan bir ben miyim. Köy ve kahvaltı. Şehirlilerin, Anadolu’ya olan özlemi mi desem, kendilerini köylülerle eşit hissettikleri bir an mı desem, köyde yaşadıkları hayatlara geri dönme arzusu mu desem, yoksa sadece bir pazarlama aracı mı?

Fırsatları kaçırmayın bilmem ne bilmem ne de serpme köy kahvaltısı iki kişi şu kadar! 99 çeşit kahvaltı, akşam kebap yediğiniz lokantada kişi başı şu kadar, sınırsız çay ile… Fırsat sitelerinde bile var, köy kahvaltısı indirimli, kişi başı şu fiyat…

Kahvaltı ben de severim, Cemal Süreya’nın söylediği gibi; ‘Yemek yemek üstüne ne düşünürsünüz bilmem, ama kahvaltının mutlulukla bir ilgisi olmalı’. Evet kesinlikle sabah yediğimiz o ilk lokmalar bana da müthiş keyif verir, ama serpmesi, köylüsü, açık büfesi değil, evde ne varsa, güzel bir müzik ve sıcak bir fincan kahve ile.

Kuş sütü eksik olmayan sofralar ve artıp, yenmeyip, yenemeyip dökülen tabak tabak yemek. Tabak yoğunluğundan masanın üstünü göremezsiniz serpme köy kahvaltısında.

Peki ne yer bu köylüler acaba, yani gerçekten, evlerinde sabahları? Ne varsa evlerinde, sütleri varsa onu içerler sıcak sıcak, kışsa çorba koyarlar ocağa, yanında yufka ekmeği ıslatırlar, ya da bir salkım üzüm olur, yanında iki zeytin, bir çay, peynir… Yumurta varsa haşlanır. Varsa iki biber bir domates, koparılır. Ne varsa, ne yetiştiriyorsa. Az çeşit olur köylünün sofrasında, sofraya ne konulursa o yenir. Yemek de artmaz, dökülmez ya zaten. Şehirlerdeki hangi köyün kahvaltısıysa, gidip görmek isterim öyle bir köy varsa!

Peki ya köy yumurtası, köy tereyağı, köy reçeli, köy peyniri, köy ekmeği, köy domatesi, köy biberi, köy tarhanası, köy tavuğu, köy pekmezi, köy eriştesi, köy salçası… Başına köy kelimesini koydun mu, oldu bitti. Organik bunlar organik. Doğal, hep doğal.

Kasaplarda orta boy hindilerin yolunup vitrine köy tavuğu diye iki üç katı fiyata satıldığını da biliyoruz. İstanbul’a yetecek köy tavuğu olabilir mi? Kasaplarda satılan, markası olmayan o tavuklar nereden? Sözüm ona köy tavuğu olunca ne oluyor peki, tralala ortalıkta gezip en güzel yeşillikler ile mi besleniyorlar? Ne yiyor bu tavuklar?  

Köy pekmezi, üzümden mi, şekerden mi, glikoz var mı acaba içinde, nasıl bir ortamda kaynatılmış, hazırlanmış, paketlenmiş? Hangi seneden kalmış peki?

Köy tarhanası nerede kurutulmuş? İçine artıklar mı katılmış, ne konmuş içine, bazıları acı mı sorusunun cevabını bile bilmezler, ne var içinde onu, hiç. Tarhana işte, sanki hepsinin iyi olması gerekiyormuş gibi.

Köy yumurtası? O markette duran sepete yerleştirilmiş yumurtalar ne zamandan kalma? Hiç mi bayat yumurtaya rastlamadınız? Üzerine yapışmış dışkı ve saman olunca yumurta köy yumurtası olmuyor bence. Tanesine bir lira istemek kolay, peki yumurta kadar saklaması zor, salmonella’nın baş tacı bir ürünü öyle her yerden almak, ne kadar içinize siniyor.

Köy nar ekşisinin içinde sitrik asit, glikoz ne istersen çıkabilir. Nar olmayabilir içinde hatta. 

Köy tereyağları nasıl hazırlanıyor, içindeki süt marketten mi alınmış? Su miktarı ya?

Yoksa, arka kapıdan çıkılan bir köy var da, gizli gizli, benim mi haberim yok. Köye açılan gizli yol.

Peki bu köy ürünlerinin yapıldığı yerlerin imalat izni var mı? Uğraşıp didinip imalat izni çıkartan, onun için evlerinin yanında imalathaneler inşa eden, kendi işine yatırım yapan köylülere haksızlık olmuyor mu? Hem zaten köylü olmak bu kadar kolay mı?

Köy kıyafetleri içinde gördüğünüz, semt pazarlarına gelen kadınlar acaba o otları nereden yolup getiriyorlar, otoyolların yanından, başka nerelerden?

Bir de türünü bilmediğimiz sebze meyveye yapıştırdığımız köy kelimesi var. Ne eriği, köy eriği. Köy domatesi o. Köy biberi ise literatürümüze en erken yerleşen isimlerden.

Tam da bu yazıyı yazarken eve yakın bir köşede, gene köy ürünleri satılan bir mini bakkal açılmış. Köy sütü, köy yumurtası, köy peyniri… Neyse, vitrinde de her marketten alabileceğiniz markaların kavurması, peyniri, tereyağı…

Her köy kelimesine aldanmamak lazım. Gerçek köylünün, alasıyla hazırlanmış ürünün de hakkını yememek!

 

istanbulfood.com