Değişimin hukuku nedir?

Son birkaç yıldır, Türkiye'nin temel kanunları değiştiriliyor. Aslında, bu konuda yıllardır yürütülen hazırlık çalışmaları semeresini yeni yeni vermeye başladı.

Son birkaç yıldır, Türkiye'nin temel kanunları değiştiriliyor. Aslında, bu konuda yıllardır yürütülen hazırlık çalışmaları semeresini yeni yeni vermeye başladı. Hukuki düzenlemelerin değişen hayata uyumu elbette önemli bir çaba. Ancak son yıllardaki bu hareketliliğin arkasında, Avrupa Birliği'ne uyum sürecinin gerekleri gibi, çok etkili başka bir neden de var.
Böylece, hukuk eğitimi almış olanların ve meslekten hukukçuların, belki daha da yakından farkına varabileceği büyük bir değişiklik ortaya çıkmaya başlıyor. Neredeyse tümü, 1920'li yılların ikinci yarısındaki 'hukuk reformu' döneminde hazırlanıp yürürlüğe giren bu kanunlar ışığında oluşmuş bir hukuki ilişkiler düzeni de, bu değişiklik karşısında yeniden belirginlik kazanmaya başlıyor. Tabii, önceki kanunlarla tanımlanan bazı siyasi ya da sosyal ilişkilerin, kısaca madde numaralarıyla anlaşılması ya da hatırlanması alışkanlığı da yerini yeni maddelere veya başka hukuki simgelere bırakabilir.
Bunlar, o kanunların hayatımızda ne derece yer ettiğiyle ilgili konulardır. Ve her kanun da böyle bir etkiye sahip olmayabilir veya bu, o kadar gözle görünür olmayabilir. Tabii, ceza kanunları, sonuçta özgürlüklerimizle ilgili etkileri olabilen bir hukuki düzenin inşasıyla ilgili olduğu için, belki diğer kanunlara oranla daha fazla hatırlarda kalabilir. Nitekim yeni ceza kanununun yürürlüğe girmesindeki gecikmeyi doğuran tartışmanın başlıca nedeni de buydu.
Dolayısıyla kanunlarla olan ilişkimiz, ya hayatımızdaki farklı ilişkilerde onlarla yüzleşmekle ya da onların, hiç beklemediğimiz bir yerde veya şekilde kendini belli etmesiyle ortaya çıkabiliyor. Bu konuda, elbette asıl önem taşıyan sorun, bu değişimi sırtlanıp taşıyacak olan hukuk teknisyenlerinin bu yükün altında ezilmesini önlemekte yatıyor. Bu da, meslek içi eğitim diye adlandırılan bir süreç. Aslında dönemsel olarak yenilen-mesi şart olan bu eğitim, böyle geçiş dönemlerinde daha da önem kazanıyor.
Türkiye'de de bu yönde bir gayret var. Adalet Bakanlığı, meslek içi eğitimi yürüten dairesi aracılığıyla bu çalışmaları sürdürüyor. Fakat, bu yasal değişiklikler, öncelikle sosyal ve ekonomik hayatımızın mimarisinin yeniden çizileceği önemde bir ağırlığa da sahip olabilir. Veya bu hiç olmayabilir. Bunu, şimdiden bilemiyoruz. Ancak temel kanun niteliğindeki düzenlemelerin yürürlüğe girmesi konusunda, sanırım bu geçişi yumuşatacak birtakım ara formüllere de ihtiyaç var. Britanya'dan bir örnek hatırlıyorum. Bu, Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi'nin bir kanun haline dönüştürüldüğü İnsan Hakları Kanunu'yla (Human Rights Act) ilgiliydi. Ve bu kanunun yürürlüğü öncesinde, sadece iki yıl bu geçiş uyumunu sağlamaya yönelik eğitim çalışmalarına özgülenmişti.
Türkiye'de, bakanlıkça yürütülen çalışmalara paralel olarak, üniversitelerin hukuk fakülteleri, barolar ve değişik örgütlerin bu konularda çalışmaları var. Ama bunlar, bütüncül bir niteliğe sahip olmaktan çok, öncelikle değişikliği kavrama, değerlendirme ve eleştirme gibi açılara sahip görünüyor. Oysa, bu ölçüde geniş kapsamlı bir biçimde, neredeyse başlıca temel kanunların değiştirildiği bir dönemde, bunların tümüne hâkim olması gereken bir değişim düşüncesi veya hukuk politikasının da daha belirgin olması beklenirdi.
Her temel kanunun hazırlayıcıları bakımından, elbette bunun cevabı verilmeye çalışılıyor. Ancak bunu, uluslararası düzeyde bir virtüöz tadında ortaya koyan örnekler bulunduğu gibi, bundan yoksun veya bazı ayrıntılarında bu tadı vermekten uzak örnekler de az değil.
Bugün, bu tür aksaklıklar daha da görünür oluyor ve tartışılıyorsa, buna da şaşmamak gerek. Zira, bugün hiçbir hukuki değişikliğin, bir hak ve özgürlükler anlayışı dışında kalması ve bunun dışında bir
yaklaşımla kabulü, artık söz konusu değil. Bu, belki ceza kanunları bakımından daha öncelikli bir konu olabilir, ama aynı duyarlılık, ticaret kanunu, borçlar kanunu, icra ve iflas kanunu gibi, kişiler arasındaki değişik hukuki ilişkileri düzenleyen alanlarda da geçerlidir. Sadece, o ilişkinin aktörleri ve dolayısıyla ifade ediliş biçiminde bazı farklılıklar olabilir o kadar.