ABD'nin yeni Irak kararı

ABD, Britanya ve İspanya tarafından hazırlanan ve Irak'ın savaş sonrasındaki genel durumunun ana hatlarını belirleyecek olan karar...

ABD, Britanya ve İspanya tarafından hazırlanan ve Irak'ın savaş sonrasındaki genel durumunun ana hatlarını belirleyecek olan karar tasarısı
Güvenlik Konseyi'ne sunuldu.
İki ay önce, Irak'a karşı savaşın Güvenlik Konseyi'nin yetkisi dışında başlatılmış olmasına rağmen, bu karar tasarısıyla önceki fiili durumun da sistem içinde tanımlanacak bir nitelik kazanmasına çalışıldığı anlaşılıyor.
Zira, bu metnin daha başlangıç paragraflarında, 'işgalci güçler' terimi
kullanılarak kendilerine atıfta bulunulan devletlerin uluslararası hukuktan doğan yetki, sorumluluk ve yükümlülüklerine dikkat çekiliyor. Ve birleşik komutanlık altında faaliyette bulunan bu güçlerin ülkede oluşturduğu 'İdare' tanınıyor.
Bu güçlerin, yukarıda belirtildiği şekilde uluslararası hukuk bağlamında tanınmalarına rağmen bunun, sadece 'uygulanabilir' hukuk kurallarıyla sınırlı tutulması, bu devletlerin kendilerini bağlı kabul etmedikleri uluslararası hukuk kurallarının da uygulanmasının takibi bakımından sorun yaratabilir. Zira bu durumda, 'işgalci güçler'in, örneğin bir antlaşma sayesinde açıkça yükümlülük altına girdiğini beyan ettiği kurallar dışında bir uluslararası hukuk tanımı yapmak mümkün olmayabilir. Bunun, insani kayıpların önlenmesine ilişkin veya doğal kaynaklar üzerinde ülke devletinin tasarruf yetkisine ilişkin uluslararası hukuk kuralları bağlamında nasıl bir sonuca yol açacağı, şimdiden tahmin edilebilir.
Kararın gene başlangıç paragraflarında belirtildiği üzere, bugün Irak'ta çalışmakta olan veya gelecekte çalışacak olan ve 'işgalci güçler' arasında bulunmayan devletler 'işgalci güçler'in oluşturduğu İdare'nin yetkisi altında bu faaliyetlerini sürdürebilecektir.
Tasarıda bu İdare'nin amacı, Irak ülkesinde güvenlik ve istikrar koşullarının yeniden sağlanmasına yönelik olarak belirlenmeye çalışılmış. Böylece, Irak halkının kendi siyasi geleceğini özgürce belirlemesi koşullarının oluşumuna dikkat çekilmiş.
Karar tasarısında, Konsey'de kabul edildikten sonra, Birleşmiş Milletler Genel Sekreteri'nce bir Özel Temsilci'nin tayini de öngörülmüş. Ancak, 'İdare' karşısında, bu temsilcinin işlevi, bir koordinasyonu gerçekleştirmekten ibaret görünüyor. Bu, Birleşmiş Milletler, uluslararası kuruluşlar ve idare arasında koordinasyonun sağlanmasıyla ilgili bir işlevdir. Bu nedenle, İdare'yle Birleşmiş Milletler Özel Temsilcisi arasındaki ilişkilerin geometrisi de, bir eşitlerarası ilişki olmayacaktır.
Nitekim, dolaylı olarak bunu ifade etmek üzere olsa gerek, karar tasarısında, Özel Temsilci'nin İdare'yle çalışma ilişkisinin 'yoğun' olması gereğine işaret edilmiş. Bu vurgu, 9 Mayıs 2003 tarihli ABD ve Britanya tasarısında yoktu.
Tasarının, bugün için en önemli sayılacak tarafı, Irak doğal kaynaklarının (petrol ve doğalgaz) tasarrufuyla ilgilidir. Geçen mart ve nisan aylarında yenilendiği şekliyle 'Gıda için Petrol' programının altı aylık öngörülen dönem boyunca uygulanmasına devam edilecek, fakat daha sonra bu konuya ilişkin tüm sorumluluk İdare'ye ve ileride belirlenecek Irak geçici yönetimine devredilecektir. Bu karar tasarısının kabulüyle, Birleşmiş Milletler Genel Sekreteri'nin 'Gıda için Petrol' programının gözetimi ve izlenmesine ilişkin işlevleri de sona erecektir. Bu faaliyetlere, Irak'tan ihraç edilecek petrol ve petrol ürünleri de dahildir.
Kısaca belirtmek gerekirse, ABD, Britanya ve İspanya tarafından Konsey'e sunulan bu karar tasarısının kabulü durumunda, kararın hazırlanmasında bu üç devletin adı geçmekle birlikte aslında ABD'nin tek taraflı uluslararası politikalarına işlerlik kazandırılmasında, bu defa bir Birleşmiş Milletler manivelası da kullanılmış olacaktır. Karar tasarısında, Irak sorunuyla ilgili olarak 1990 yılından beri oluşturulmuş tüm uluslararası denetim, inceleme ve karar mekanizmalarının 'işgalci güçler'ce oluşturulan
İdare'nin yetkisi altına alınması hedefleniyor. Bu durumda, şayet Konsey'deki görüşmelerde bir değişiklik üzerinde mutabık kalınamazsa, ABD'nin fiili tek yanlı güç politikasının, bu kez Birleşmiş Milletler'in olası 'meşruiyet' desteğinden de yararlanılarak sürdürülmesinin hiçbir anlamı olmasa gerek.