Başarının Diğer Yüzü : Impostor Sendromu

Başarının Diğer Yüzü : Impostor Sendromu

Aslında tam olarak ne yaptığınızı bilmediğiniz ve her şeyi berbat etmek üzere olduğunuz hissine kapıldınız mı hiç? Hak ettiğinizden fazla övgü aldığınızı, diğerlerinin sandığı kadar bilgili ve yetkin olmadığınızı mı düşünüyorsunuz?
Profesyonel iş yaşamınızda elde ettiğiniz başarıları, kendi becerileriniz ile değil de doğru zamanda doğru yerde bulunduğunuz için, şansınızın yardımıyla elde ettiğiniz ve her an birilerinin o yeri hak etmediğinizi fark ederek foyanızı açığa çıkaracağı endişesini mi taşıyorsunuz?

Eğer zaman zaman aklınızdan bu düşünceler geçiyorsa, bunun bir adı olduğunu ve yalnız olmadığınızı bilmek belki sizi rahatlatabilir. ‘Impostor Sendromu’, elde edilen başarının, kişinin kendisi dışındaki faktörlerden kaynaklandığı ve geçici olduğu inancı olarak tanımlanıyor.

Araştırmalar, sanılanın aksine, başarı basamaklarında yukarıya tırmananlarda, yetersizlik endişesinin arttığını, özgüvenin ve kendine olan inancın azalma eğiliminde olduğunu ortaya koyuyor. Kişisel başarılarını sahiplenmekte zorlanan milyonlarca profesyonel ‘sahte’ olduklarını düşünüyor. ‘Impostor’ yani ‘Sahtekar’ sendromu adını bu ortak kaygıdan alıyor. Kimileri için hafif, başa çıkılabilir bir rahatsızlık hissi, kimileri için yoğun ve şiddetli...
Öyle ki, bazıları gerçek liderlerin, gerçek dâhilerin üye olduğu bir kulübe gizlice sızmışlar da her an bir görevli gelip bütün gerçeği gözler önüne serecek ve kapı dışarı edileceklermiş gibi tedirgin yaşıyor...
Bütün dünya, müthiş bir yetenek ile karşı karşıya olduğunu kabul etse bile, yenilgiye odaklanarak başarısını baltaladığı için hayallerinden kopmuş, sakındığı sona doğru ilerleyen çok sayıda yönetici, lider ve ünlü isim var.

Peki neden bu sendromu yaşıyoruz?
Korku ve endişe gibi duygular, bizi harekete geçirmek için ortaya çıkıyor. Hayatta kalma ve uyum içinde yaşama mekanizmamızın önemli parçaları... Impostor Sendromu, etkisi altına aldığı kişilerin daha çok çalışmasına, diğerlerinden daha fazla plan yapmasına, ortaya çıkabilecek engelleri, riskleri önceden düşünüp önlem almasına ve daha mütevazi olmasına neden oluyor. Hatta güçlü bir motivasyon kaynağı yaratabiliyor. Ancak ödettiği bedel hiç de küçümsenecek gibi değil.

Başarıyı içselleştirememek ve yetersizlik korkusu, kendimizi fazla hafife almamıza veya mükemmellik arayışımız sırasında önümüze çıkan fırsatları kaçırmamıza neden olabiliyor. Ait olmadığımızı düşündüğümüz bir yerde var olmaya çalışmanın rahatsızlığı ile boğuşurken ve zihnimiz durmaksızın yetersizliğimizi kanıtlamanın yollarını ararken, dikkatimiz, odağımız sürekli kendimizde... Dış dünyaya karşı keskin bir körlük başlıyor. Ve elbette kendimizle ilgili olumsuz düşüncelerimiz dışarıya sızıyor. Seçimlerimiz, sözlerimiz, beden dilimiz ve mimiklerimiz hislerimizi tüm çıplaklığı ile ortaya koyuyor.

Impostor Sendromu ile başa çıkabilmek için atılacak ilk adım deneyimlediklerimizi normalleştirmek. Endişe, tüm insanlığın paylaştığı, son derece doğal bir duygu, evrimsel mirasımız...
Ünlü filozof Soren Kierkegaard, endişeden daha iyi bir öğretmen olmadığını hatırlatıyor bize, çünkü bu his seçeneklerimiz olduğunun habercisi...
Korkularımızdan kaçmak yerine bize ne söylemeye çalıştıklarını merak edip dinlersek farkındalığa, kendimize ve özgürlüğe ulaşacağımızı söylüyor Kierkegaard. Bize ne anlatmaya çalışıyor kaygılarımız? Bir çeşit uyarı sinyali mi? Harekete geçmemizi isteyen içsel bir dürtü mü? Kişisel ve profesyonel hayatımız arasında kurmak istediğimiz denge mi? Yaşamımızı, ilişkilerimizi, dünya görüşümüzü değiştirmeye duyduğumuz ihtiyaç mı? Daha büyük bir amaç ve anlama duyulan özlem mi?


www.twitter.com/TugbaKirac