Avrupa gelişmeleri ve Türkiye

Dünkü Financial Times gaze-tesinin aktar-dığına göre, Lüksem-burg Başbakanı Jean-Claude Juncker, Avrupa Birliği'nin geçen hafta yapılan Brüksel zirvesinde doğan bunalımı...

Dünkü Financial Times gaze-tesinin aktar-dığına göre, Lüksem-burg Başbakanı Jean-Claude Juncker, Avrupa Birliği'nin geçen hafta yapılan Brüksel zirvesinde doğan bunalımı, bütçe konusunda ve bir bütün olarak Avrupa projesine yönelik iki farklı felsefenin çatışması olarak açıklıyordu. Bunu, Britanya, Hollanda ve İsveç'in muhalefetini dikkate alarak, Franko- Germen sosyal modeline karşı bir Kuzey Avrupa tutumu olarak da açıklayan yorumcular var.
Ancak, görülen o ki, bu bunalımın etkisi sadece 'eski' Avrupa sınırları içinde kalmayacak. Örneğin Polonya, Birliğe yeni üye olan devletlere, üyeliğin bu ilk evresinde sağlanan mali desteğin, önceki örneklerle kıyaslanmayacak ölçüde daraltılma girişimine karşı şimdiden muhalefetini yükseltmeye başladı. Daha fazla mali desteğe ihtiyaç gösteren Bulgaristan ve Romanya'nın ve daha sonra Hırvatistan'ın müstakbel Birlik üyeliği, bu tartışmayı daha da derinleştireceğe benzer.
Geçen haftalarda, ilkin Fransa'da, ardından Hollanda'da yapılan referandumlarla Avrupa Anayasası'nın reddedilmesinde, ret yanlılarınca yükseltilen bir Türkiye muhalif söylem de vardı. Ancak daha sonra yapılan ölçümlerde, örneğin Fransa'da, bunun yüzde 6 oranında etkili olduğu belirtildi. Kısaca, Fransa seçmenlerinin anayasayı reddetmesindeki başlıca
faktör başlı başına Türkiye değildi.
Hollanda'da, van Gogh cinayetinden beri gözle görülür bir Müslüman karşıtlığı kayıtlara geçse de ve bu, belki bir ölçüde Türkiye faktörüne de tahvil edilebilecek siyasi bir tutumu beslemiş olsa da, Hollanda'nın anayasa karşıtlığının daha özel nedenlerini de gözden uzak tutmamak gerekir. Hollanda, Avrupa'nın birçok ülkesinin çok ötesinde liberal bir hukuk düzenine sahiptir. Bu, ülkede, uluslararası hukukun iç hukuka karşı daha üstün bir etkiye sahip olmasından ötanaziye ve sosyal hayatı belirleyen birçok ayrıntının çok farklı bir anlayışla düzenlenmiş olmasına kadar uzanır. Ve Hollandalılar, açıklıkla bu düzenlerinin sulandırılmasını istemediler.
Son haftaların Avrupa Birliği'ne ilişkin gelişmelerinde, bu yönde bir gerçeklik payı bulunmakla birlikte, bu durum, Türkiye'nin konumunun, bu sorunların arasından bir tereyağından kıl çeker gibi, süzülüp çıkacağı anlamına da gelmiyor. Çünkü geçen hafta patlak veren bunalımın nedenleri, ister istemez Türkiye faktörünün daha da göze batmasına yol açabilecektir. Bu nedenler, Türkiye konusunda ötedenberi mevcut olan birtakım tartışma başlıklarıdır. Ve bunların, siyasi kriterler olarak adlandırılan, insan hakları, demokrasi, azınlık hakları, vb. gibi konularda değil, ekonomi ve nüfus gibi bir alanda toplandığını biliyoruz.
Brüksel zirvesinde, genişlemenin yeniden düşünülmesi gereğine işaret edilmesinin, ilk planda böyle okunacağı söylenebilir. Bu, öncelikle 'eski' Avrupalılarca dile getirilmiş olmasına rağmen, bu yaklaşımın 'yeni' Avrupalılarca da hararetle savunulacağı aşikâr.
İşte, tam da bu noktada, hükümetin, bu gelişmeyi karşılamaya yönelik bir hazırlıklılık içinde olması çok önemli. Avrupa Birliği'ne uyumun, siyasi
cephesi bağlamında yapılan reform çalışmalarının değerinin küçültülmesi mümkün değil. Son tahlilde, bir demokrasi ufkuna sahip olmak, zaten başka türlü bir açıklamaya da engel olur. Ancak ekonomi cephesinde, özellikle IMF ile ilişkiler bağlamında uygulanan programın ve uzantılarının, böyle bir atmosfer içinde korunması daha da zorlaşabilir. Gerek özellikle Meclis dışında doğacak olası bir muhalefet söylemi, gerek Türkiye kamuoyunda Avrupa Birliği, IMF, Dünya Bankası ve hatta ABD bakımından pek bir ayrım gözetmeyen ya da zaten bundan bihaber bir muhalif söylemle baş etmek daha da müşkül olabilir.
Sonuçta, Türkiye, elbette tam üyelik sürecinde elinden gelen tüm çabayı göstermek durumunda, ama ilişkinin sadece bu zeminde tanımlanması, gitgide sadece pozitivist bir hukuk anlayışının kalıpları içine sıkışıp kalacaksa, bilinmelidir ki, siyasi ve sosyal ilişkiler bunun etkisini büyük ölçüde ortadan kaldırabilir.