Bir sınav dönemi

Kendimizi nasıl ifade ediyoruz? Herhalde bu soruya verilecek sayısız cevap bulmamız mümkün ve gelişen teknolojik olanaklardan yararlanarak, bugünden kestiremeyeceğimiz başka yolların da buna dahil olacağı gibi bir öngörü, tartışmadan uzak görünüyor.

Kendimizi nasıl ifade ediyoruz? Herhalde bu soruya verilecek sayısız cevap bulmamız mümkün ve gelişen teknolojik olanaklardan yararlanarak, bugünden kestiremeyeceğimiz başka yolların da buna dahil olacağı gibi bir öngörü, tartışmadan uzak görünüyor.
Demokratik bir toplumda, bu ifade araçlarının çeşitliliği konusunda kuşku yoksa da, o araçlardan hangi biçim ve tarzda yararlanacağımız konusunda, tamamen kişisel tercihe yer bırakıldığı da söylenemez. Çok ayrıntısına girmeye sanırım gerek yok. Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi, Avrupa ülkelerindeki ilişkiler bakımından bunun çerçevesinin ne olduğunu 10. maddesinde belirlemiştir. Bu Avrupa standardı, genel hatlarıyla ulusal, yerel veya kişisel düzeyde bir mağduriyete veya kayba yol açılması ya da böyle güçlü bir olasılığın başgöstermesi tehlikesine dayanarak ifade özgürlüğünün sınırlanmasına varacak tedbirler alınmasını mümkün kılar.
Aynı yönde bir insan hakları standartı, tüm dünya için bir düzen öngören Birleşmiş Milletler'in ilgili sözleşmelerinde de öngörülür.
Tabii insanların, birilerine kendi görüşlerini, düşüncelerini, mensubu oldukları siyasi topluluğun hedeflerini, dini akidelerini, kısaca diledikleri her şeyi aktarmaya çalışması, böyle bir özgürlük alanı içinde yer alabilir. Bunun, bir eylemsellik biçiminde, bir kişinin veya birden çok kişinin bir araya geldiği, fiziksel anlamda da değer taşıyan bir gösteri biçimine sahip olması da, elbette bir ifade açıklaması sayılacaktır. Ancak yukarıda belirttiğim o sınırlama ölçütü, bu bakımdan da dikkate alınacaktır.
Birilerinin başka birilerine, kendi görüşlerini aktarmak için, yumurta, taş, molotofkokteyli, bomba atmasını, kendini bu şekilde ifade etme olarak tanımlayanlar çıkabilir. Bu eylemlerin meşruiyetini kabul ettirmek için, belki çevreci grupların gerçekleştirdiği bazı sivil itaatsizlik eylemlerini örnek gösterenler de olabilir. Sivil itaatsizlik, demokratik bir toplumda kabul edilebilecek çerçevede bir protesto tutumudur. Bu, yasalara uyma kuralını belli ölçüde zorlamayı gerektirse de, ortaya çıkan sonucun, yukarıda aktardığım tarzda bir mağduriyete veya kayba yol açması, ortaya çıkan sonucun tanımını da değiştirir.
Bütün bu açıklamalar, sanırım zaten bildiğimiz, şaşırtıcı gelmeyen ama buna karşın, her vaka bakımından titizlikle değerlendirilmesi de gereken bazı esaslar. Tam da bu noktada, bir süredir pek tercih edilir olan 'iletişim' araçlarını hatırlamakta yarar var: Taş, yumurta ya da bazı patlayıcılar. Herhalde, görüşünü iletmek istediği kişileri ya da bu uğurda gözden çıkarılan başkalarını ortadan kaldırarak veya yaralayarak, kelimenin gerçek anlamıyla bir iletişimde bulunulduğu iddia edilemez.
Görüşlerini paylaşmadığı ya da görüşlerini aktarmaya çalıştığı kişileri ancak ortadan kaldırarak kendi varlığını kanıtlamaya çalışmanın trajik hali, kendini ifadeden yoksunluğun içten dışa doğru bir patlaması aslında. Bu tablo, sadece kamu düzenini değil, toplumsal düzeni bozabilecek bu gibi vakalar karşısında nasıl önlem alınacağı konusunda da ayrı bir hazırlığı gerektiriyor.
Kolluk kuvvetleri, genellikle yasadışı bir eylemi bastırmaya yönelik bir eğitim alır. Ancak bu nitelikte, daha geniş kapsamlı sonuçları olabilecek bazı eylemlerde, sadece o eylemin bastırılması değil, ama o krizin yönetilebilmesi becerisi de gerekiyor. Ve bu, o vakanın meydana gelmesinden önceki ve bundan daha sonraki genel idari işleyiş ve siyasi tutumla da paralel bir anlayış içinde olmak zorundadır.
Sonuçta, Türkiye'nin demokratik bir toplum olmaya yönelik yasal çabalarının, epey zorlanarak da olsa, toplumsal ilişkilerde sınandığı bir evrede olduğumuzu düşünmeliyiz. Bu sınavda başarılı olmanın belki şimdilik bir ödülü yok, ama bu sınavdaki başarısızlığın cezası maalesef sadece o sınava neden olanlarla da sınırlı kalmıyor.