'Basın açıklaması' ve haklar

Günlerdir, Genelkurmay Başkanlığı'nın, 8 Haziran tarihinde 'Basın Açıklaması' adı altında kendi internet sitesinden yayımladığı, numaralandırılmış paragraflardan oluşan bir metin farklı açılardan tartışılıyor.

Günlerdir, Genelkurmay Başkanlığı'nın, 8 Haziran tarihinde 'Basın Açıklaması' adı altında kendi internet sitesinden yayımladığı, numaralandırılmış paragraflardan oluşan bir metin farklı açılardan tartışılıyor.
Bu metnin (3) numaralı paragrafında, "Her fırsatta, yurtiçinde ve yurtdışında barış, özgürlük ve demokrasi gibi insanlığın yüksek değerlerini, terör örgütüne paravan olarak kullanan kişi ve kuruluşların, bu olayların gerçek yüzlerini görme zamanı artık gelmiştir" denilerek, adeta gaflet veya hıyanet içinde bulunan bir zümreden söz ediliyor.
Bu metnin yayımlanma durumunu şimdilik bir tarafa bıraksak bile, böyle müphem bir ifadenin farklı güç ilişkileri bakımından çok değişik yorumlara çekilmesi, farklı gerginliklere konu olması işten bile değil. Eğer bu tür sakıncaların doğmayacağı, çünkü o paragrafta kendilerine atıfta bulunulan zümrenin kendilerinin kim olduğunu zaten bildiği gibi bir varsayıma dayanılıyorsa, bu, demokrasi olduğunu ileri süren bir ülkede, o sorunun önlenmesi için başlı başına yeterli bir neden olarak görülebilir mi?
Şiddet ya da terör aracını, kendi politikasının dili haline getirmenin bir meşruiyetinin olmadığını, Birleşmiş Milletler, Avrupa Konseyi, Avrupa Güvenlik ve İşbirliği Teşkilâtı gibi uluslararası örgütlerin insan hakları standartları adıyla kabul edilen hukuk kuralları arasında bulmak mümkündür ve bu, bir sürpriz de değildir. Belki, hemen oralara kadar gitmeye bile gerek yok. Zira, Türkiye'nin kendi Anayasası da, 15. maddesinde, savaş, seferberlik, sıkıyönetim veya olağanüstü hallerde, durumun gerektirdiği ölçüde hak ve özgürlüklerin kullanılmasının kısmen veya tamamen durdurulabilmesini öngörür. Hatta bunlar için Anayasa'da öngörülen güvencelere aykırı tedbirler alınmasını da kabul eder.
Ancak bunu kabul ederken, bir kırmızı hatta da dikkat çeker:
"Milletlerarası hukuktan doğan yükümlülükler ihlâl edilmemek kaydıyla..." Bunun anlam şudur:
Ülkenin güvenlik menfaatleri bakımından en yüksek derecede kaygıların varlık bulduğu bir dönemde dahi, o uluslararası insan hakları standartlarına aykırı uygulamalardan kaçınılması zorunludur ve buna aykırı durumların önlenmesi idarenin sorumluluğu içindedir.
Şimdi, Anayasa'nın bu hükmünün uygulanması bağlamında yapılan her eleştiri ve uyarı, bırakınız insanlar veya kurumlar arasındaki ilişkileri, bizzat Anayasa'nın âmir bir hükmünün yerine getirilmesi anlamına gelir. Hukuk kurallarının nasıl uygulanması gerektiği bir meçhul değildir. Bunları ya tamamen kendi çıkarlarınız uğruna çekip çevirerek uygulamaya çalışırsınız ki, bu yaklaşım tarzının kendisinin ne demokrasiyle ne de insan haklarıyla bir ilgisi vardır. Veya olması gerektiği gibi bir uygulama tavrı sonucunda bir şey söylersiniz. O halde, Genelkurmay'ın yadırgadığı bunlardan hangisidir? Hukukun saptırılması mı, hukuka uygun bir eleştiri mi?
Bunlardan sonuncusunun yadırganmaması gereken bir tutum olduğunu, bizzat Anayasa, ortaya koyuyor. Anayasa'nın, 'Cumhuriyet'in nitelikleri' başlıklı
2. maddesinde, Türkiye'nin 'insan haklarına saygılı bir devlet' olduğunu vurgulamasının başka anlamı olamaz.
İlk duruma ilişkin örneklerin kınanmasından dem vurmaksa, zaten malûmu ilândan öte bir anlam taşımaz.
Kiminle olursa olsun, mücadele edilen tarafta olanlar, bizzat bir terör eyleminin aktörleri bile olsa, herkes gibi onların da haklarından söz edilmesi, başkalarının değil ama sadece onların haklarına vurgu yapılması anlamına hiç gelmez. Böyle bir tartışmada asıl önemli olan ve altı çizilmesi gereken kaygı, bizim, kendi kendimizi nasıl tanımladığımızla ilgili bir sorundur. Bir şiddet eylemi karşısında göstereceğimiz tepkinin niteliği, sadece ve sadece bizi tanımlayacaktır. Kaldı ki, son yıllarda, bu konularla ilgili büyük eleştiriler de olmadı. Ama, 1980-1983 dönemi ve 1990'ların ortaya çıkardığı birtakım vakaların tüm ülke üzerindeki koyu karanlığı, hâlâ hepimizi kuşatıyor.