8.5 milyarlık anlaşma

Devlet Bakanı Ali Babacan ile ABD Hazine Bakanı John Snow tarafından Dubai'de imzalanan anlaşma konusunda, siyasi bir tartışma doğdu.

Devlet Bakanı Ali Babacan ile ABD Hazine Bakanı John Snow tarafından Dubai'de imzalanan anlaşma konusunda, siyasi bir tartışma doğdu. Bu, Türkiye'nin 8.5 milyar dolarlık krediye ilişkin anlaşmayı bazı siyasi koşullara dikkat etme yükümlülüğü bağlamında kabul ettiği yolunda bir tartışma. Özellikle Türkiye'nin, tek taraflı olarak, silahlı kuvvetlerini Irak'ın kuzeyine sokmaması ve Irak'ta, ABD tarafından yürütülen askeri harekâtta, bu ülkeyle insani yardımlar da dahil olmak üzere, işbirliğinde bulunmak gibi koşullar basında ve siyasilerin beyanlarında yer aldı (Cumhuriyet, 26 Eylül 2003; Hürriyet, 27 Eylül 2003).
Hükümet adına yapılan açıklamalarda, örneğin Devlet Bakanı Babacan, bu konunun Dışişleri Bakanlığı'nın bilgisi dahilinde olduğunu belirtti. Ve tek taraflı asker sokma konusunun, ABD Kongresi'nin kararıyla belirlenen bir konu olduğunu, anılan anlaşmadaysa bu kararın ruhuna uygun ayrıntılar bulunduğunu belirtti (Hürriyet, 27 Eylül 2003). Muhalefetin bu anlaşmanın Meclis'e getirilmesi gerektiği yolundaki eleştirileri karşısında, bu kez Savunma Bakanı Vecdi Gönül, "Bunlar beynelmilel anlaşmalar sayılmıyor. Anayasal olarak mecburiyet olmadığını sanıyorum. (...) Ekonomik anlaşmalara yol açan ana anlaşmalar Meclis'e gelmek durumundadır" biçiminde bir açıklama yaptı (Milliyet, 30 Eylül 2003). Adalet Bakanı Cemil Çiçek de, kredi anlaşmasının Meclis'ten geçmeyeceğini vurgulayarak, bu anlaşmanın, bizim talebimiz üzerine gündeme gelmediğini belirtti ve şöyle devam etti: "ABD tarafının tek taraflı olarak verdiği kredidir. Şartları da kendisi koymuştur (Milliyet, 30 Eylül 2003)".
Bütün bu açıklamalar sonucunda ortaya çıkan durum, anılan anlaşma metninin aleniyete sahip olup olmadığıyla ilgilidir. Ve hükümet adına yapılan bu açıklamalardan çıkan sonuç, bu anlaşmanın, Anayasa'nın 90. maddesinde öngörülen antlaşmaların onaylanmasına ilişkin usuller bağlamında Meclis'in iradesinin alınması gereken nitelikte bir anlaşma olmadığı yönündedir.
Siyasi ve hukuki açıdan, sayın bakanların yaptığı bu açıklamaların hiç de tatmin edici olmadığı ortadadır. Bir 'anlaşma', her şeyden önce iki taraflı
bir iradeyi gerektirir. Dolayısıyla, anılan kredi anlaşmasının ABD kongresinin kararlarından kaynaklanan bir ruha sahip olması veya bu, ABD'nin tek taraflı olarak verdiği bir kredi olduğu için koşullarını da kendisinin belirleyeceği iddiaları, her şeyden önce bir anlaşmanın,
'anlaşma' olarak sahip olması gereken hukuki niteliklerle bağdaşmaz. Bu nedenle yapılan açıklamalar, hukuken tatmin edici görülemez.
Öte yandan, bu konuyu anayasal açıdan değerlendirmek de gerekir: Söz konusu kredi anlaşmasanın, Milli Savunma Bakanı'nın belirttiği gibi,
'beynelmilel bir anlaşma' sayılmaması, hukuken isabetsiz bir görüştür. Bu durumda, Anayasa'nın 90. maddesine göre (fıkra II), bir anlaşmanın devlet maliyesine yük getirmesi, onun basit usulle yapılmasını önleyici bir özelliktir. Herhalde kredi anlaşmalarının bu nitelikte olmadığı ileri sürülemez ve Meclis'in iradesinin alınmasını gerekli kılar.
İkinci olarak, gene Milli Savunma Bakanı'nın belirttiği gibi, ekonomik anlaşmalara yol açan 'ana anlaşmalar' Meclis'e getirilmek zorundadır ama uygulama anlaşması niteliğinde ekonomik anlaşmalar değil. Bu doğru bir açıklama olsa da, tartışma konusu olan anlaşmanın bu bağlamda değerlendirilebilecek bir anlaşma olup olmadığını bilmiyoruz. En azından, hükümet, Anayasa'nın 90. maddesi çerçevesinde (fıkra III) düşünülecek olursa, tartışılan anlaşmanın, kanunun verdiği yetkiye dayanan bir anlaşma ya da daha önce Meclis'in iradesinin alındığı bir ana anlaşmanın uygulanmasıyla ilgili bir anlaşma olup olmadığını belirtmedi. Dolayısıyla, bu konu da hiç berrak değil.
Sonuncu olarak, bu anlaşma Türk Silahlı Kuvvetleri'nin yurtdışına gönderilmesi konusunda bazı sınırlayıcı koşullara sahipse, sormak gerekir: Bu konulara ilişkin karar alma yetkisi Meclis'e ait olduğuna göre, hükümet, kendi yetkisine girmeyen böyle bir konuda nasıl bir uluslararası anlaşma yapabilir? Ayrıca, hükümetin yabancı ülkelere silahlı kuvvet göndermesi gibi bir konunun, BM ilkeleri ve usulleri bağlamında bir meşruiyet zemininde düşünülmesi gerektiğine göre, buna ilişkin hiçbir meşru dayanak olmaksızın, sadece ABD'nin belirleyiciliğiyle böyle bir anlaşma ilişkisine girilmesi, nasıl tanımlanmalıdır?