Bir avuç şahin(!)

Savunma ve güvenlik konuları, idarenin saydamlığı ve iyi yönetişim gibi kavramların etkili olduğu bir yönetim tarzının çok kolay terk edilebildiği alanlar.

Savunma ve güvenlik konuları, idarenin saydamlığı ve iyi yönetişim gibi kavramların etkili olduğu bir yönetim tarzının çok kolay terk edilebildiği alanlar. Bunun, herkesçe malum gerekçesi şu: Bu bilgiler fazlaca
'günışığı'nda tutulursa, terim yerindeyse solabilir. Zira, 'iyiler' gibi, 'kötüler' de bunlara erişebilir ve istenmeyen sonuçlar doğabilir.
Ne var ki, bu genel doğrunun ilanı, başlı başına yeterli bir gerekçe değil. Zira aleniyet kazanmamış bu bilgilere dayanan bir karar sürecinde etkili olan, bu kararları alan bazı yetkililer var. Ve onların, bu görevlerini nasıl icra ettikleri konusunda, bu koşullar altında ve en azından işin başında, kimsenin pek bir şey söylemesi de mümkün değil. Bu durumda, alınan kararların ve buna dayanarak yapılanların düzgün ve kurallara uygun olduğunu kabul etmek bekleniyor. Peki, ya gelişmeler hiç de sanıldığı gibi değilse, ne olacak?
1980'lerde, Reagan yönetiminin Orta Amerika'da, özellikle Nikaragua'da yürüttüğü dolaylı saldırı eylemleri karşısında, ABD'nin bunlarla ilgili karşı gerilla eğitimi konusunda Başkan Reagan'a soru yöneltildiğinde verdiği cevap, aynen yukarıdaki anlayışı yansıtıyordu: Bu konulara ilişkin fazlaca bir yorum yapmak mümkün değildir. Zira, bir açıklama yapılırsa, ABD yurttaşları bu konuda bilgileneceği gibi, istenmeyen bazıları da bilgilenebilir ve bu, hiç de istenen bir durum değildir. Yönetmen John D. Smihula'nın 'Hidden in Plain Sight' (Gözönünde Gizli) adlı belgesel filminin ana konusunu oluşturan, Fort Benning'deki Amerikalar Okulu'nda 'eğitilen' Latin Amerikalıların misyonu da bu sorulara dahildi ve aynı tarz bir cevapla karşılanmıştı.
Bugün, daha da vahim bir tabloyu yavaş yavaş görünür kılan bazı gelişmeler de bu yönde. Geçen hafta, basında yer aldığına göre, ABD ve Britanya'nın dışişleri bakanları, Irak'a yönelik bir askeri harekâtın eşiğinde dünyayı ayağa kaldırmaya hazırlanırken, Irak'ın silahlanma programına ilişkin ellerindeki istihbarat bilgisinin, aslında hiç de tatmin edici olmadığı konusunda hemfikirmiş. Daha önce, Britanya Başbakanı Blair'in açıkladığı,
Irak'ın silahlanma programı konusundaki 'önemli' bilgilerin de, büyük ölçüde asılsız ve hatta bir doktora tezinden kopya edilmiş olduğu açıklanmıştı. Başkan Blair'in, bu konuya ilişkin istihbarat raporlarının hazırlanmasına müdahale edip, Irak'ın dünya için büyük ve yakın bir tehlike oluşturduğu yönünde değişiklikler yaptırdığı iddiaları da, işin cabası.
Bu gelişmeler karşısında, ABD Savunma Bakanlığı'nın iki numarası Paul Wolfowitz, Vanity Fair dergisine verdiği mülakatta, Irak'a yönelik askeri harekâtın yegâne amacının Irak'ın kitle imha silahları olmadığını buyurdu.
Aslında, Irak'a yönelik bu silahlı saldırı fikrinin pişirilmeye başlanmasından beri, bu konuda meşruiyet esasının gözden uzak tutulmaması konusundaki eleştirilerin amacı, bir yerde bu keyfi ve kaba güç politikasının denetlenebilmesi; bunda tam olarak başarılı olunamasa bile, en azından böyle bir söylemin etkili kılınmasıydı. Birleşmiş Milletler örgütü, özellikle Soğuk Savaş'ın sona erdiği 1990'ların başından itibaren, Güvenlik Konseyi'nin uluslararası barış ve güvenlik konularıyla ilgili isabetli kararlar almasını sağlamak üzere, bir siyasi danışmanlık ve bilgi edinme birimini oluşturmaya ve etkili kılmaya çalışmıştı. Bu çabanın hedefi de, bir anlamda aynı söylemle açıklanabilir; tabii, devletler düzeninin buna izin verdiği ölçüde...
Birkaç yıl önce, ABD'de katıldığım bir programda, tartışma, ABD'nin 1970'lerdeki Latin Amerika politikasına gelmişti. Bir Amerikalı konuşmacı, bunun tüm Amerika'yı töhmet altında bırakamayacağını, başta Henry Kissinger gibi bazı şahinlerin, bu müdahaleci ve şiddeti ön plana iten politikanın mimarları olduğunu ileri sürmüştü. Muhtemelen bugün de aynı şeyler söylenebilir. Ne pahasına olursa olsun, başarılı veya muzaffer olma görüntüsü verme hırsı, hiç de yeni değil. İnsanın dünya üzerindeki varlığına eşit bir gerçek. Siyaset kuramcıları bu konuda az mürekkep harcamadı.
Fakat insan olmanın erdemi, sadece bu şiddetin 'şiddet' olduğunu terennüm eden bir bilgiçlikle tekrarlanıp durmakla sağlanabilir mi? Yoksa bu politikaların mağdurlarını güçlendirme politikalarının inşası üzerine düşünebilmek, çok mu gerçekdışı?