Cinnet hali

Avrupa Birliği'ne uyum çalışmaları nedeniyle, Meclis'in olağanüstü </br>olarak toplanıp, Anayasa'da önemli değişiklikler yaptığını, ardından buna...

Avrupa Birliği'ne uyum çalışmaları nedeniyle, Meclis'in olağanüstü
olarak toplanıp, Anayasa'da önemli değişiklikler yaptığını, ardından buna paralel 'uyum kanunları' diye adlandırılan düzenlemelerin hazırlanıp yürürlüğe konulduğunu ve bu çalışmalara devam edilmekte olduğunu, umarım hatırlıyoruz.
Eğer, kısa sayılabilecek bir süre önce gerçekleştirilen bu çabaları hatırlıyorsak, böylece, devlet aygıtlarının işleyişinde, kökten bir anlayış ve tarz değişikliğinin beklendiğini de hatırlamak zorundayız. Bütün bu uyum süreci, siyasi yönü itibarıyla, kişilerin devlet aygıtları karşısında ezilmediği ve idarenin karar alma mekanizmalarına daha güçlü bir biçimde etki edebileceği bir hukuki tasarımı esas alır.
Bugün, ABD'deki Bush yönetiminin Irak'a karşı silahlı saldırı planlarını değerlendirirken, bir uluslararası güvenlik sorunuyla karşı karşıya olduğumuz tartışmasız. Böyle bir durum, devletin olağan dönemdeki işleyişine göre, elbette daha sıkı ve dikkatli bir icra tarzını gerektirir.
Ancak, bu gerçek olsa da, siyasi olarak, 'olağan' bir döneme oranla çok uzaklara savrulmamız şart mı?
Türkiye Anayasası bile, savaş, seferberlik, sıkıyönetim veya olağanüstü hallerde, temel hak ve özgürlükler konusunda, 'uluslararası hukuk'tan doğan yükümlülüklerin ihlal edilmesini yasaklar. Bu nedenle, bütün o olağandışı yönetim hallerinde dahi, kimsenin yaşam hakkına, maddi ve manevi varlığının bütünlüğüne dokunulamaz; suç ve cezalar geçmişteki vakalara etki edecek bir biçimde tanımlanamaz; suçluluğu kanıtlanıncaya kadar herkes masumdur. Anayasa'nın bu emredici hükmü, aynı zamanda bir uluslararası hukuk standardıdır. Fakat biliyoruz ki, hazırlanan savaş, aslında tam da bu yasağın ihlali anlamına gelecek bir biçimde icra edilecek.
Bu durumda, böyle bir anayasal yükümlülüğün var olduğu bir ülkede yaşayan insanların, bunun, büyük bir olasılıkla ihlâl edileceği bir savaşa karşı olmalarının, en azından ilkesel olarak, karar alma mevkiinde bulunan kişilerce de kabulü gerekmez mi?
Türkiye, bu konuda, ABD'den çok farklı bir konumda ve güzergâhta olması gereken bir ülke. ABD yönetimi, sadece dünyayı ateşe atmak için yanıp tutuşmuyor, kendi ülkesini de bu ruh halinin sonuçlarıyla karşı karşıya bırakmış durumda. Kategorik 'suçlu' katmanları gitgide genişliyor, bu paranoyanın 'kurumsal' tepkileri doğurması da kaçınılmaz. 2001 yılında kabul edilen Yurtseverlik Kanunu adlı geniş düzenleme böyle bir örnekti. Harvard Profesörü Alan Dershowitz'in, geçen yıldan beri sürdürdüğü, hangi yasal koşullara sahip olduğunda, işkencenin 'meşruiyeti'nden söz edilebileceğine ilişkin açıklamaları da, ABD'deki yönetim tarzının, bireysel planda başka bir örneği. Dershowitz'e göre, işkence küçük devlet memurlarına bırakılmamalı; Başkan'ın himayelerinde, yargıç izni ve gözetimi altında, örneğin tırnak diplerine steril altın iğnelerin batırılması gibi yöntemlerle icra edilmeli ve yasalar böylece hâkim kılınmalı. Yasalar da buna kapı aralarsa, daha ne gam..
Türkiye'nin, bu cinnet haline dahil olması gerekmiyor. Başkan Bush yönetimi, bugün, elinde çekiçten başka bir şey olmayan adamın, herkesi ve her şeyi bir 'çivi' gibi görmesi misalini andırıyor. Bu durumu ince, reelpolitik yorumlarıyla meşru göstermeye çalışmak da, ayrıca trajikomik bir durum.
Türkiye'nin, ABD ile olan ittifak ve ortaklık ilişkisi, herhalde, sadece bu iki devlet arasındaki değil, dünya hukuk düzeninin de tahribi pahasına kurulacak bir ilişki olmamalı. Örneğin bugün, Türkiye ve ABD arasında sonuçlandığı belirtilen 'anlaşmalar', mevcut koşullar karşısında, sonuç olarak, devletler için öngörülen 'kuvvet kullanma yasağı'nın ihlali anlamına gelecektir. Bu nedenle, bu anlaşmaların da, o emredici kurala aykırılığı nedeniyle hükümsüz kalacağı, kuvvetle ileri sürülebilir. Dolayısıyla, reelpolitik söylemiyle, Türkiye'nin çıkarlarının korunması uğruna girişilen bu ilişki, aslında 'hukuken' yok hükmünde olan bir ilişkidir.
Bütün bu olan bitenin yeni bir 'hukuk'un habercisi olduğu ileri sürülecekse, bunun ne menem bir niteliğe sahip olacağını, bırakın bunun savunucuları açıklamaya çalışsın.