Ramazan davulu

Ramazanın bolluk, bereket ayı olduğu, masaların donatıldığı, tüm gün oruç tutanların akşam önce gözlerini doyurup sonra midelerini bayram ettirdikleri sofralar kurulacak evlerde.

Bu kadar çok hurmayı bir arada görmemiştim... Büyüğü küçüğü, dalında kurumuşu, Medine’si, İran’ı, Acve’si, tazesi derken, bir de deve maketi ile göz göze geliyorum. Elimdeki telefonu işaret edip, deveyi de çeksene diyorlar... Ben gülümseyip gözlerden uzaklaşıyorum, aslında sıvışıyorum. Çöllerden serin kumlara misali. Ama adım atacak yer yok, sıcağa rağmen. Dükkan sahipleri ürünlerine methiyeler dizedursun, o ufacık sokaktan yürümeye çalışırken kendi düşündüğümü duyamaz oluyorum. Geçit töreni ise sağımda yukarıda kangal kangal sucuk, önünde kalıp kalıp peynir tekerlekler dolusu kaşar, solumda dizi dizi pastırma, onları takiben dağ misali kuruyemiş kümeleri. İlerde zeytinler parodisi, baharat… Ben sıcaktan ve kalabalıktan nefes alamazken, müşteriler de tezgahlara yöneliyor, İstanbul için tadım vakti. Eve kim ne götürecek, ne kadara alacak, satıcının ısrarlarına dayanabilecek mi… Ramazan hazırlıklarının son sürat devam ettiği Eminönü‘deyim. Bu bolluk bana fazla geliyor doğrusu.

Ramazanın bolluk, bereket ayı olduğu, masaların donatıldığı, tüm gün oruç tutanların akşam önce gözlerini doyurup sonra midelerini bayram ettirdikleri sofralar kurulacak evlerde. Herkesin bütçesine göre. Set menülü kebapçılarda oruç açan da olacak, belediyenin kurduğu iftar çadırlarında da saatler önce sıraya giren de, bazısı eski usul evinde ailesi ile paylaşacak o masayı, tüm ailenin toplanması için bir bahane olacak belki de.

İftarda soframızda ne olduğunu tam hatırlamasam da, şimdiki gibi serpme iftariyelik kelimesi ile donatılmadığını ama her yemeğin anneanne elinden çıkma lezzette olduğunu, evin kapısının da hep açık olduğu için o saatte yolu düşen olursa hemen sofraya bir tabak daha konulduğunu hatırlıyorum.

Sahur zamanı mühimdi benim için. Sabaha karşı o davulcunun gümbede güm seslerine kalkıp, hava karanlıkken bir daha yemek yemek ve tekrar uyumak fikri. Zaten gece mutfaktan yemek aşıran çocuğun bir ay için de olsa, saklamadan gönül rahatlığı ile gecenin köründe yemek yiyebilmesi demekti sahur. Bir çocuk daha ne ister ki! O kadar çok börek yerdim ki bazen, yanında da erik hoşafı ile, uyku tutmazdı. Sabah da oruçluymuş gibi kalkar, günün yarısını edemez ve anneanneme satardım orucumu. Sonra da ver elini bahçe ve meyve ağaçları, yakan top ve saklambaç!

Unutmadığım şey ise hoşgörü ve saygıydı. Dışarda yollarda yürürken birşeyler yenmez ve içilmezdi. Oruç tutan da tüm açlığının, düşük kan şekerinin sinirini başkasından çıkarmazdı. Kimin oruç tuttuğu da bilinmezdi. Böyle şeyler konuşulmazdı. Oruç tutmayana başka türlü gözle de bakılmazdı. Ayıptı. Biz herkesin inancına saygılı olmayı öğrendik büyüklerimizden. Ramazan hoşgörülü olmak demekti. Terör estirmek değil.

Şimdi ise, sahur davulunda uyanıp mutfağa koşmasam da, iftar vakti mahalle fırınımda pide kuyruğuna girmeyi ve sonrasında da elim yana yana tazecik pide ile eve dönmeyi, yanına halis koyun sütünden yapılmış bir parça Ezine veya en biberlisinden bir dilim Trakya kaşarı kesmeyi, pidenin üzerindeki çörekotlarını tek tek yemeği, sonra da şekeri kıvamında bir parça güllaç, cevizi bol, gül suyu az olanından...
www.istanbulfood.com