İstanbul ve tarım

Sadece kitaplarda kaldı o bağlar, bostanlar, bahçeler. İstanbul, çok oldu plansız kentleşme, aşırı göç, ranta teslim olalı.
İstanbul ve tarım

İstanbulum'un toprakları pek verimliymiş, yani yerde toprak göründüğü zamanlarda!

Olayın geçtiği yer: İstanbul

Tarih: 1913, 1950-1970 arası

Kaynak: Yurt Ansiklopedisi (baskı tarihi 1981-1984)

1913

‘...Havuç Kartal’da yetişiyordu. Soğan ve sarımsak ise başta Bakırköy olmak üzere en çok Kartal ve Yalova’da ekiliyordu...’

‘... Üsküdar meyve bahçeleri de önemliydi.2600 dönüm üzerinde incirlik ve 100 dönüm üzeri erik bahçesi vardı.’

‘... İstanbul’da 1913’de 300 arı kovanı vardı. 30 tona yakın bal, 3 tona yakın balmumu üretilirdi...’

1950-1970

‘...Yenikapı’dan Büyükçekmece’ye, Bostancı’dan Tuzla’ya uzanan sebze bostanları ve meyve bahçeleri, Mecidiyeköy’ün dutlukları ile Boğaz’ın iki yakasındaki vadilerde yer alan tarım alanlarının yok oluşu…’

‘...İstanbul’a 1950lerde başlayan göç beraberinde plansız büyüme, kentleşmeyi de getirmiş, İstanbul geleneksel semtleri aşmış, Tekirdağ ve Kocaeli yönlerinde neredeyse onlarla birleşecek (ansiklopedi basım tarihine dikkat) şekilde Marmara Denizi’ne koşut olarak ve 1970lerde Boğaz Köprüsü ve çevre yolunun da yapılmasıyla da bu plansız büyüme hızla yayılmaya başlamış...’

‘...Böylece kent içindeki ve çevresindeki en verimli ekim alanları, yoğun biçimde yerleşme alanlarına dönüşerek daralmış, yok edilmiş ya da uzak bölgelere gerilemiştir....’

‘Yakın yıllara kadar tarımın sürdüğü Alibeyköy, Hadımköy, Safraköy gibi köyler de fabrika, atölye, işçi mahalleleri ile kaplanarak yerleşim alanı haline dönüşmüş...’

‘...Tarımsal makinalaşmanın hızla artması ise karşıt etki yaratmış, tarım için başka alanlar açılmıştır... Daha küçük alanlarda, daha yoğun tarım tekniği uygulanmış, tarla tarımı yapanların büyük bölümü bağ-bahçe tarımına kaymıştır...’

‘...İstanbul’da eskiden genellikle kentin çevresinde yer alan sebze bostanları, nüfusun artarak kentin gittikçe yayılması sonucu, arsaya dönüşmüş ve sebze alanları iç kesimlere doğru kaymıştır. Buna karşın kent içinde kalmış sebze bostanları vardır. İlin Cevizli, Maltepe, Kartal, İçerenköy Sarıyer, Beykoz, Üsküdar semtleriyle, Boğaz’ın iki yakasında kimi yörelerinde,  yer yer apartmanlar arasında sıkışıp kalmış sebze bahçeleri göze çarpmaktadır...’

2016

Sadece kitaplarda kaldı o bağlar, bostanlar, bahçeler. İstanbul, çok oldu plansız kentleşme, aşırı göç, ranta teslim olalı.

Geçtiğimiz hafta zabıtalar Yedikule Bostanları’ndaki barakaları yıktılar. Bostan demek, bostancı demektir. Baraka onların hayatlarını idame ettirmeleri, bostana bakabilmeleri için gereklidir. Yıkılmasaydı da yeniden düzenlemeye gidilseydi peki...

Yedikule Bostanları, İstanbul surlarının dibinde bulunan ve 1500 yıldır tarımın süregeldiği alan. Bir kültürel miras. Bu bereketli topraklardan geriye kalan bir avuç alan aynı zamanda. Tarihimizden bir parça. İstanbul denince, martı, vapur, köprü değil sadece.

Geçtiğimiz sene bostanların korunması için meclise yasa teklifinin değiştirilmesini sunan CHP İstanbul Milletvekili Gülay Yedekçi, bu sefer de yıkım kararını TBMM’ye taşıdı. Aşağıda bir kısmını aktardığım önergede de belirttiği gibi, alanın park projesi olarak yeniden düzenlenmesi gündemde. Bu, geçen sene basında “Yedikule-Belgrad Kapı Arasında Kara Surları İç Koruma Rekreasyon Projesi” olarak duyurulmuştu ve bostanların yerine konutlar, park, sosyal tesis ve otopark yapılabileceği belirtilmişti.

“Yedikule Bostanları'nın büyük bir bölümü, Fatih Belediyesi ve İstanbul Büyükşehir Belediyesi tarafından yapılacak 70 bin metrekarelik park projesi kapsamında üzerine moloz ve niteliksiz toprak yığılarak ürün veremeyecek hale getirilmektedir. Sur içinde yer alan yaklaşık 60 dönüm ekilebilir bostan arazisinden 5-17 Temmuz 2013 tarihleri arasında 27 dönüm bostan arazisi kaybedilmiştir…”

Bugün bostan, başka gün esnaf, başka gün boğaz, hep rant, ama hergün kaybettiğimiz kent kimliğimiz, aidiyet duygumuz, bizi ötekinden farklı kılan şeyler, İstanbulumuz’dan yiten giden bir parça daha…

 

 

istanbulfood.com