Mutfaktaki kadın...

Aşçılık, kadının elinden çıktığında ise bir başka olur. Bir incelik kazanır. Sanki daha kişiseldir kadının yemeğe yaklaşımı. Daha heyecanlıdır. Sadece mesleki bilgi değildir, duygusallık da vardır.  
Mutfaktaki kadın...

Anadolu’da her işi kadın yapar. Tarlaya o gider, evi o çevirir, derler toplar, çocukları o büyütür, yemeği o yapar. Evi kadın kurar.

Oysa profesyonel hayata baktığımızda meslek olarak kendine mutfağı seçen kadın sayısı erkeklere kıyasla çok çok az. Ki bu sayı geçtiğimiz 20-30 yılda da arttığı halde.

Erkeklerin egemenliği altında süregelen bir meslek olagelmiş mutfak, bir kadın olarak mutfakta olmak hem onlardan daha çok çalışmak, hem de bir şekilde devamlı kendini ispatlamak demek. İnce bir çizgi, hem erkek gibi davranmak, ama fazla da erkek gibi olup dalga geçilmemek demek, güçlü olmak demek, mutfaktaki maço ortama ayak uydurabilmek demek. Zira hala bence birçok erkek şef mutfaktaki kadını bir istilacı olarak görüyor.  

20 küsur sene önce, üniversite ve stajlardan sonra ilk profesyonel işim uluslararası beş yıldızlı oteldi ve açılış öncesinden işe başlamış açılıştan sonra da çalışmaya devam etmiştim. Mutfakta geçen zamanım benim için en keyifli ve uzun zamandı. Mutfağın tüm bölümlerinde çalışmıştım, otel büyük olduğu için, mutfağın bölümleri de klasik bir otel mutfağı olarak konuşlandırılmıştı. Kasaphaneden, soğuk mutfağa, personel mutfağından sıcak mutfağa, pastaneden, bulaşıkhaneye tüm bölümlerde gerçek ustalardan bıçak tutmayı öğrenmiştim. Fransız, İsviçreli, Alman şeflerle de birebir çalışma imkanım olmuştu. Hiç bitmesin istiyordum mutfakta geçirdiğim zaman.

Ancak üniversite mezunu bir kadının olacağı yer değildi mutfak onlar için, hele de yirmi sene önce. Ben ne kadar kalmak istediysem de, yönetim beni ofislere almak istedi. Yerim orasıydı- yani onlar için. Şimdilerde bunun hızla değiştiğini görmek ise çok mutluluk verici!

Sadece mutfak değil ki, yiyecek ve içecek sektöründe profesyonel olarak geçirdiğim yıllarda hep uzun saatler çalıştım, hep erkeklerden daha çok çalışmak zorunda hissettim kendimi, hep daha hep daha. Yönettiğim ekiplerde çoğunlukla erkek personelden oluşurdu. Kadınlar yok denecek kadar azdı. Ya aileler izin vermezdi yiyecek ve içecek sektöründe çünkü zordu, çalışma saatleri uzundu,  bir kızın yeri değildi, çoğu için hizmetçilik diye anlaşılırdı, ya da maalesef kendileri havlu atardı.

17 yıl, haftada 6 gün, günde minimum 12 saat. Son 5 senedir kendim için çalışıyorum da biraz insani yaşamaya başladım.

Türkiye’de kadın olmak zaten zor bir de erkeklerin tekelindeki bir meslek de başarılı olmak üç kere zor. Hastalanamazsın, hafta sonu tatilin yoktur, eşin çalışma tempona laf eder, o etmezse ailen... Yılbaşı, bayram, resmi tatil senin tatilin değildir, diğer sektörlerin tatilidir zaten. Sen hafta içi bir gün tatil yaparsın, o.

Aman söyleniyorum sanmayın, geri gidecek olsam gene aynı mesleği aynı şekilde yaşardım, ben aşığım mesleğime! Hem zaten en büyük desteğim de eşim ve annemdi.

Medyada bile kadın şef diye haber yapılır. Hep ayrıdır. Aşçılık mesleğini kadınca yorumladılar gibi başlıklara bile rastlanır... Best 50 ödülünde bile tüm şefler bir yana en iyi kadın şef diye bir kategori bile vardır. Herkesin onurlandırılması güzel ama bence bu cinsel ayrımcılık...

Aşçılık, kadının elinden çıktığında ise bir başka olur. Bir incelik kazanır. Sanki daha kişiseldir kadının yemeğe yaklaşımı. Daha heyecanlıdır. Sadece mesleki bilgi değildir, duygusallık da vardır.  

Kopenhag’da düzenlenen MAD yemek sempozyumunda, 2013 yılında Margot Henderson mutfak hikayesini anlatırken, sözlerinde şunlar vardı; “Evet evet yapabilirim dedim kendime, hayır yapamazsından önce.” Takip ettiği kadın yemek yazarlarının yanı sıra kadın baş aşçılar da ona yol gösterici olmuş. Eşi Fergus Herderson ile beraber açtıkları ilk restoranlarından sonra kariyerlerinde çizdikleri ayrı yolları da anlatırken çocuklarının doğumuyla bambaşka bir yola girdiğini de belirtiyor.

Çocuklarını büyüttükten sonraki restoran kariyerine başlamadan önce o da herkes gibi ikilemlere düşmüş, kendini kanıtlayabilecek mi, bu işi yapabilecek mi, daha öncekinden daha daha iyi olabilecek mi... Hepimizin geçtiği yollar.

Zor, ataerkil bir dünyada, sırf Türkiye’de değil, her yerde zor, zaten meslek de zor, bir de kadın olarak kendini kabul ettirmek daha da zor.

Zor demek yapılamaz demek değil tabii ki! Daha çok çalışmak demek. Hiçe yakın olan kadın şeflerin sayıları her gün artıyor, artmalı da. Bu mesleğe gönül koyanlara, yapamam değil yapacağım diyenlere, onların yolundan yürüyenlere selam olsun...

 

istanbulfood.com