Meşhur Filibe Köftecisi 122 yıllık binasından tahliye edilmesin...

122 yıl. Ankara Caddesi 34 numarada, Sirkeci'de minicik bir dükkanda geçen 122 yıl. 5 kuşak. Köfte, piyaz ve revani. 5 kuşak. Meşhur Filibe Köftecisi gibi asrı aşan kaç dükkanımız kaldı?
Meşhur Filibe Köftecisi 122 yıllık binasından tahliye edilmesin...

Aldığım en üzücü telefondu. Cem’di karşımdaki. Tuba Hanım dedi,  yetiş! Bizi tahliye ediyorlar... Ne nasıl, nereden çıktı dedim dedim,  ama yasayı iyi biliyordum. Bir bir, yıllardır aynı yerde hizmet veren esnafın evsiz, yersiz kalmasının önünü açan Borçlar Kanunu’nuydu onları da tehdit eden. Mahkeme olağanüstü bir hızla ilerliyordu ve 30 Nisan için tahliye kararı verilmişti, bir sonraki dava için bilir kişi bekleniyordu...

122 yıl. Ankara Caddesi 34 numarada, Sirkeci’de minicik bir dükkanda geçen 122 yıl. 5 kuşak. Köfte, piyaz ve revani. 5 kuşak.

Karşılıklı ağlıyoruz Münevver abla ile. Çocukluğum geçti burada diyor, bu dükkanda. Garson değil artık aile olmuş Mehmet abinin bu sene 50. senesini devirdiği, İbrahim Usta’nın ise 40. senem dediği 122 yıllık köfteci burası. 

O dükkan ki 40- 50 yıllık müşterileri ile masa paylaştığım, onların hikayelerini dinlediğim, çevredeki esnafın yemek yediği, zaman zaman şaşkın turistlerin kendilerini bulduğu, benim için köfteden çok öte olan bir müessese.

Türk ve yabancı şefleri, yemek yazarlarını köfte severleri ellerinden tutup götürdüğüm, yabancı yemek programlarına taşıyıp çekimler yaptırdığım, o minicik alt katı 3 masalı, üst katında ise 6 masa barındıran, 122 yıllık ufacık dükkanım orası benim, hep güler yüzle karşılandığım... Her seferinde göğsümü gere gere sanki benim lokantammış gibi, her sorana tavsiye ettiğim bir dost sofrası orası.

Girişte soldaki Beko vitrin buzdolabının hatırını sorduğum, ki kendisi 1968’de işletme yangın geçirdikten sonra gelmiş hala canavar gibi çalışıyor, kendisine olan hayranlığımı saklayamadığım, Beko dolabın arkasında ise kömür ızgaranın bulunduğu ufacık daracık bir alan. O harika köfteler de orada pişer ya...

Alt katı severim ben, İbrahim ve Mehmet abiyle selamlaşırım, bir mi bir buçuk mu diye düşünür bir porsiyonda karar kılarım. Masalar doluysa birinin masasına sığışır, yanımda kalabalık misafir varsa Mehmet abinin illa ki bizi yukarıda misafir etmesine izin veririm. Pembe boyalı, dar merdivenli, kömür ızgaralı dükkanım orası!

İbrahim Usta bilir hafif az pişkin yediğimi, her zamanki gibi mi olsun der, evet derim. Uzunlamasına çeyrek ekmek sepetinde gelir çatalım, ekmeğin yanında. Soğanlı piyazıma az pul biber döker, onu çatallarken sohbet ederim Mehmet abiyle. Arayı açtıysam, neredeyim nasılım sorularının cevabını verir, kasada Cem veya Duygu’yla ya da Münevver ablayla sohbet ederim. Sonra köftem gelir, yanında ızgara yeşil biberle.

Çatalı batırıp ufak bir ısırık alırım, suyu ağzıma akarken, yerinde baharatı ve sadeliğinin keyfine varırım. Ekmeğimle de tabakta kalan köftenin suyunu silip süpürmeyi ihmal etmem.

Münevver ablanın, ona annesinden kalan, ondan da çocuklarına kalacak olan köfteci. O ki 4. kuşak. Üniversiteyi  bitirip, mesleğini bir kenara bırakıp tüm geleceğini o dükkana bağlayan Cem dükkanın en ufak ayrıntısına kadar öğrendi son bir iki yıldır, 5.kuşak. Köftesini de yapar, servisini de. Duygu başka işyerinde çalıştığı için cumartesileri gelir Münevver abladan devralır, onu dinlendirir. Dükkan ile bağını koparmaz.

Amaç üzüm yemek mi bağcıyı kovmak mı bilinmez, Meşhur Filibe Köftecisi gibi asrı aşan kaç dükkanımız kaldı? Kaç aile çocuklarının kendi işini yapmasını istiyor, izin veriyor? Kaç eğitim gören genç mesleklerini bırakıp tezgah başına, kasa başına, ocak başına geçmek istiyor...

Peki ne olacak o minicik yer, boş mu kalacak yoksa şimdiden birine kiralandı mı söz verildi mi? Sır perdesi ne zaman aralanacak bakalım... Meşhur Filibe Köftecisi ailesinden kimsenin yüreği kaldırmaz orayı başka işletme görmeye. Ne onların ne benim ne bizim... Zaten oradan yazıyorum bu yazıyı.

Yasa belli, vicdana kalıyor iş. En kötü ihtimalle biz gene köftemizi yiyeceğiz, yan sokakta açtıkları ilk ve tek şubelerinde, Hocapaşa Sokak 3 numarada, 122 yıllık dükkanın yanındaki bakkalı geçince sola döndün mü İbrahim abiyi ızgarada görürsün gene. Çalışanlar aynı, köftemiz aynı olacak, yoğurt tatlısı mı revani mi tartışmalarımız sürecek.

Ama... 122 yıl. O minicik bina. Aile, yuva, sürdürülebilirlik, bizden bir değer, İstanbul’un bir kültürü, beş nesil, anılar yitip gidecek. Kolay değil. Hiç kolay değil!

Yardım edin duyurmamıza bu tahliyeyi... Kim bilir belki birşeyler olur...

https://www.change.org/p/meshurfilibekoftecisi1893

Konu köfte değil, hala anlamadınız mı?

 

istanbulfood.com