Şile Yeryüzü Pazarı, saydam pazar!

Aracı yok, kendi ürününü kendin yetiştiriyor, topluyor, pazara getiriyor ve satıyorsun. Pazarda yetiştirici ile birebir sohbet edebilirsin, ürünleri sorabilirsin, tarif alabilirsin. Tarlasını gezebilirsin, ürününün nerede yetiştiğini görebilirsin, çiftçini tanırsın
Şile Yeryüzü Pazarı, saydam pazar!

Şile’de bir pazar sabahı. Şile yolunda yanımızdan geçen günübirlik yazlıkçılar şehir merkezine akın etmemişti daha, herhâlde deniz kenarı hıncahınç doluydu,  biz ise Şile Yeryüzü Pazarı’na alışveriş ve köylülerle tanışmaya gitmiştik.

Türkiye’nin ilk Yeryüzü Pazarı olan Foça’dan sonra şu an aday olan Şile. Slow Food Şile Palamut Birliği, Ovacık Köyü Kadın Tohum Derneği,  Şile Turizm ve Tanıtma Derneği, Şile Belediyesi, Kaymakamlık ve  yerel yönetimin de destekleri ile kurulmuş bu pazarda emek çok. Yeryüzü Pazarları, Slow Food felsefesinde, onu belirlediği kuralar çerçevesinde kurulan yerel pazarlar.

Şile Turizm Kültür ve Tanıtma Derneği Başkanı Tümay İmamoğlu ve Slow Food Şile Palamut Birliği Lideri Fatma Cam Denizci ile pazarda hem gezdik hem sohbet ettik. "Başı 2013 yılındaki tohum Takas Şenliğine kadar gidiyor" diyor Fatma. Belediyeyi ikna etmekle başlamışlar, köylü pazarı yapılıyormuş zaten hali hazırda ama semt pazarlarının içinde olan diğer pazarlardan farkı olmayan bir durum. Hem turistik amaçlı hem de köylülerin ürünlerini direkt pazarlayabilecekleri bir alan yaratmak istemişler. Geçen sene Şile Palamut Birliği’ni kurduklarında, ki Fatma’nın çiftçi olarak Torino’ya Slow Food Salone del Gusto’ya davet edildiği sene, meşhur kestane ballarını da alıp gidiyorlar, yeryüzü pazarı olmak istediklerini de orada dillendiriyorlar. 

 Sonra çalışmalar başlıyor, öncelikle Foça’daki yeryüzü pazarını ziyaret ediyorlar, diğer etraftaki semt pazarları, organik pazarları inceliyorlar. Bu pazarın kurulabilmesi için iki yıla yakın bir ön çalışma yapmışlar. Köylülerin toplanmasından, gerekli izinlerin alınmasına, pazar yerinin düzenlenmesine ve tabii ki pazara kimlerin tezgah açabileceğine kadar kapsamlı bir çalışma.

Bu ön çalışmanın en belirleyici maddesi ise şüphesiz Slow Food’un belirlediği Yeryüzü Pazarı’nı oluşturan maddeler. Diğer pazarlardan ayırıcı özellikleri de esas bu maddeler.

40 km alan içindeki tüm üreticilerin ürünlerini getirebileceği bir pazar alanı, ki Şile’de tam 57 köyden üreticiler yer alıyor pazarda. Aracı yok, kendi ürününü kendin yetiştiriyor, topluyor, pazara getiriyor ve satıyorsun. Zaten pazardakilerin yorgunluğundan da belliydi, sabah tarlasından toplayıp getirmiş ürünü, bazı tezgahlar ancak ekmekler pişince, öğlene doğru gelebildiler. Bir iletişim ağı, bir sosyal alan yaratıyor bu pazarlar. "Burada bir sosyal alan da oluştu, birbirleriyle sohbet etmeye başladılar" diyor Tümay anlatırken. Çocuklar da öğreniyor.

Pazardaki tüm köylülerle sözleşme yapılmış. Sözleşmede ikincil üründe bir limit konmuş, bu da %20. Ürettiği ürünün yanı sıra getirip satmak istediği ürün miktarı %20’yi geçemiyor, haksız rekabeti önlüyor bu madde.

Bu pazardaki ürünlerin organik sertifikası yok, mevsimsel, yöresel ve sürdürülebilir tarım metotları ile üretilmiş doğal ürünler var. Hibrid tohum yerine atalık tohum olduğunu da unutmamak gerek. Ve belki de en önemlisi aracısız satılmaları.

Tüm köyleri ziyaret etmişler, hem ürünlere tarlalara bakmışlar, hem de hijyen eğitimi ve sertifikasyonu ile ilgili de bilgilendirmede bulunmuşlar.

Pazarda yetiştirici ile birebir sohbet edebilirsin, ürünleri sorabilirsin, tarif alabilirsin. Tarlasını gezebilirsin, ürününün nerede yetiştiğini görebilirsin, çiftçini tanırsın. Bu 57 köyün değişik etnik yapılarını tanıyabilirsin, Manav Köyü, Boşnak Köyü, Gürcü Köyü, Ağızka Türkü Köyü gibi. Zamanla altyapı çalışmaları da yapılacak, eğitim programları da. Hem köylüye hem de bizlere.

Tabii sadece köylünün yetiştirdiği ürün değil, bu ürünlerden kış için ikincil ürünlerin de üretilmesine önayak oluyorlar. Kavanozlama, tuzlama, kurutma, turşulama gibi. Erişte, tarhana, ekmek. Köylülerin evinin yanlarında üretim yapabilmeleri için, gerekli izinlerin alınabileceği altyapıda ufak atölyeler kurulmuş. Atölyelerde hem kışlık hazırlıklarını yapacaklar hem de yazın kendi ürünlerinden yaptıkları işlenmiş gıdaları pazarda satma imkanı bulacaklar. Gıda imalat belgesi olmayanlar ise bu ürünleri getirip satamayacak.

Bence bu çok değerli ve önemli bir konu, şehirlerde her önümüze gelen dükkanda köy ürünü adı altında kim bilir ne şekilde üretilen kaç yıllık tarhanalar, erişteler, sütünü bilmediğimiz tereyağlar vs satılıyor...

Ekmeklerin buğdayı için araştırmalarını sürdürüyorlar, en iyi ve doğalını nasıl nereden buluruz diye. Yavaş yavaş.

Bu kriterleri sağlayabilenler pazarda yerini alıyor, hem ürün üretmeye devam ediyorlar, ürünlerinin satıldığını görünce o ürüne, toprağa yatırım yapmaya devam ediyorlar. Yerli ekonomiyi de canlı tutuyorlar, bence en önemlisi kendi bildikleri işi yaparak evlerini geçindirebilmeleri, köylerinde kalmaları şehirlere iş aramak için göçmemeleri.

Nasıl güveneceğiz peki bu  pazara; Fatma anlatıyor, bir pazar komisyonu kurduklarını ve denetlemelerin devam ettiğini, bu komisyonda Şile Palamut Birliği ve Şile Belediyesi’nden, Gıda mühendislerine, ziraat mühendislerine, zabıtaya geniş bir ekip çalıştığını belirtiyor.

Müşteri gelmeyince, hava bozunca köylülerin direncinin kırıldığından da bahsediyor Tümay. emeklerinin karşılığını görmek istiyorlar, onların ürünlerine verdikleri değeri bizim de göstermemizi. İstanbul’a bir saat uzaklıkta, fıstık gibi yol. Gitmemek için bir neden bulamıyorum. Her daim müşteri desteğine ihtiyaçları var, ürün öyle kolay yetişmiyor, toplanmıyor.

Öğlen kalabalıklaşan pazarda biz ayrılırken ürünler azalmaya başlamıştı bile.

Bu sene yediğim en lezzetli domatesleri, dikenli salatalıkları, karpuzu da bu pazardan aldım. Sabah tarladan toplamış Osman Amca, öğlen benim soframda…  Şükür olsun.

Şile Yeryüzü Pazarı: Her hafta Cuma ve Pazar günleri.

 

 

istanbulfood.com