Sessiz Deha: İçe dönüklerin gücü

Kendinizle baş başa kalmak sizi mutlu ediyor mu? Kalabalığa ve gürültüye uzun süre katlanamıyor musunuz? Havadan sudan konuşmayı sevmiyor, derin sohbetler mi arıyorsunuz? Hayalini kurduğunuz tatil, sessiz sakin bir koyda, gölgede bir hamakta kitap okumak mı?

Bu sorulara cevabınız evetse, içe dönük kişilik yapısına sahip olabilirsiniz.
Bugün içinde bulunduğumuz dünya, insanlarla iç içe olmayı seven, girişken, cüretkar, dışa dönük kişilikleri onaylıyor ve destekliyor. Sosyal, atılgan ve sahne spotları altında kendini rahat hissedenler yüceltilirken sessizce dünyayı değiştiren içe dönükler hak ettikleri değeri bulamıyorlar ne yazık ki.

Susan Cain, ‘Quite’ (Sessiz) adlı kitabında içe dönüklerle ilgili bildiğimiz bütün yanlışları düzeltiyor, gizli kalmış bir gücün farkına varmamızı sağlıyor.
Dışa dönüklerin idealleri altında yaşayan içe dönüklerin durumunu, erkeklerin dünyasında var olma mücadelesi veren kadınların dramına benzetiyor yazar. Okullar, kurumlar, işyerleri daima dışa dönüklerin ihtiyaçlarına cevap vermek üzere, tek bir tipin motivasyon kaynaklarını tetikleyecek şekilde düzenlenmiş durumda... Nüfusun yarısının enerjisini boş yere tüketmesine neden olan böyle bir bakış açısının pek akıllıca olmadığı da bir gerçek...
Son araştırmalar, her iki veya üç kişiden birinin içe dönük kişilik yapısına sahip olduğunu söylüyor. Bu demek oluyor ki; siz onlardan biri olmasanız bile ya bir içe dönük evlat sahibisiniz, ya sevgiliniz, eşiniz, belki de en yakın dostunuz içe dönük... Susan Cain’e göre bu istatistikleri şaşırtıcı bulmamızın sebebi, içe dönüklerin saklanıyor olması. Toplumsal değer yargıları ve yönlendirmeler nedeniyle, henüz çok küçük yaşlarda, kendilerinde bir hata olduğunu düşündükleri için dışa dönüklere özgü davranışları taklit ediyor olmaları ve rol yapmaları... Maskelerini takmayı reddedenler ise, anti sosyal, çekingen, öz güvensiz gibi sıfatlarla damgalanıyor.

Irk ve cinsiyet ayrımlarında olduğu gibi kişilik tipimiz de yaşamlarımıza anlamlı biçimde yön veriyor. Hepimiz çeşitli dozlarda içe dönük - dışa dönük çizgisinde yer alıyoruz. Dışımızdaki dünya ile uyumlanmanın ve sosyal ilişkiler kurmanın tek bir biçimi yok. İçe ve dışa dönük kişiler ışık, ses, insanlar gibi dış uyaranlara farklı düzeylerde ihtiyaç duyuyorlar. İçe dönük yapıdaki biri, daha yumuşak, minimal seviyede uyarıcıların olduğu ortamları tercih ederken, dışa dönük kişi yüksek uyarıcıların olduğu ortamlardan keyif alıyor. Bir içe dönük, yakın arkadaşıyla sakin bir akşam geçirip bir kadeh şarap eşliğinde sohbet ederek, dışa dönük ise tanışabileceği yeni insanların olduğu kalabalık bir partide dans ederek eğlenmek isteyebiliyor. Bu yeğ, içe dönüklerin asosyal veya utangaç olduğu anlamına gelmiyor sadece tercih ettikleri sosyalleşme şeklinin farklı olduğunu gösteriyor.

İçe dönüklerle ilgili bir başka toplumsal yanılgı, güçlü liderler olamayacaklarının düşünülmesi. Wharton Üniversitesi İşletme Prof. Adam Grant’’in yaptığı son araştırma sonuçları, içe dönük liderlerin çoğu zaman dışa dönüklerden daha başarılı sonuçlara ulaştığını söylüyor. Çünkü, egolarının veya spot ışıklarının değil, daha yüksek bir amaca adanmışlıklarının getirdiği motivasyon ile harekete geçiyorlar. Her işe kendi damgalarını vurmaya çalışmaktansa, yönettikleri kişilerin fikirlerini hayata geçirmesine izin veriyorlar. Risk almadan ve konuşmadan öncen düşünüyor, uzlaşma ortamları sağlıyorlar. Yıkıcı değil yapıcılar. Tarihte, Gandhi ve Eleanor Roosevelt gibi köklü değişimler yaratan efsanevi isimler, içe dönük liderlerin başarısını kanıtlıyor.

İçe dönükler, yalnız vakit geçirmeyi sevdiği için ve ‘tek başınalık’ yaratıcı düşünce için kritik önem taşıyan bir faktör olduğundan, bir çok farklı alanda en yaratıcı kişiler içe dönükler arasından çıkıyor diyor Psikolog Gregory Feist.
Nadiren kendilerini yalnız hissetseler de güçlü ve renkli iç dünyaları sayesinde asla sıkılmıyorlar. Dışarıda nasıl bir kargaşa olursa olsun, daima içeriye dönerek rahatlayabiliyorlar. Düşünceli, hoş görülü, alçak gönüllüler...

İçe dönükler olmasaydı pek çok muhteşem fikirden ve keşiften mahrum kalırdık:
Van Gogh, Evrim teorisinin babası Darwin, W.B. Yeats, Chopin, Proust, Peter Pan’ın yaratıcısı J.M Barrie, Alice Harikalar Diyarında’nın yazarı Lewis Carroll , Isaac Newton, Albert Einstein, Ünlü filozof Schopenhauer, Slavoj Zizek, Google’ın kurucusu Larry Page, E.T, Schindler’in listesi filmlerinin yönetmeni Steven Spielberg, Harry Potter’ın yazarı J.K Rowling...

Hangi kişilik özelliğine dahil olursak olalım, güçlü ve gelişime açık yönlerimiz olduğunu bilmek önemli. Her birimizin diğerinden daha iyi olduğu durumlar ve koşullar var. Psikolog Laurie Helgoe, ‘İçe dönüklerin gücü kitabında’, ‘Altın kural, sebebi ne olursa olsun sürekli olarak kim olduğunuzla ilgili kötü hissetmenize neden olan yer sizin için doğru bir yer olamaz.’ diyor. Sanırım anahtar nokta burası. Kendimizi daha yakından tanımaya çalışmak ve kendimiz için uygun ortamları seçebilmek... Bazılarımız parlak sahne ışıkları altında büyüleyiciyken, kimilerimiz bir masa lambasının kısık ışığı altında harikalar yaratabilir.
Yaşamın sırrı belki de doğru ışık altında dans etmektir.


www.twitter.com/TugbaKirac