O domateste, bir hayat felsefesi saklı...

Domatesin kaç rengi var belli değil, 80 çeşit çıkacak bu sene diyor. Sistemdeki çeşitlilik yasası gereği karışık ekim yapıyorlar, onlar da doğal olarak birbirlerinden etkileşiyor, doğal yolla dölleniyorlar, arıların da katkısını unutmamak lazım.
O domateste, bir hayat felsefesi saklı...

Horozların sesi ile uyandık. Gün ağarıyordu ve vadiye sis inmişti. Daha yüzümü yıkamadan fotoğraf makinemi kaptım.

Orman, tarla, toprak ve Kuşçu ailesinin kolları arasındaydık. Hani kendinizi ait olduğunuz yerde bulursunuz ya, hani o yerin daha önce var olup olmadığını bile bilmeden, orası işte Narköy. Her bastıkça toprağa, şehirliliğin ağırlığını attığımız, doğaya, kendimize döndüğümüz yer.

Nardane Kuşçu, Nar abla, kendi sözleriyle çiftliğin anası, ile tanışmamız domates üzerinden oldu. Çarşamba günleri Kadıköy’deki Selamiçeşme Özgürlük parkında kurulan organik pazarda, çiftçi olarak ürünlerini getirip bizlerle buluşturan bir iki tezgahtan biri onlarınki. O kadar vurulmuştum ki o rengarenk, irili ufaklı, değişik biçimli, çılgın domateslere, Mümtaz abi ve Muhammed’in güleryüzlerine, peşine düştüm haliyle, kim yetiştiriyor bu ürünleri diye. İki domates mevsimi önceydi.

Domatesin kaç rengi var belli değil, 80 çeşit çıkacak bu sene diyor. Sistemdeki çeşitlilik yasası gereği karışık ekim yapıyorlar, onlar da doğal olarak birbirlerinden etkileşiyor, doğal yolla dölleniyorlar, arıların da katkısını unutmamak lazım. Hani evlenirler de çocuk yapınca çocuklarda dedeye benzeyen, anneanneye benzeyen, yok amcaya benzeyen çıkar ya, aynı hal diyor, domateslerin çeşitliliğini anlatırken. Kaybolmasın diye onları steril halde ekmek istemiyorum, tabiatın içinde olsunlar diyor. Domateslerin aşkından da bunlar çıkar, bundan daha da doğal ne olabilir. İnsanlar bunları GDO’lu sanıyor diyor, oysa bunlar aşk çocukları!

“Gıdayla insanın özgürlüğü arasında o kadar doğrudan bir bağ var ki, ödün vermemek gerekiyor. Açıkçası elbette ki hayatımızı kazanmak zorundayız bir yerde de bir çeşit yok olmasın diye uğraşıyoruz. Domates bunu örneği oldu, domatesin ikibin çeşidi var. O tezgahtaki mini minnacık domatesler eskiden pamuk tarlaları arasında yetişirdi, leblebi gibi yerdik, sonra o zehirler girdi, Marshall yardımı girdi, içinden geçen ölür oldu, ve görgüsüzlük o zaman başladı, çok para kazandılar... Köy Enstitülerini ‘de kapattılar çünkü kendine yeten insan yetişebiliyordu, yazan, çizen, düşünen, gücünü topraktan alan insan yetişiyordu, bu güç önemli bir güçtür. Hala o ninelerin dedelerin sakladığı tohumlardan gidiyoruz, onun için bir tek ürünümüzün kaybolmasına tahammülümüzün olmaması lazım”

Toprağın üzerinden, şehirli kalplere ezber bozdurmak onun amacı. Toprak ile unuttuğumuz bağı yakalamamızı sağlamak. Sadece çiftlik desem Narköy’e, bir ucu boş kalıyor. Nar Eğitim ve Organik Tarım Çiftliği, organik tarımdan öte, sürdürülebilir yaşamı destekleyen bir örnek olmak, çevre köylere de bu duruşlarını yayıp, bu tarım modelinin mümkün olduğunu göstermek, eğitim odaklı sürdürülebilir turizm merkezi ve organik çiftlik, hem hepsi, ya da ne almak istiyorsanız bu tanımdan, o.

Birçok firma Narköy’de kampa giriyor, değişik projeler üzerinden ortak bir çalışma yapıyorlar, doğa ve insan. O kadar çok seveni, ziyaretçisi var ki, isteyen sabahtan gelip akşama kadar vakit geçiriyor, sonuçta Kerpe’de çiftlik, İstanbul’a iki taş atımlık yerde, isteyenler de akşam otelinde kalıyor. Otelde ailenin mimar kızı Beste’nin emeği çok. Otel de tüm çiftlik kompleksi de doğayla özdeş olarak sürdürülebilir enerji kullanımlı ve geri dönüşümlü, doğal içerikli malzemelerle tasarlanmış.

Çiftliğin olduğu bölgede ne yetişmiş, ne ekilmiş, eski bilgilerden yola çıkıyor, toprağın ürünü tanıyıp tanımadığını anlamak için ekiyor, eğer olur ise, devam ediyor. Toprağı dinliyor, duyuyor, onun üzerine tarımını devam ettiriyorlar. Toprağının yapısını çok iyi bileceksin diyor, köklü bitkilere zor geçtik çünkü toprağın demir oksit oranı yüksek, o zaman demir oranı yüksek sebzeler daha da lezzetli oluyor. Aralara yabani soğan, ayı sarımsağı ekiyoruz, onların da hastalığı önleyici etkisi oluyor. Sarımsağı neyin yanına ekersen onun daha güçlü olmasını sağlar. Sarımsak büyülü bir şey diyor, daha çok katılamazdım bu sözlere. Patates yetiştirmek dört senesini almış, toprağın sıkışıklığını at gübresi ile gevşeterek yapmış bunu. Çok gevşeyince de toprak, danaburnu böceği devreye giriyor. Doğa kendi içinde dengeyle devam ettiriyor hayatı.

“70 yaşında biberi nasıl koparacağını bilemeyen insanlar var diyor, ne üzücü ki topraktan ne kadar uzak düşmüşüz. İnsanların olabildiğince harcama listelerinde kendileri için neyin değerli olduğunu gözden geçirmesi lazım, bu bizim değerler sistemimizle alakalı. Bir kere gerçeğini tattın mı, vücut ona dönüyor, fabrika ayarımızda bu var. Bir çarıklık gön var sırtımda, köprü olmaya çalışıyorum diyor. İnsanın toprakla, doğayla arasındaki köprü.”

Dedim ya, domates deyip geçmeyin, bir domateste bir hayat modeli saklı. Onunla tanışınca her şeyin mümkün olduğunu görüyorsun, ufak balkonunda bir şeyler yetiştirmek istiyor, Narköy’e gidip toprağa yalınayak basmayı, o vadinin ortasına yatıp göğü seyretmeyi istiyorsun, gönüllülerle sebze toplamak, onların huzuruna ortak olmak. Ormana dalmak, saatlerce yürümek, döndüğünde tüm aile ile o toprağın bize verdiği tüm nimetleri paylaştığın masada ruhunu ve karnını doyurmak...

Fabrika ayarlarımıza dönmemiz için geç değil.

Narköy:

http://www.narkoy.com/

http://narciftligi.net/


istanbulfood.com