Instagram'dan al haberi!

Instagram'ın yaratıcıları Kevin Systrom ve Mike Krieger acaba bir fotoğraf paylaşma uygulamasının tüm tüketim sektörleri gibi, yemek sektörünü ne bu kadar etkileyeceğini düşünmüşler midir?
Instagram'dan al haberi!

The Spectator’da geçtiğimiz haftalarda çıkan bir karikatürü çok konuştuk. Garson masaya yaklaşıp yemek yiyenlere soruyor, “Herşey yolunda mı, yemeğinizin fotoğrafını çekmediniz de…”

İçinde bulunduğumuz durumun en iyi özeti.

Instagram’ın yaratıcıları Kevin Systrom ve Mike Krieger acaba bir fotoğraf paylaşma uygulamasının tüm tüketim sektörleri gibi, yemek sektörünü ne bu kadar etkileyeceğini düşünmüşler midir?

Öncelikle Instagram hesaplarının, takiben de diğer sosyal medya mecralarının, restoranları, lokantaları, esnafı, sokak yemeklerini, gıda üreticilerini, genelleme yaparsak tüketilen tüm ürünleri yönettiği ve yönlendirdiği bir dönem yaşıyoruz.

Yeni açılan bir yer ile ilgili interneti karıştıracağınıza, Instagram’da dolanmak yetiyor. Mekan için de ideal. PR şirketleri ve sosyal medya uzmanları var, onlarla çalışıyorsunuz, tanıtım için bir bütçe ayırıyorsunuz ve tabii markanızı ayakta tutmak için de. Bir kerelik bir yatırım değil bu, sürekli. Merakı ve ilgiyi ayakta tutmak zor, çünkü herkes aynı şey için uğraşıyor.

PR şirketleri ile çalışanlar hep önde başlıyorlar bu yarışa. Bu tanıtımı iş olarak yapan, Instagram’da takipçisi onbinlere, yüzbinlere ulaşmış kişiler var. PR firmaları da onların peşinde. PR firması değilse de mekanın sahipleri. Yeni bir iş, bir pazarlama modeli bu, sadece Türkiye’de değil, tüm dünyada, sadece yemek sektöründe değil, tüm tüketim sektöründe var.

Davetler düzenleniyor, gidenler fotoğraf çekip paylaşsın diye. Yemekler ve mekanlar da binlerden onbinlere ulaşan tarifelerle sosyal medyada paylaşılıyor. ‘Biz yedik, siz de gidin yiyin. Çünkü çok güzel. Herşey güzel. Güzel. Öyle.’

Gene takipçi sayısı yüksek diye yemek sektörüne danışmanlık yapmak için balıklama dalanlar var. İşin ilginç tarafı deneyimi olmayan bu insanların işletme sahipleri tarafından değer görmesi. Çünkü Instagram’da her yeni şeyi paylaşıyor ve çok takipçisi var. Çünkü her yeni açılan yeri biliyor. Çünkü her şeyi beğeniyor.

İşletme sahiplerinin bu düzene itibar etmeleri, bazen markalarını yüzeye çıkartıyor gibi görünse de, uzun dönemde gerçekten işini hakkıyla yapanlar ayakta kalıyor. Bunun altını çizmek gerek. Farkı yaratan aslında ürünün gerçek değeri, sürdürülebilirliği, işletmenin sorumlu yaklaşımı. Ama zaman içinde. Bir gece de değil, bir Instagram’la asla değil. 

Paylaşmak güzeldir ama işin cılkı çıkalı çok oldu.

Kendini yemek kritiği ilan etmişler var. Gastronot, gastronom, şef, gurme, yemek kritiği, gastro, şef demiş miydim…  Bir fotoğraf paylaşmak değil artık, bir sosyal statü meselesi Instagram, kendini ne kadar pazarlayabilirsen, o.

Dün kalkıp, bugün yemek fotoğrafları koyup, takipçi satın alanlar var.

Eski ve az beğeni almış fotoğrafları silerek, az fotoya ne kadar takipçim var havası yaratanlar da var. 

Ne yiyip ne yememen konusunda ders de veriliyor, sormadan. Kişisel tercihlerine müdahale ediliyor. Oysa kimse, kimseyi takip etmek zorunda değil.

Donuk pizzaya, buzluktayken daha, övgü yağdıranlar, masayı yenilemeyecek kadar donatıp ne kadar çok yedikleriyle övünenler… Çilekle çikolatanın uyumunu -sanki ilk defa beraber kullanılmış çünkü- o keşfetmiş, dünya lansmanı yapıyor. Acı bir durum.

Senin fotoğrafların üzerinden, yorumlarda kendi markasını ön plana çıkartmak için çabalayanlar, sana iş öğretenler, hep bir yerde olduğunu kanıtlamak isteyenler.

Gittiği restoranda beğenmediği birşeyi o an restoranda yetkiliye söylemeyip, sosyal medyada negatif paylaşımda bulunanlar… O paylaşımın altına yazılan yorumlar da cabası. Herkesin ne de çok problemi varmış da Instagramı beklemiş!

“Biz çok beğendik”çiler… Her yediklerini beğenenler. Eh, afiyet olsun ne diyeyim. ‘Oradaydım, biliyorum.’

Yemeğin fotoğrafına bakıp, nasıl oluyorsa, salçası az, olmamış, o öyle olmaz, pişmemiş o, kurumuş gibi yorumlar yapılması da mümkün. Tuzu az olmuş da dese tam olacak.

Neyin ne kadar beğeni alacağını bilerek Instagram’ı çok iyi kullanan hesaplar da var. Tatlı, mesela, bu Türkiye’deki bir kullanıcı ise baklava, kadayıf, künefe süper puan. Kebap, döner, köfte, hamburger de. Sonra da hamurlar. Video da varsa hele, tamam, en iyisi sizsiniz.

Takipçisi ile pozitif ilişki kuran, sorulan sorulara cevap verebilen, sabırlı güzel insanlar da var. Benim gibi mutfağında yıllardır güvenle kullandığı markaların fotoğraflarını paylaşanlar da, varsın beğenmesin kimse, parasıyla almışım, sevmişim, kullanıyorum, paylaşmışım. Beğenip beğenmeme, takip edip etmeme de herkesin hakkı.

Ama ne olur, terbiye kuralları dahilinde…