Karayaka ile ters göç ve kalkınma mümkün!

Köylü kendi patronu olmaya devam etsin. Kendi bildiği işi yapsın. Amaç Karayaka kuzusuna bir değer oluşturmak, bir arz talep oluşturmak ve köylünün en iyi bildiği işi yapmaya devam etmesini sağlamak.
Karayaka ile ters göç ve kalkınma mümkün!

Hayır çiftçi değiliz diyor İbrahim Uyanık. Samsun’da doğmuş, 7.sınıfta

İstanbul’a geliyor, TED Koleji ve sonrasında Koç Üniversitesi İşletme’yi bitiriyor. Ablası Nazlı Uyanık Yıldız, Koç Üniversitesi Endüstri’yi bitiriyor ve sonra London School of Economics’de yüksek lisans yapıyor.

İbrahim birçok işten sonra Babası İsmail Bey’in kafasındaki Karayaka projesini hayata geçirmek için kolları sıvıyor. Hem İbrahim’i hem Nazlı’yı ne zaman gördüysem gözleri gülüyor, hele de bu kadar inandıkları bu projeyi anlatırken...

“Babamın babasını Bafra’da 750 metre yükseklikte Şahinkaya köyünden geliyor, eski adıyla Bürük. Bürük köyü kendi ekimini yapan, yaylaları olan, tütününü eken, tarım ve hayvancılık yapan bir köy.” Bu köyle İstanbul’da olmalarına rağmen hiç bağlarını koparmıyorlar. “Babamın biz bu Karayaka kuzusunu burada yiyoruz ama İstanbul’da böyle et yok demesiyle başlıyor bu iş.”

“Bafra ovasında eskiden binlerce hayvan olurdu, bembeyaz olurdu o ova... Eskiden kışlak olarak ovaya inilirdi, yazın da yüksek yaylalara bir ay bir buçuk ay süren yolculukla çıkılırdı. Şimdi çok az yaylacılık yapan kaldı...”

Giresun, Ordu, Tokat, Samsun’da küçükbaş hayvancılık yaygın. Sinop’un doğusundan başlayarak, Samsun, Ordu, Tokat’ın kuzeyine kadar Karayaka ırkı yetiştiriliyor. Karayaka, Kıvırcık ailesinden bir cins, kuyruğu ince, eti leziz, devamlı yaylada gezinen, otlayan hayvanlar, yağı vücuduna eşit yayılmış durumda.

İbrahim’in babası İsmail Bey, köylü köyde kalmalı, köyde kazanmalı, köyde kalkınmalı, bildiği işi yapmalı diyor. Diyor ama Karadeniz’in de köyleri boşalıyor, Tekel’in kapanması, Fiskobirlik fiyat politikası yüzünden, köylünün kaderi değişti, köylüler ilçelere iniyor, amele oluyor inşaatçı oluyor.

İbrahim, bir yıl önce Samsun operasyonunun başındaki Hasan Amca ve iki oğluyla, babasının yıllardır dillendirdiği bu projeyi hayata geçiriyor. Fabrika yemi yemeyen, yaylada, köylerde yayılan, gezen hayvanları Samsun’da kestirip İstanbul’a getirmesiyle, işi başlatıyor. İstanbul’da bir fason şirketle çalışan İbrahim bugünlerde kendi imalathanesini kurmak için kolları sıvamış durumda.

Kesim Samsun mezbahanesinde yapılıp, soğuk zincir kırılmadan frigofirik arabalarıyla İstanbul’a ulaşıyor, soğuk odalarda işlenip, vakum paketlenip, yarım veya çeyrek kuzu olarak nihai tüketicinin evine kadar geliyor.

Buraya kadar belki size kapınıza gelen herhangi bir markadan farklı gelmedi anlattıklarım, ama İbrahim’in, babasının bu işe başlamasında önemli bir neden var. 

“Bizim bölgeler fakir bölgeler, yıllarca geri kalmış. Dağlık bölgeler, tarımsal alanlar yok, küçükbaş hayvancılık ile geçinen bölgeler buralar. Koyunculuk, yaylacılık çok zor ve zahmetli bir iştir. Yaz kış, sürekli o kuzuya bakmak zorundasınız. Bu insanlar doğal besi yapıyor, gidip fabrika yemi almıyor, zaten alacak parası yok. Hem de zaten bunu ben hayvanlarıma yedirmem der, içinde ne var bilmediği yemi yedirmez.”  

Gerçek çiftçiliği anlatıyor İbrahim, insanın doğayla ilişkisinin sürdüğü, birbirlerine bağlı bir hayatın döndüğü, insanın, hayvanın bir yaşadığı, aynı şartları paylaştığı hayatı.

Ama zahmetli iş, bu insanlar yıllardır kasaba vermiş hayvanlarını, tüccarlara vermişler, üç ay beş ay parasını alamamış, bazen hiç alamamış ve bıkmış, çocukları çobanlık yapmak istememiş, köyde yol yok, okul yok, mecburen kasabaya gitmiş, sigortasız çalışmış köylüler... Anadolu’daki çoğu köyümüzün kaderi aynı, iş yok, göç var. 

“Bizim köylülerin elinde pırlanta gibi bir değer var, Karayaka kuzusu. İstanbul’da insanların doğal besin ihtiyacı ile köylünün ürünü ile birleştirdik.” İbrahim, köylü üretsin, ben ondan alayım diyor, bilsin ki o ürettikçe ben ondan ürününü alacağım.

En iyi ticaret modeli, en iyi kalkınma modeli. Köylü kendi patronu olmaya devam etsin. Kendi bildiği işi yapsın. Amaç Karayaka kuzusuna bir değer oluşturmak, bir arz talep oluşturmak ve köylünün en iyi bildiği işi yapmaya devam etmesini sağlamak.

O bölge kalkınsın. Bana vermesin sonra istemiyorsa kuzuyu, başkasına versin ama o bölge kalkınsın diyor. Şirketler doğar ölür ama o bölge devam eder diyor.

“Kooperatif gibi çalışmak bizim amacımız, 7- 8 yaylada, üç şehirde farklı üreticilerimiz var, onların standardı belli, verdiği besi yemi belli, kendi ektiği ile besliyor, yazın yaylada yayıyor. Kooperatifin esas amacı üreticilerin hem Karayaka ırkını korumaları hem de köylülerin doğal besiyle beslemeye devam etmesi, fiyatın belli olması, maliyetin, satışın, belli olması.”

Kuzuyla koyunla içiçe yaşayan, koyunla bir bağı olan, annesinin emzirmediği kuzuyu sobanın yanında biberonla besleyen insanlardan bahsediyoruz. Bir hayvan kesildiği zaman boynuzundan toynağına kadar değerlendiren, şükreden, hiçbir şeyi ziyan etmeyenlerden.

Zeki Dede, Hasan Amca mutlu bu durumdan, koyununu satıp Bafra’ya gidecekken gitmedi. Hasan Amcanın oğlu kaldı gitmedi, ters göç olmaya başladı. Nüfusun artması, yolun, okulun, sağlık ocağının, altyapının gitmesi demek. Köylere hayatın geri dönmesi demek.

Bu bir aile şirketi, İbrahim şu an başından sonuna kadar her şeyiyle ilgileniyor, ama ilerde ailede herkesin el vermesi gerekecek gibi gözüküyor.

Uyanık ailesi gibi aileler lazım bize daha çok, ters göçe teşvik eden, köylüye destek veren. Benden tam destek!  http://nebyandogal.com

 

istanbulfood.com