BM zirvesi: Ümit ve gerçek

Bu yıl 21 Mart günü Birleşmiş Milletler Genel Sekreteri Kofi Annan tarafından açıklanan ve bu uluslararası örgütün uluslararası sorumlulukları konusunda daha etkili bir işleyiş mekanizması...

Bu yıl 21 Mart günü Birleşmiş Milletler Genel Sekreteri Kofi Annan tarafından açıklanan ve bu uluslararası örgütün uluslararası sorumlulukları konusunda daha etkili bir işleyiş mekanizması ve elbette bunun hukuki zemininin hazırlanmasını öngören rapor, meraklı bir bekleyişe neden olmuştu. Zira, bu konuda nihai karar, eylül ayında New York'taki Birleşmiş Milletler Merkezi'nde yapılacak devlet ve hükümet başkanlarının katıldığı zirvede belirlenmiş olacaktı. Böylece, Birleşmiş Milletler'in 60. kuruluş yıldönümünde, örgütsel bir reform adına bir adım atılmış da olacaktı.
Annan'ın raporu, kalkınma, güvenlik ve insan hakları kavramlarını ön plana çıkaran ve 'daha geniş özgürlük' vurgusu taşıyan bir rapordu. Geçen hafta cuma günü, bu konuları da kapsayan 'Sonuç Belgesi' başlıklı bir metin Genel Kurul'da kabul edildi. Bu belgede, Birleşmiş Milletler'in çoktaraflı çözümleri teşvik ettiği sorun alanları şöyle sıralanmış: Kalkınma, barış ve ortak güvenlik, insan hakları ve hukukun üstünlüğü, Birleşmiş Milletler'in güçlendirilmesi.
Ben bugün, bunlardan özellikle insan hakları ve güvenlik konuları üzerinde durmak istiyorum.
'Sonuç Belgesi' metninde, birtakım yenilikler bulmak mümkün. Ancak, insan, bunlara ilişkin yetkili organların işleyiş tarzını göz önünde tuttuğu takdirde, kuşku payından da vazgeçemiyor.
Örneğin kurulması kabul edilen 'Barışın İnşası Komisyonu', savaşın veya iç çatışmaların parçaladığı bir toplumda, yeniden inşa çabalarının sorumluluğunu ve koordinasyonunu üstlenmeye yönelik bir yapı oluşturacak. Bu gelişme, aslında, 1990'ların başlarında, temelleri önceki genel sekreterlerden Boutros-Boutros Ghali tarafından atılmış bir fikre dayanıyor. Örgütün bu konuda, özellikle mayın temizleme operasyonları, silahsızlandırma, siyasi seçimlere ilişkin altyapının kurulması gibi, yeniden inşa faaliyetlerinin, belki de başlangıç çizgisini oluşturacak başarılı projeleri sonuçlandırdığını söylemek mümkün.
Fakat, 'barışın inşası' kavramının, aslında toplum, ekonomi ve siyaset üçgeninde ve bunların tüm ayrıntılarıyla birlikte, bütün hayatı kucakladığı da bir gerçek. Bu önemli çabanın gerek duyduğu katkının sağlanması, elbette büyük fonları bulmayı da gerektiriyor. Oysa, gene bu zirve toplantısında, kalkınma konuları bağlamında, özellikle dünyamızın gelişmiş ülkelerinin akçalı bir katkıda bulunmak konusundaki gönülsüzlüğü, doğrusu bu gibi insani çabaların geleceği konusundaki resmi taahhütleri de epey gölge altında bırakıyor.
Öte yandan, soykırım, savaş suçları, etnik temizlik ve insanlığa karşı suçlar konusunda, Birleşmiş Milletler üyelerinin, bundan sonra 'ortak bir sorumluluk' altında olduğuna ilişkin taahhüt de, hem Güvenlik Konseyi hem de bireysel olarak tüm üyeleri ilgilendirecek bir konu. Ancak, bu sorumluluğun, örneğin bir müdahaleyi gerektirdiği durumlar karşısında, nasıl bir mekanizmaya bağlı olarak uygulanacağı, oldukça belirsiz.
Zira, bazı ülkelerde bu gibi durumların ortaya çıkmış olması, zaten Konsey'in yetkisi içinde bir konudur. Bu konuda bir kararın alınmasını, buna bağlı olarak da üye devletlerin o yönde davranma sorumluluğunu gerektirir. O halde, bugüne kadar, devletlerarası güç ve çıkar ölçütlerinin belirlediği duyarsızlığın giderilmesi için, bundan sonraki farklı sorumluluk düzeyinin mekanizmalarını nasıl kurmak gerekir? Sanırım, bu sorunun cevaplanması, aşina olduğumuz bir sorunlar demetiyle yeniden karşılaşmamızı doğuracaktır.
Kurulması önerilen İnsan Hakları Konseyi konusunda da benzeri sorunlarla karşılaşılması mümkün görünüyor. Böyle bir oluşumun, artık trajikomik bir hal alan İnsan Hakları Komisyonu uygulamalarından farklı ve etkili bir işleyişe sahip olması için, herhalde yapılacak ilk iş, komisyon benzeri bir yapıdan uzaklaşmak olacaktır. Bu konuda, sivil toplum örgütlenmesinin daha etkili bir katılıma sahip kılınmasının önemli katkıları olabilir.
Zirvede kabul edilen bu belge, elbette hukuken bağlayıcı bir metin değil. Bu, geliştirilmesini kolaylaştırıcı olabileceği gibi, bugüne kadar gördüğümüz üzere, hafifsenmesini de kolaylaştırabilir. Sonuçta, önümüzde, ortaya konulacak çabaların önemini dikkate alan bir gelecek var.