İstanbul'da bayram vakti...

Bu sene 4. Lüfer Bayramı 18-19 Ekim'de Kuzguncuk ev sahipliğinde gerçekleşiyor.

Lüfer bir sembol, İstanbul olunca konu. Slow Food, Fikir Sahibi Damaklar ‘İstanbul Lüfere Hasret Kalmasın’ diyeli 4 sene oldu. Bu sene 4. Lüfer Bayramı 18-19 Ekim’de Kuzguncuk ev sahipliğinde gerçekleşiyor. O koca çınar ağaçlarının boylu boyunca uzandığı İcadiye caddesinde ve ara sokaklarda, denizden gelen rüzgarın sırtımızı yaladığı o güzel sokaklarda, değişik mekanlarda değişik etkinliklerle denizin, Boğaz’ın, lüferin hakkını veriyor, onu masallara, hikayelere işliyor olacağız.

İlk gün, 18 Ekim Cumartesi, İstanbul’un En Baba Lüferi, olta yarışması ile başlıyor gün erkenden. Bu arada Refika Birgül ile Boğaz’da Lüfer peşine programının kontenjanı dolmuş bile olsa, onların balıktan dönüşünü seyretmek ayrı keyif olacağa benzer. Tutulan en baba lüferler açık arttırma ile satılacak, bakalım o güzel lüferleri kim evine götürecek...

Mülkiyeliler Lokali’nde Tan Morgül’ün moderatörlüğünde genç ve emektar balıkçıların keyifli sohbetlerini dinleyeceğiz, ne hikayeler anlatacaklar, ne İstanbul anıları çıkacak ortaya... Bu arada Kuzguncuk bostanında el emeği göz nuru ‘katla kağıt, olsun balık’ etkinliği de sürüyor olacak.

Sanatçı Can Altay’ın İstanbul ve midye dolması ile ilgili söyleyeceklerini, Buket Uzuner’in yunuslar ve İstanbullulara dair hikayelerini, deniz biyoloğu Azade Simavi’den ise orkinosları dinleyeceğiz.

Sonra gene ikiye bölünüyoruz, soframızı Tan Morgül ve Erdir Zat ile mi yoksa Refika ile mi paylaşsak, neyi kaçırmasak, tabii yer kaldıysa... Bu bayram programındaki en büyük meydan okuma çakışan etkinliklerden hangisini seçeceğimize karar vermek!

19 Ekim Pazar sabahı, kendine yakışan sakinliği ile balıklı sohbetler ile başlıyor, Özcan Yüksek’in dilinden, Balıklar ve Masallar, takiben Emine Çaykara İstanbul ve Evliyaları anlatacaklar bize. Çocuklar için bir dizi etkinlik takip ediyor günü, ‘İstanbul’un Çocukları ve Balıkları’ çocuklar Özlem Lesport ile kendi gözlerinden İstanbul’u çizecekler, İyi ki de ile sorgulayarak öğreten, merak ettiren, içinden lüferler, Boğaz geçen bir oyun var sırada, Bostan’da. Bir de çamurdan balıklar yapacaklarmış, Simotas’da. Araya kaynayabilir miyim acaba?

Öğlenden sonra ise Levon Bağış ve Nilhan Aras, yollardan bağlardan anlatacaklar, sevgili dostlar bakalım neler paylaşacaklar bizimle...

Lüfer Bayramı’nın sonu ise bir bayram sofrası, bayram yemeği ile sonlanıyor. Herkesin katılıma açık olan bu sofrayı hepimiz getireceğimiz yemekler ile donatacağız. Hikayeler, anılar, kahkahalar yükselecek Bostan Sokak’tan...

Sonra iyi ki diyeceğiz, iyi ki İstanbul...

Bu masallara bir masal da ben ekleyeyim, annem ve dedemin anıları...

‘1950‘ler- 1960‘lar, dedemle Sarıyer kıyılarında salaş balıkçılara giderlermiş, balık yemeğe. Ufak tahta masalı, tahta sandalyeli balıkçıların lokantalarına. Muşamba masa örtüleri… Pavurya söylerlermiş. Bir koca tabak pavuryayı kırarak yer, bitirdiklerinde annem en büyük pavurya kıskaçlarını alır, daha sonra içlerini alçı ile doldurur zincir geçirip onları kolye yaparmış.

Balık çokmuş. Hemen Boğaz’ın kenarında, balıkçılar kendi ağalarını serer, tutulan uskumrular kuyruklarından iplere bağlanır, fener gibi dizilir, çiroz diye kurutulurmuş. O çirozlar alınır, ocakta tütsülenir, kabukları çıkartılıp sirkeye konur ve yenirmiş.

Deniz temiz, Boğaz’da herkes yüzüyor. Nişantaşı’ndan Sarıyer’e otobüsle giderler, Sarıyer’deki plajlarda, denizin çevrelediği havuzlarda yüzer, günlerini geçirir, yer içer, geri dönerlermiş.

Torik tutulurmuş, Boğaz’dan. O kadar bolmuş ki, halk alabilirmiş. Ve bu torik evlerde lakerda yapılırmış. Her evin lakerdası olurmuş. O zamanlarda, evde yapılan şeylerin dışarıdan alınması ayıp sayılır, konu komşu ne der diye düşünülürmüş. Torikler dilim dilim kesilip, kemiğin içindeki ilik kırılmadan süpürge çöpü ile çıkartılırmış, ilik çıkartılırken parçalanmayacak, yoksa tadı bozulur. Sonra bir sıra torik, üzerine kaya tuzu, aralara defne yaprağı ile tenekeye hazırlanır, teneke leğimlenir, kışın da mis gibi lakerda yenirmiş. Annem, evde teneke ile lakerda olurdu diyor. Tenekeyle!

Midye, iskelelerin ayaklarında orda burada dolu nasılsa. Kurtuluş taraflarındaki şarküteriler ağırlıkta olmak üzere, evde yapılan bol soğanlı midye dolmaları satarlarmış. Karidesler ufak, kırmızı kırmızı olurmuş, pek de lezzetli. İskenderun karidesi değil diyor, Boğaz’dan.

Gece kayıklarla, elde fenerler, lüfer avına çıkılırmış. Pek de romantik bir durum bence.

Kalkanlar kalın, tanesi bilmem kaç kilo… Kışın erkeği alınır, temizletilir ve yağda kızartılırmış. Düğmeleri emilir, çıtır çıtır derisini yerlermiş...’

İstanbul’un bayramı, İstanbulluların, İstanbul’u evi yapmış olanların, yolu İstanbul’dan geçenlerin, çıpa atanların, herkesin, hepimizin bayramı. Denizleri evi bilenlerin, denize çıkanların, denizden ekmek kazananların, denize ekmek atanların. İstanbul’un...



Etkinliğin Facebook sayfası: https://www.facebook.com/events/579319962189843


istanbulfood.com