Sirha ve Omnivore izlenimleri

Otelcilik sektöründe geçirdiğim yıllar boyunca sayısız fuara katıldım. Hala bazı şeyler aynı formatta devam ediyor. Göz alıcı hosteslerin ürünleri beklediği stantlar da vardı Sirha'da mesela

Omnivore dingin, enerjik, neşeli, genç! Omnivore’un kurucusu Luc Dubanchet’te öyle... Masterclasslar da sahne alan şefler Türkiye’deki yeni nesil diyebileceğim, mutfağımıza sahip çıkan, taze kan, yeni yaklaşımları, malzemeyi de savunan isimler, Maksut Aşkar, Didem Şenol, Kemal Demirasal, Kaan Sakarya, Aylin Yazıcıoğlu, Yılmaz Öztürk gibi ve Omnivore Dünya Turu kapsamında gelen misafir şefler ise Davy Schellemas, Guillaume Monjure, Dimitri Zotov’du.

Geçen sene nerede bu gastronomi öğrenciler deyip durmuştum Gastroistanbul’da. Omnivore’da ise çeşitli okullardan gelen turizm, gastronomi, aşçılık öğrencilerinin genç şefleri seyretmek için sıraları doldurmaları harikaydı! Genç, mesleklerini seven ve onlara yön vereceklerine inandıkları şeflerin hikayelerini dinleyip sunumlarını seyrettiler. O tazecik beyinleri, o beyaz üniformalı şefleri görerek imrenmeleri, bir gün kendilerini o sahnede hayal etmeleri... Kaan Bergsen’in kahve ile ilgili dolu dolu sunumundan, masterclassların sonuna kadar tıklım tıklım doluydu Omnivore alanı.

Sirha’da başka neler vardı, neler oldu peki... Sirha, yiyecek ve içecek sektörü, otel işletmelerinin, müşterilerinin, mesleğe yeni başlayanların, duayenlerin buluşma platformuydu. Metro Toptancı Market, Mutfak Dostları Derneği ve Metro’nun ortak sahip çıktıkları Essedra Projesi kapsamındaki Anadolu’nun Lezzet Envanteri alanları harikaydı. Coğrafi tescilli ürünler, topraklarımızın hazineleri, görücüye çıktı, ilgi odağı oldu.

Esas başka gözlemlerimden bahsetmek istiyorum...

Otelcilik sektöründe geçirdiğim yıllar boyunca sayısız fuara katıldım. Hala bazı şeyler aynı formatta devam ediyor. Göz alıcı hosteslerin ürünleri beklediği stantlar da vardı Sirha’da mesela. Bir şov niteliğinde, sergilenen makarnalar, cipsler, soslar... Her şey plastik görünüyordu bazı stantlarda gözüme. İthalatçılar benden nefret edecek, hem zaten o çok severek yediğimiz Avrupa ve Asya mutfakları siz olmasanız Türkiye’de iş yapamazlar, biliyorum, sizin de olmanız gerekiyor ama... Ama gerçek gıda diye diye dilimizde tüy bitti, bitiyor. O koca rengarenk ürünlerinizin yanı sıra keşke başka gıdalar da ithal etseniz, otellerimiz de bunları alsalar, gerçek gıdaya dönüşümüzde sizin de bir kaşık tuzunuz olsa diye düşünmekten kendimi alamadım.

Direkt üretici olarak katılımın yok denecek kadar az olması can sıkıcıydı. Nedenini bilmiyorum, stant paraları mı yüksekti, başka ne neden vardı... Bu tür fuarların üretici ile müşteriyi buluşturmada önemli bir role sahip olduğunu düşünüyorum, nasıl son model bir buharlı fırını pazarlamak için firmalar ürünlerini teşhir ediyorsa, üreticilerin de bu tür fuarlarda aynı konumda olmaları gerektiğine inanıyorum. Nar Gourmet vardı ürünlerini getirip tattıran, iyi ki.

Ayrıca keşke kahve firmaları daha görünür bir yerde olsalardı.

Gelelim pişirici ekipman tanıtan firmalara. Ekipmanlarını tanıtacaklar diye Kızılderili misali dumanla haberleşecektik bir ara. Duman altı olduk. Fuar boyunca üstümüz yemek koktu, tavanın basıklığı bir yana, havalandırmanın yemek pişirmeye uygun olmadığını da düşünürsek! Ne tür ekipmanların kullanılıp kullanılamayacağının belirlenmiş olması gerekiyordu. Kalabalık, yemek kokuları, basık tavan derken öğleden sonraları zor geçmeye başladı.

Gelelim canımı sıkan konuya.

İlk gün yaşadığım olayı anlatayım: Bordu kadife perdeler sıkı sıkıya kapalıydı. Benim orada olduğum saatlerde perdelerin önünde iki tane kocaman bodyguard nöbet tutuyorlardı. İçeriye girmek için hamle yaptığım sırada durduruldum. Giremezsiniz dediler, yasak. Afalladım. Sirha fuarındayım, şarap üreticilerinin bulunduğu tarafa geçemiyorum. Neden, niçin diye sordum. Yasak geçemezsiniz. Madem yasak, madem fuarda alkollü içki tanıtılması yapılmayacak, o zaman neden orada peki üreticiler, biz göremeyeceksek neden gelip stant parası ödeyip oraya personel koydular? Şans eseri şarap firması çalışanlarından biri bodyguardların oradaydı ve beni tanıdı da, bodyguardları ikna ettik, zorla içeri girdim. Biliyorum bir sürü neden neden neden diyorsunuz. Ben de diyorum. İçeri girdim ama, içeride bir yerli üretici, bir de yabancı. Bir de sabahtan bu saçmalığa sinirlenip ürünlerini alıp Fransa’ya geri dönmüş bir başka üreticinin bomboş standı. O firma ki adını yazamıyorum, ne komik, orada göğsünü gere gere ürünlerini tanıtmaya çalıştı ama gel gör ki ikici gün perdenin açılmasına rağmen, o dışlanmış, perdenin arkasına itilmiş konum değişmedi ve kimseler de uğramadı. Perdelerin dışında ise bir bodyguard nöbet tutmaya devam etti.

Nerede diğer şarap üreticileri, hepsi veya çoğu gelseydi o perdeyi kapalı tutabilirler miydi, buna üreticiler izin verir miydi? Bunu mantığı neydi, Türkiye şarap üreticileri neden orada değildi... Peki diğer yerli içki üreticileri? O güzelim üzümlerimiz, şişelenmiş en değerli kültürlerimizden olan şaraplarımızı neden tanıtmak için gelmediniz?

Bir Sirha ve Omnivore da böyle geçti...