Kendi gıdanı üretmek, yemek pişirmek...

Julia Child ne demiş, 'Yemek pişirmeye başladığımda 32 yaşındaydım, o yaşa kadar sadece yedim.'

‘Başkalarının ekranda yemek pişirmesini seyretmeye, yemek pişirmekten daha fazla zaman ayırıyoruz.’ The Guardian’da geçtiğimiz günlerde okuduğum bir haberde, Micheal Pollan’ın belgeselci Alex Gibley ile çektikleri 4 bölümlük Cooked belgeseli ile ilişkin söylediklerinden biriydi. Cooked belgeselinde yemek pişirmenin hangi zaman sürecinde opsiyonel bir hal aldığını ve bu süreçte neler kaybedildiğini sorgulayacaklar. Modern mutfak sektörünün de evde yemek pişirmeye nasıl müdahale ettiğini…

Evin kapısı açılınca, dışarıya sızan yemek kokusu büyüleyici birşeydir. Evde pişen yemek ile sofraya oturmanın insana verdiği zevk, hiçbir restoranda duyulamayacak bir histir, kanımca. Ne varsa evde vardır, ne paylaşılırsa o sofrada, en önemlisi sevgi vardır. Ailenin en basit ve yalın bir biçimde bir araya gelmesidir evde kurulan sofralar, paylaşılan yemek.

Benim için de yemek pişirmek, mutfağa girerek birşeyler yaratmak, sevgimi göstermenin, paylaşmanın en iyi bildiğim yoludur.

Modern yemek sektörü, hızlı hayat ve hızlı tüketim, dünyada mutfaklara hazır gıdaları tanıştırdı; bir plastik pakette pişirilmeye hazır gıda, dondurulmuş yemekler, paket sandviçler, mezeler, sosu paketlenmiş karıştırılmaya hazır salatalar gibi gibi. Havuçlar bile kesilmiş, meyveler de, yenmeye hazır, paketi açmak yetiyor.

İş çıkışı, eve gitmeden önce büyük marketlere uğrayıp o günlük akşam yemeğini alıp evde ısıtıp veya kısa bir pişirme yöntemi ile akşam yemeğini hallediveriyorsun. Modern mutfağın sana dikte ettiği o tatı yiyorsun. O ne baharat eklediyse, ne içerik kullandıysa. Uzun zamanda damağın da köreliyor. Dengeli yemek yiyorsun belki, fast food’a kıyaslayınca, ama hazır yemek, hazır yemektir.

Kahvaltı zaten dışarıda, öğle yemeği de. Hep Londra akşamları gözümün önüne geliyor, süper marketlerdeki hazır gıda reyonlarının önündeki kalabalık, telaş, hızlıca yemeğini seçip eve gitmek…

Ben bu toprakların insanlarını şanslı olarak görüyorum, yemek pişen evlerde büyüdük, belki de hepimiz. Hepimizin anneannesi, babaannesi harika yemekler yapardı, anneleri de, babalar, dedeler de eğer şanslıysak.

Dışardan hazır gıda alınmazdı, zaten yoktu. Bu kadar sıklıkta yemek de yenilmezdi dışarıda, daha çok bir kutlama, bir özel gün içindi yemeğe çıkmak. Evde yemekli toplantılar düzenlenirdi. Kuş sütü de eksik olmazdı o sofralarda.

Birtek yemek pişirmek değil tabii, kendi gıdanı da üretmek var işin içinde. Eskilerde dışarıdan turşu, reçel, salça falan alınmazdı, zaten ayıptı dışardan almak, ev kadının marifetlerinden biriydi bunları kotarmak.

Mutfağımızdan ne kadar koptuk, koptuk mu güzel bir tartışma olur. Ama bir gerçek var ki, evdeki her bireyin mecburen çalışması evde pişirmeye ayrılan zamanı azalttı.

Hatta işi yemek pişirmek ve servis etmek olan bazı işletmelerde bile zeytinyağlıların, mezelerin kiloyla dışardan alındığını biliyoruz. Acıdır, bir deneyim için dışarı çıktığında gene hazır ve tektip gıdayla karşılaşman ne kadar da kolay.

Öğle yemeklerinin yendiği mekanların sulu yemek tabir ettiğimiz tarzda yemeklere büyük yer vermeye başlamaları da, modern esnaf lokantalarının da fazlalaştığı İstanbul’da, bunların hep kendi mutfağımıza dönüş olduğunu ve özlem duyduğumuzu görüyorum.

Özel diyet yemeklerinin de, aylık abonmanlıklarla pişmiş sulu yemeklerin de kapına kadar ulaştığı bir dönem ayrıca.

Neyseki şimdilerde yeni nesilde mutfağa girmek bir akım oldu, mutfak modası, ki bu iyi, bir çok yemek kursu var, kendi peynirini yapmayı da, makarnanı da, ekmeği de öğrenebiliyorsun. Basit atölyelerle et nasıl pişer, sos nasıl yapılır filan filan, annenden görüp öğrenmediysen, gene modern taraf koşuyor yardımına. Ama sonuçta gıdan ile bir bağ kuruyorsun. Belki bir sosyalleşme platformu gibi algılansa da çoğu kurs, sonuçta akılda birşeyler kalıyordur diye düşünüyorum. Bu kadar gurme varken, evlerde yemek pişiyor diye de düşünmek istiyorum.

Julia Child ne demiş, ‘Yemek pişirmeye başladığımda 32 yaşındaydım, o yaşa kadar sadece yedim.’

Cooked, 16 Şubat’ta Berlin Film Festivalindeki prömiyerinden sonra 19 Şubat’ta Netflix’de yayınlanacak. Hem seyredip, hem mutfağınızdan ayrı kalmamanız dileğiyle…