ABD, BM'ye meyletti mi?

Yabancı basında çıkan haberlere göre, Bush yönetimi Irak'taki askeri macerayı Birleşmiş Milletler'e taşıma niyetinde görünüyor.

Yabancı basında çıkan haberlere göre, Bush yönetimi Irak'taki askeri macerayı Birleşmiş Milletler'e taşıma niyetinde görünüyor. ABD'nin Birleşmiş Milletler'e meyli, şimdilik istişareler şeklinde yürütülüyor. Tabii, altı ay önceki ABD politikasını hatırlayanlar, bu gelişmeye bıyık altından gülerek bakabilir. Fakat öte yandan, ABD'nin Birleşmiş Milletler'e yaklaşması ne ölçüde mümkündür? Veya böyle bir gelişme, Irak'a yönelik bu saldırının ardından nasıl bir politika değişikliği anlamına gelebilir?
Bu soruların merkezine Birleşmiş Milletler örgütü geçmiş gibi görünmekle birlikte, ABD, merkezdeki asıl konumunu yitirmiş değil. Dolayısıyla, belki biraz ümit verici bulunabilen, bu gelişme karşısında bile, asıl belirleyicinin gene ABD yönetimi olduğu tartışmasız. Kısaca ABD'ye rağmen, örneğin Güvenlik Konseyi'nde Irak'a yönelik bir kararın kotarılması hâlâ bilinen zorlukları da içinde taşıyor.
İşin başlangıcında, ABD ve Britanya, hukukun öngörmediği bir biçimde ve tamamen meşru dayanaklardan yoksun bir askeri müdahalede bulundukları için şiddetle eleştiriliyordu. Bu hâlâ geçerli olan bir durum. Birleşmiş Milletler'in bu bağlamdaki rolüyse, uluslararası sistemin güç temelinde değil, ama önceden belirlenmiş normlar ve usuller çerçevesinde inşa edilmeye çalışılmasının önemini vurgulamakla eşdeğerdi. Bu sınırlar içinde, devletlerin ne zaman kuvvet kullanabileceği bilinmeyen bir durum değildir. 1945'ten bu yana, hem hukukun gelişimi, hem bu konuya ilişkin uygulamanın birikimi gözardı edilemez. Ama yapılan, bunların tümünü yoksayan pervasız bir güç politikasıydı ve hâlâ da öyle.
Irak'a yönelik ABD ve Britanya saldırısı, o zaman, örneğin bir Güvenlik Konseyi kararıyla taçlandırılmış olsaydı bile, hukuku hiçe saydığı ölçüde, meşruiyetten nasibini almış sayılamazdı. Dolayısıyla, mekanik bir Birleşmiş Milletler aygıtının bu harekâta monte edilmesi başlı başına bir hukukilik ve meşruiyet ölçütü olarak görülemezdi.
Bugünse durum, kanımca daha vahim. Bir süre önce, Radikal'de de çevirisi yayımlanan The Guardian gazetesindeki makalesiyle George Monbiot'un dikkat çekmeye çalıştığı konu da buydu: Bu kısaca, Birleşmiş Milletler'in, sırf ABD'nin ellerini yıkamak uğruna (o da bir yere kadar mümkün), Irak'a itilmesinin önlenmesi.
Bu uluslararası örgüt yıllardır, ama özellikle 1990'lı yıllarda değişik çatışma ortamlarında iyi kötü bir görev üstlendi. Bilindiği gibi, Birleşmiş Milletler'in bu tür askeri görevleri barış gücü ya da barışı koruma gücü gibi adlar altında yürütülür. Fakat 1990'lı yıllardaki vahim çatışmaların tümünde, bugün Irak'takinden daha farklı ortak bir niteliğin bulunduğu da açık. Yüzbinlerce insanın kıyımı, ülkede düzenin ve istikrarın yitirilmesi vb. felaketler, hep yerel ya da o ülkedeki çatışma taraflarının eylemleriyle meydana geldi. Ve Birleşmiş Milletler, sadece barışı koruma değil, ama barışın inşası gibi daha ciddi bir görevin yerine getirilmesi sorumluluğuyla da yüz yüze kaldı.
Bu gelişmeler, bugün, Irak sorunu bağlamında yeniden değerlendirilecek olursa, öncelikle sormak gerekir: Bugün, Irak'taki kaosun asıl sorumlusu kim ya da kimlerdir?
Bu, Saddam Hüseyin'se, yetersiz kalan uluslararası mekanizmaların yerine kendi güçlerini ikame ettiği iddiasıyla ortaya çıkan ABD ve Britanya'nın, zaten o uluslararası mekanizmaları etkisiz kılmak için epey gayret gösterdiği bir ilişkiler düzeninde, bu politikalarının bir anlamı olabilir mi? Eğer bu devletler, bu saldırgan eylemlerinin öngörmedikleri bir eksende geliştiğini farkedip, çok fazla uzatmadan bu pürüzlü yoldan yürümeyi Birleşmiş Milletler'e devretmeyi planlıyorlarsa, bu değişikliğin nedeni, sadece bu kaygı olamaz.
Asıl sorun, hâlâ Birleşmiş Milletler'in uluslararası düzenin sağlanmasındaki işleviyle ilgili. Dolayısıyla Irak krizinin başlangıcındaki tartışma, bir başka biçimde sürmekte.