ABD'nin Irak'ta yaptığı

Irak'a gidip gördüklerini aktaran bazı gazeteciler, ülkedeki durumun dışarıdan algılandığı gibi, bir felaket olmadığını, gündelik hayatın...

Irak'a gidip gördüklerini aktaran bazı gazeteciler, ülkedeki durumun dışarıdan algılandığı gibi, bir felaket olmadığını, gündelik hayatın olağan bir seyir izlediğini söyleseler de, ABD birliklerine yönelik saldırıların etkileyici bir biçimde devamı, bu görüşleri hiç doğrulamıyor.
Bir ülkedeki yönetimi, genel olarak iki bakımdan değerlendirmek mümkün olabilir: Yönetimin etkililiği ve meşruiyeti. Bu, Irak sorunu bakımından da geçerlidir.
Bugün, Irak'ta etkili bir yönetimin icra edildiği söylenemez. Belki ABD birliklerine yönelmiş saldırıların ülkenin geneline yayılmamış olmasını ön plana çekerek, bu durumun çok önemsenmemesi gerektiğini ileri sürenler olabilir. Ancak Irak'taki, damla damla biriken direniş tablosunun gitgide işgalcilerle ittifak halinde olan ve olmayan Iraklılar ayrımına yol açacağı da söylenebilir. Böyle bir gelişme, Irak'ın siyasi geleceği sorununun toplantı salonlarında değil çarpışma alanlarında belirlenmesine çalışılacağı bir ortamı hazırlayacaktır.
ABD'nin Irak'ta giriştiği maceraya sadece karşı çıkmak, artık başlı başına yeterli bir görüş olmaktan çıkıyor. Bu ülkede bir düzenin kurulması çabalarını etkili kılacak bir yönetimin icrası, hukuk dışı bir müdahaleyi gerçekleştiren devletlerin de sorumluluğudur. Belki, bir ironi olarak karşılanabilir, ama bu, hukuka aykırı bir eylemin sınırlarının bile hukuka uygun olma sınavına bağlı kılındığı bir sorumluluktur. ABD'nin, gerek Birleşmiş Milletler önünde gerek kendi bireysel girişimlerindeki tutumuysa böyle bir sorumluluğun tesliminden çok, yüzleştiği büyük sorun karşısındaki zorluğu göstermemek ya da farklı bir imaj yaratmaya çabalamaktan ibaret görünüyor.
Bu aczin daha da vahim tarafı, bu imaj yansıtma gayretinin 2004'teki başkanlık seçimleriyle sınırlı bir takvim içinde düşünülmesi. Seçimlerin Bush yönetiminin devamı sonucunu doğurması veya demokratları iktidara getirmesinin, mevcut Irak politikalarını ne ölçüde etkileyeceği ve bunun, Irak'ta bir düzen ve istikrarın sağlanmasına ne ölçüde katkıda bulunabileceği gibi sorular, henüz cevaplanmadan çok uzak görünüyor.
Meşruiyet kıstası bakımından da, durum çok farklı değil. Burada söz konusu olan, elbette ABD'nin Irak'taki varlığının meşruiyet kıstasları bakımından değerlendirilmesi değildir. Irak'ta, meşru olduğu ileri sürülebilecek bir yönetimin inşası, bu bağlamda ortaya çıkan sorunu ifade ediyor. Geçici Yönetim Konseyi'nin yapısı belirlenirken, bunun meşru bir görünüme sahip olmasına çalışıldı. Ancak asıl sonuç, aralık ayı ortasında açıklanması beklenen anayasa hazırlığı ve genel seçimlere ilişkin takvime nasıl uyulacağı ve bunun sonucunda ortaya çıkan tabloya göre değerlendirilecek.
Irak'taki kargaşa hali, işgalcilere karşı direnişin nasıl tanımlanacağı konusunda da geçerli. Kural olarak, bir ülkenin yabancı işgaline maruz kalması, o ülke halkının buna karşı direnmesini meşru kılar. Irak'ta da farklı bir vakayla karşı karşıya değiliz. Ancak bu noktada karışıklığa yol açan bir neden gibi sunulan, Irak'taki devrik lider Saddam Hüseyin yönetiminin ne ölçüde meşru bir yönetim sayılabileceğinin, bu gelişmeler karşısında tartışmaya neden olması. ABD, elbette devrik yönetimin gayrimeşru olduğunu iddia edecek ve politikasını bunun üzerine inşa edecektir. Nitekim öyle de yapıyor. Saddam yönetiminin, Irak halkını, bir ayrım yapmaksızın temsil eden bir niteliğe sahip olduğunu söylemek gülünç olurdu. Fakat bunun, uluslar arasında merkezi sayılabilecek bir kurum yerine ABD tarafından ilanı ve buna bağlı olarak kuvvete dayanan bir müdahalenin icrası da meşru değildir.
Bu tablo, ancak büyük devletlerin desteğiyle de güçlendirilmiş uluslararası bir otoritenin öncülüğünde bir çözüme yönelmeyi anlamlı kılabilir. T. L. Friedman'ın iddia ettiği (IHT, 3 Kasım 2003), 'yeni Atlantik ittifakı' da ancak bu bağlamda bir anlam taşıyabilir. Aksi halde, ABD'nin Irak'ta yaptığı, Amerikalı stratejistlerin 'asimetrik savaş' diye adlandırdığı çatışma haliyle, belki ABD'de değil ama Irak'ta, günbegün yüzleşmekten başka anlam taşımıyor.