Asıl başarısızlık

Hükümet, tezkeresinin kabul edilmemesini doğuran hukuki yaklaşımı hiç dikkate almadı.

Meclis'in 1 Mart günlü oturumunda, ABD'nin Irak'a karşı silahlı saldırısına destek olma konusunda olumlu bir kararın alınamaması bir sürpriz oldu. Meclis'in bu tutumunu nasıl değerlendirmek gerekir?
Her şeyden önce, söz konusu Meclis kararının, kelimenin gerçek anlamıyla bir 'savaş'la ilgili olduğu göz ardı edilemez. 1940'ların ortalarından bugüne, 'savaş', artık bir devletin egemenliğinin kanıtlanmasına ilişkin araçlardan biri olarak tanınmıyor. Geçerli terim, 'kuvvet kullanma' ve bu da belli istisnai koşulların varlığına bağlı. Meşru müdafaa veya bir Güvenlik Konseyi kararına dayanan bir zorlayıcı kolluk tedbiri niteliğindeki kuvvet kullanma halleri, bilinen istisnai örnekler. ABD'nin askeri harekâtı, bu çerçevede değerlendirilemeyeceği için adı ya 'savaş' ya da 'silahlı saldırı' olmak zorunda. Bu nedenle, Türkiye'nin bu harekâta dahil olması veya sadece destek sağlaması gibi, daha düşük derecede bir şiddet olasılığına dikkat çeken görüşlerin, bu savaş ya da saldırı gerçeğini bertaraf ettiğini düşünmek pek naif bir yorum olur.
O halde Meclis, savaşa varacak bir konuda oylama yaptı ve bir sonuca vardı. Savaş kararı, bir hükümetin olağan yürütme faaliyetleri arasında bulunan bir işlem değildir. Bir anlamda, halktan 'kan vergisi' talep etmektir. Bu nedenle, Türkiye siyasi rejiminin parlamenter bir demokrasi olduğunu ileri sürüp, bunun da, hükümetin Meclis'teki çoğunluğuna dayandığı sonucuna varmak ve bu çoğunluğun, hükümet kararlarını mekanik bir biçimde onaylayacağından dem vurmak, özellikle bir 'savaş' kararı konusunda, hem isabetsiz hem de gayet enstrümantalist bir demokrasi anlayışını ortaya koyar. Parlamenter bir demokraside dahi, yasama ve yürütme arasındaki kuvvetler ayrılığının en belirgin biçimde tartışılacağı konulardan birisi, böyle bir savaşa karar vermektir.
Kaldı ki, bunun, Türkiye siyasi tarihindeki ağırlığı da unutulmamalı.
İkinci Meşrutiyet'ten kaynaklanan anlayışın bir devamı olarak, Türkiye'de, savaşa karar verme işleminin, yürütmenin değil ama Meclis'in yetki alanına dahil oluşu, bütün Cumhuriyet anayasalarında korunan bir kuraldır. Diğer bir deyişle savaş kararı, Meclis'in, yasama organı olma niteliğinin ön planda tutulduğu bir usule bağlı olarak sonuçlandırılacak bir işlemdir. Ve bu nedenledir ki, son iki anayasamızda, ayrıca özel birer hükümle, Meclis'in yetkileri arasında düzenlenmiştir.
Bu durumda, son Meclis kararının, Meclis'i sadece 'parti grubu' olarak gören dar anlayışın aksine bir gelişme olduğu söylenebilir. Hele savaş gibi bir konuda, bunun zaten böyle yorumlanması, Türkiye hukukunun da bir gereğidir.
Ancak Meclis'in bu yetkisi sınırsız da değildir. Anayasa, 92. maddesinde, bu sınırı 'uluslararası hukukun meşru saydığı haller' koşuluyla belirlemiştir. Bu, Türkiye'nin, kuvvete başvurma konusunda hukukun üstünlüğünü tanıyan ve uluslararası hukuka uyma taahhüdünü ifade eden bir sınırdır. Bu, aynı zamanda, Birleşmiş Milletler sisteminin en temel ilkelerinden biridir. Türkiye bu uluslararası örgüte üye olmakla, aynen öteki devletler gibi, zaten böyle bir yükümlülük altına girmiştir. Belli bir dönemde, hukuk tarafından öngörülen ve tüm devletler için geçerli olan egemenlik sınırlamaları, şu ya da bu devletin egemen bir devlet olma niteliğini ortadan kaldırmaz.
O nedenle, işin başından beri, bu maddedeki 'uluslararası hukukun meşru saydığı haller' ibaresini, ancak Meclis'in belirleyebileceğinden dem vuran görüşler de tamamen isabetsizdir.
Bu konuda, Güvenlik Konseyi'nin başka kararlarından örnekler vererek, bunlara da mı uymak gerektiği yolundaki alaycı ifadelerin de pek anlamı yok. Zira Meclis'in önündeki kararda söz konusu olan, 'savaş'a varacak ve bu nedenle uluslararası hukuk bakımından meşru sayılamayacak bir harekâta katılmaktı. Oysa verilen örneklerin bununla hiçbir ilgisi yoktur.
Hükümetin başarısızlığı, sadece istediği bir kararın Meclisce kabul edilmemesine bağlanmamalı; bu sonucu doğuran hukuki değerlendirmeyi hükümetin hiç önemsememesi ve bu yüzden müzakerelerinde yeterli bir diplomatik mesafe aracı olarak da kullanamadığının anlaşılması, asıl başarısızlık.